Atlas’ın Kalbinden Yazan: Bike S. Demirkız Ben Lyraan.Atlas’ın yolcularından biriyim.Siz ona bir kuyruklu yıldız diyorsunuz, oysa biz ona “Ana Taşıyıcı” deriz. Çünkü o bir taş
Göklerin en eski zamanlarında, henüz dağların nefes aldığı, nehirlerin uykusuz geceler fısıldadığı çağlarda, Dalın Efendisi olan Ay Tanrıçası Wolhwa (Ay Çiçeği) gök kubbenin üzerinde yalnız
Şehrin en kalabalık caddelerinde yürürken insanların adımlarına karışmış minik gölgeler belirir. Kimi kirli bir duvar dibine sinmiştir, kimi köprü ayaklarının altında uyur, kimi insanların kalabalık
"Yaradılış gayemiz nedir?" sorusu takılır bazen aklıma. Yiyip içmek, gezip tozmak için olmasa gerek bunca nizam ve intizam. Asırlardır bir doluyor bir boşalıyor kâinat. İlk insandan itibaren
Anadolu coğrafyası, tarih boyunca birçok uygarlığın kesişim noktası olmuş; bu durum kültürel, sanatsal ve dinsel açıdan benzersiz eserlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu eserlerin en
Gül, insanoğlunun yüzyıllardır peşinden koştuğu güzelliğin en zarif hâllerinden biridir. Ona “çiçeklerin sultanı” denmesi boşuna değildir; hem görünüşü hem kokusu hem de insanda bıraktığı iz,
Siz benzersiz öykülerin baş kahramanları, akılda kalmak bütün çabanız. Bir farklı olma tutkusu, bir kusursuzluk illeti, çoktan çoğu istemeler, eksik aramalar, beğenmemeler... Kusuruma bakmazsanız ayıp
Yazar Murat Yılmaz Gökyüzü, o gün alışılmadık bir sessizliğe bürünmüştü. Rüzgâr bile bulutların arasında usulca dolaşırken sanki nefesini tutuyor, olacakları merak ediyordu. Bulutlar ağırdı; grinin
İstanbul’da kurumsal bir firmada çalışmaya başlayan Nasreddin, işleri kimsenin beklemediği hızda öğrendikten sonra, amirlerinin gözüne çabucak girerken diğer meslektaşlarının bir kısmının kıskançlıklarına maruz kalır. Hatta