Türk Tarihi ve Haçlı Seferleri (Yazı Dizisi 1)

Uzunca bir zaman boyunca toplumumuzda “Haçlı Seferleri” konusu okul kitaplarında anlatıldığından daha fazla bilinmedi. Cüneyt Kanat ve Devrim Burçak’ın “Sorularla Haçlı Seferleri” adlı, alanında özel bir çalışma olarak önümüzde durmaktadır.
Bu eserden önce Haçlı Seferleri daha çok Amin Maolof’un “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” adlı eserinde anlatıldığı kadar bilindi. Ancak bu eser okunduğu zaman da yazarın abartılı Arap milliyetçiliği hemen göze çarpar. Açık bilgi yanlışları ve kasıtlı saptırmalar kitabın saygınlığını azaltmaktadır. Ne yazık ki Türk tarihine bakış konusunda Maalouf, ortalama bir Arap’tan daha öteye gidememiştir.
“…Maalouf eserinde bariz bir Arap milliyetçiliği yaparak Türklerin başarılarını ve yaşadıklarını küçümsemiş, Avrupalı yazarların yaptığı gibi her fırsatta Türk-İslam kahramanlarını itibarsızlaştırmak için adeta çaba sarf etmiştir. Yazarın Arap milliyetçiliği o denli baskındır ki 1144’te İmammeddin Zengi’nin Urfa’yı ele geçirmesini bile Arapların zaferi olarak aktarmakta sakınca görmemiştir…”
Birinci Haçlı seferinin gerçekleştiği yıllarda Anadolu’daki Türk siyaseti parçalıdır ve aslında güçlü değildir. Dağılmaya başlayan Büyük Selçuklu Devletinin yönetim alanları Atabeyliklere ayrılmıştır. Atabeyler kendi aralarında çekişmektedir ve merkezden bağımsız davranmaktadırlar. Haçlı Seferleri konusunda Avrupalı kaynaklarda adı en çok geçen Türk komutan Musul Atabeyi Kürboğa’dır. Ondan sonra bilinenler Kılıçarslan, Yağısıyan ve Berkyaruk’tur.
Papa Ve Tanrı’nın Barışı
Birinci Haçlı seferine katılan insan sayısı, çeşitli kaynaklarda büyük farklılıklar göstermektedir. Katılanların sayısı 100.000 ile 600.000 arasında olduğu yazılmıştır. Düzenli bir ordu olmadıkları ve dalga dalga ve çeşitli zaman aralıklarıyla geldikleri için kesin rakamı bilmek mümkün değildir. Ancak toplamda Avrupa’dan Anadolu’ya akan insan sayısının; bugünün rakamlarına göre bile çok fazla olduğu öngörülebilir.
Haçlılar, Papa 2. Urbanus’un çağrısı ile toplanmaya başlarlar. Avrupa’daki siyasi ve toplumsal yapının tıkanması, ekilebilir alanların çoğunun kilisenin eline geçmesi, Papa’nın aşırı güçlenmesi, topraksız köylülerin sayısının aşırı artması da bu çağrının yapılmasında etkilidir.
Papa, ilk çağrısında toplananlara; “Tanrı’nın Barışı” sağlama görevini verir. Ancak dönemin ortalama Hristiyan’ı için bu görev pek de çekici gelmez. Hatta bazı krallar bu çağrıyı anlamsız bulur. Kimsenin bu çağrıya katılmayacağını düşünürler. Gerçekten de ilk çağrıdan sonra toplanan insan sayısı azdır. Tanrı’nın Barışını sağlamak yalanı, bugün Amerika’nın Demokrasi getirme yalanı gibidir anlaşılan. Ne söyleyenler ne de duyanlar inanmazlar. Bunun üzerine Papa, ihaleyi büyütür ve bu seferin kutsal olduğunu; ölenlerin sorgusuz sualsiz cennete gideceğini müjdeler.
Cennetten bir mülk ve doğrudan cennete giriş yalanı, katılanların sayılarını Papa’nın bile beklemediği kadar çoğaltır. Hatta ortaya çıkan insan sürülerinin bir an önce krallıkların dışına çıkarılması önemli hale gelir. Bu kadar büyük insan kitlelerinin kontrolünün imkânsız olacağı anlaşılır. Bu nedenle belirli aralıkla biriken haçlılar bekletilmeden kıta dışına atılır. Bu insan sürüleri içerisinde eski askerler, her türden suçlular, kaçaklar, eşkıyalar, hırsızlar, katiller, topraksız köylüler, fakirler, eskiden soylu oldukları halde zenginliklerini kaybedenler vardır. Düzenli değillerdir. Hatta aralarında kadınların, fahişelerin ve çocukların olduğu da kayıtlara geçmiştir.
Temel amaçları Kudüs’ü Müslümanların elinden almaktır. Türkler hakkında akla hayale gelmeyecek iftiraları doğru kabul etmişlerdir. İnanmak işlerine gelmiştir. Türkler istedikleri herkesle cinsel ilişkiyi normal görmektedirler. Kutsal Haça, saygısızlardır. Bu ve bunun gibi çok geçerli nedenlerle KÂFİR olan Türklerin katli şarttır ve malları helaldir. İçlerinde Avrupa’nın her milletinden ve her kavminden insan vardır. Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan, İspanyol vs.
