Yazar- Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gecenin sırlı karanlığında, yağan sağanak yağmurda yok olmak ister gibi bir hali vardı. Yaşadıklarını kaldıracak gücü, elindeki şemsiyeyi tutacak mecali kalmamıştı. Bakışlarını semaya çevirdiğinde, yarını hayâl etmesi çok da mümkün değildi. Elindeki oyalı mendile dikkatle baktı. Değişik desenlerin yer aldığı motifler, yüzünde tatlı bir tebessüm oluşturdu. Sevdiğinin cemali gözlerinin önünde canlandı.
Ufkun derinliklerine, lavanta kokularının arasından süzülüp gitmek istiyordu. Kimsenin olmadığı, kafasını dinleyebileceği, kendiyle hasbihal edebileceği ağaçlıklı bir yere o kadar ihtiyacı vardı ki.
Ruhun dünyaya açılan penceresinden yedi kat semaya çıkmak istedi. Değişik duygularla kanat takan hayallerinin peşinden gitti ruhu da. Yaşadıkları, yaşayacaklarına temsildi belki ama o, erken başlayan hayatının geç kalmış serüvenine daha çok önem veriyordu. Eğer sevdiğiyle evlenebilseydi, mağarada bile yaşamaya razıydı.
Hafif hafif yağan yağmurun altında, derin düşünceler içinde yürüyordu ki “Ahmet, hayırdır. Nerelere daldın, çağırıyorum duymuyorsun, ne bu dalgınlık?” sesiyle kendine gelen Ahmet, ardına döndü. Arkadaşı Ömer şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordu. “Ooo Ömer’im kusura bakma, dalmışım. Bilirsin böyle havalar beni benden alır.” dedi Ahmet. Ömer elini Ahmet’in omzuna koydu. Yüzünde acıyla karışık bir tebessüm vardı. “Boş ver be Ahmet’im. Hayat bizden alacağını aldı. Bu saatten sonra kendimize bakalım. Sağlığın, sıhhatin nasıl? Asıl sen ondan haber ver. Epey oldu görüşmeyeli. Birbirimizden koptuk be devrem.” Ömer’in gözleri dolmuştu. Ahmet’in gözünden kaçmadı bu. “Hayırdır Ömer? Bilmediğim bir şey mi var? Bu ne hâl?” Ömer iç çekerek yürüdü. Bir zaman sonra kendisine merakla bakan arkadaşına döndü ve “Bitti Ahmet. Her şey bitti. Bizimki kanser. Ha bugün ha yarın. Hastaneden geliyorum. ‘Son günleri’ dedi doktor. Herkesin kabına göre derdi. Seninki hasret benimki illet. Yapacak bir şey yok. İmtihan dünyası ne diyelim.” dedi. Ahmet arkadaşına baktı. Onun gözlerindeki çaresizlik içini acıttı. Bir an sevdiği geldi aklına ve Ömer’in yerine koydu kendini. İçindeki tarifsiz acıyı, düşüncesinde dahi kaldıramadı. Kendi kendine “Uzakta ama sağlıklı çok şükür. Bana yar olmasa da yaşıyor en azından.” diye düşündü. Sonra Ömer’e döndü “Doğru dersin devrem. Hepimizin derdi başka. Şu gecenin karanlığı ruhumuza sirayet etmiş ne diyeyim. Allah sabırlar versin.” dedi. İki devrenin üzerine yağan yağmur, onların dertlerine ortak olmak ister gibiydi. Bir müddet sessizce yürüdükten sonra vedalaşıp ayrıldılar.
Ahmet’in düşünce dünyası birden değişmiş, arkadaşının yerine koymuştu kendini. Çektiği acı katlanmış, tahammülü azalmıştı. Derin bir oh çekip beynini temizlemeye çalıştı. Ancak peşini bırakmayan düşünceleri kovmaya çalışsa da bu düşünceler, Elif’i merak etmesine engel olamadı. Artık içine dayanılmaz bir korku dolmuştu.
Gecenin karanlığında iliklerine kadar ıslanan Ahmet, “Yarın ilk işim ablamı arayıp Elif’i sormak olsun. Ya ona da bir şey olursa?” dedi kendi kendine. Ayakları hızlandı. Gece biteceğe benzemiyordu. Hiç sahip olamadığı sevdiğinin hayaliyle evine doğru yürüdü ve gecenin karanlığında kayboldu.
