Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

İnsanın Kapıyla Bitmeyen Ezeli Dansı

Sevim YENİGÜN

Dünya, üzerine basıp geçtiğimiz tekdüze, mutlak bir parça değildir. O, durmadan açılıp kapanan kapıların, ardında bin bir sır saklayan tekinsiz eşiklerin toplamıdır. İnsanlığın avcı-toplayıcı göçebelikten yerleşik hayata geçişi, özünde toprağa atılan bir tohumdan ziyade, mekâna vurulan ilk kapının hikâyesidir. İnsan, vahşi doğanın karanlık uğultusuna karşı çadırının bağını sıkıca düğümlediğinde ya da bir mağara ağzına ilk devasa taşı koyduğunda sadece fiziksel bir bariyer inşa etmiyordu. O an; iç ile dışı, “ben” ile “Öteki” yi ayıran, insanlık tarihinin en büyüleyici icatlarından birini, yani kapıyı doğuruyordu.

İsviçre’nin göl kıyılarında neolitik çağdan kalan beş bin yıllık bir kavak ağacı kapısı ya da Anadolu’nun bağrında yükselen Hattuşa’nın Aslanlı Kapısı bize fısıldar: Kapı, mimariden önce zihinde başlar. İlkel insan için kapı basit bir sığınaktı; ancak medeniyet genişledikçe lüksün, gücün ve aidiyetin taşa, metale ve ağaca kazınmış anıtsal bir manifestosuna dönüştü. Sarayların ve tapınakların kalbine giden yollar, zamana meydan okuyan abanoz ve maun gibi nadir ağaçlarla örüldü. Floransa Vaftizhanesi’nde Michelangelo’nun “Cennet Kapıları” diye adlandırdığı o efsanevi yapı gibi, dökme bronzlar zamansızlığın ve sarsılmaz gücün simgesi oldu. Doğu saraylarında ise kapı sadece bir koruma değil; yeşim, firuze ve sedef taşlarının kakılmasıyla yeryüzüne indirilmiş bir gökyüzü tasviriydi

Bu maddi ihtişam, insan bilincinin de sınır hatlarını çizer. Kapı, mekânı ikiye bölerken aslında insan aklını da ikiye bölmüştür. Romalıların iki yüzlü tanrısı Janus gibi, her kapı hem bir başlangıca hem de bir sona bakar. Ocak ayına (January) adını veren Janus, felsefi olarak “Geçişin” kendisidir. Kapının önünde durmak, her zaman bir kararsızlık, bir kriz anıdır. Burası varoluşun en çıplak olduğu yerdir. Arkada bırakılanın güvenliği ile önde bekleyen bilinmezin dehşeti arasındaki o tekinsiz boşluk…

Dini bir vecd ile yoğrulan insanlık, bu felsefi krizi kutsallaştırarak aşmaya çalışmıştır. Şamanların asla basılmaması gereken kutsal eşik kültünden, dindar Yahudilerin ev girişlerine iliştirdiği ve her dokunuşta evreni selamladığı Mezuza’ya kadar kapı, tanrısal korumanın başladığı sınırdır. Hristiyanlıkta bizzat İsa Mesih’in “Kapı Ben’im” diyerek kendini kurtuluşun yegâne geçidi ilan etmesi ya da İslam tasavvufunda ilmin ve irfanın anahtarını taşıyan Hz. Ali’nin bir “İlim kapısı” olarak nitelendirilmesi tesadüf değildir. Derviş, dergâhın alçak kapısından başını eğerek girerken aslında kibrini, benliğini ve dünyevi yüklerini o kutsal eşiğin dış tarafında infaz etmektedir. Dört Kapı Kırk Makam öğretisi, insanın olgunlaşma yolculuğunun mekânsal bir mimariye bürünmüş halidir.

Maddenin ruhla olan bu gizli ortaklığı, kapıların üzerine kazınan sembollerde can bulur. Kapılardaki aslan başları hükümdarlığı ve evi nazardan koruyan bekçileri simgelerken, Selçuklu’nun çift başlı kartalı hem dünyaya hem ahirete hâkim olmayı fısıldar. Anahtar deliklerinin çevresine sinsice işlenen ejderha ve yılan figürleri, kötülüğün kilit tellerinden sızmasını engelleyen antik birer tılsımdır. Kökleri geçmişte, dalları gelecekte olan hayat ağaçları hane halkının ölümsüzlük arzusunu; kapı kollarındaki narlar bolluğunu; kandil motifleri ise “Evin ocağı hiç sönmesin” duasını taşır.

Hatta kapıların tokmakları bile toplumsal birer emojiye dönüşmüştür Anadolu’da. Fatma Ana’nın eli evi korurken, yüzüklü eller içerideki bekâr veya nişanlı gençlerin medeni hâlini dışarıya ilan eder. Erkek misafirin vurduğu kalın sesli büyük halka ile kadının vurduğu ince sesli küçük halka, daha kapı açılmadan içerideki mahremiyeti ve kıyafet düzenini zahmetsizce ayarlayan sessiz birer saygı anıtıdır.

Ancak kapının en sarsıcı, en gizemli savaşı psikolojinin karanlık dehlizlerinde yaşanır. Psikolojik düzlemde kapı, bireyselleşmenin ve mahremiyetin rahmidir. Kendi odasının kapısını kapatabilen insan, modern dünyanın en büyük keşfidir. O kapı kapandığı an, dış dünyanın gürültüsü kesilir ve insan kendi bilinçaltının devasa kütüphanesiyle baş başa kalır. Kapıyı kilitlemek, egonun kendisini dış tehditlere karşı güvenceye almasıdır. Tam da bu yüzden, çalınmayan bir kapı yalnızlığın en somut ilacı, gıcırtıyla açılan bir kapı ise bastırılmış korkuların dışarı fırlamasıdır.

Franz Kafka’nın o muazzam gerilimli taşrasında, yasanın kapısı önünde ömrünü çürüten ve tam ölürken muhafızdan “Bu kapı sadece senin için yapılmıştı, şimdi onu kapatıyorum” cevabını alan adam, aslında kendi zihninin, kendi korkularının yarattığı bir hapishanenin kurbanıdır. Kapı oradadır, ardı özgürlüktür ama eşiği geçecek cesaret, insanın kendi gölgesinde boğulmuştur.

Edebiyat ise bu trajediyi, bu muazzam bekleyişi şiirle şifalamıştır. Destan çağında Ergenekon’da eritilen demir dağlar, bir milletin küllerinden doğduğu hürriyet kapısıyken; Divan şiirinde Fuzûlî’nin sevgilinin kapı eşiğine (hâk-i der) yüzünü sürmesi, adanmışlığın en yüksek estetiğidir. Modern Türk şiirinde Necip Fazıl, ötelerin, yani ölümün perdesini bir kapı aralığından izler; Tanpınar ise zamanı, girip de bir daha çıkamadığımız rüyalı bir geçiş koridoru olarak tasvir eder. Cahit Sıtkı için kapanan her kapı ölüme giden bir yolken, Sezai Karakoç’un mistik dünyasında yeryüzünün tüm kapıları yüzümüze kapansa bile “Göklerden gelen bir karar”, açık kalan bir merhamet kapısı her zaman mevcuttur.

Bugün, 21. yüzyılın dijital dünyasında kapılarımız artık parmak izlerimizi okuyor, yüzlerimizi tanıyor ve akıllı sistemlerle internet ağlarına bağlanıyor. Devasa kale kapılarından, şifreli dijital panellere evrilen bu süreçte değişmeyen tek bir şey var: İnsanın ardını merak etme arzusu.

Kapı, insanlığın hem en büyük sığınağı hem de en büyük esaretidir. İçeride kalırsak güvendeyizdir ama mahpusuzdur; dışarı çıkarsak özgürüzdür ama tehlikedeyizdir. Ve insanlık, tarih sahnesine çıktığı o ilk günden beri, elinde kendi kaderinin anahtarıyla, hep o aynı ezeli ve ebedi sorunun önünde beklemektedir: Bu kapıyı açmalı mı, yoksa sonsuza dek kapatmalı mı?

İlgili Haberler

Sinekli Bakkal – Halide Edip Adıvar

okuryazarkitaplar

Yılın Son Haftasında Yenilenmek: Bir Fırsat mı, Bir Baskı mı?

okuryazarkitaplar

Gri

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...