
Bilmiyorum, dünyada babaannesini benim kadar seven başka biri var mıdır?
Babaanne sevgisi insanın çocukluğuna sarılıp hiç büyümek istemediği o güvenli limandır. Dünyanın tüm koşturmacasından gürültüsünden kaçıp sığındığın, zamanın biraz daha yavaş, hayatın çok daha şefkatli aktığı bir sığınaktır o.
Onun sevgisi, kokusunda saklıdır. Daha kapıdan girerken seni karşılayan o tanıdık ev kokusu; sabun ve fırından yeni çıkmış bir çöreğin kokusuna karışır. O koku sadece bir koku değil; çocukluğunun saf sevginin ve kaygısız günlerin kokusudur. Dünyanın neresine gidersen git o kokuyu duyduğun an çocuk kalbine geri dönersin.
Bir babaannenin sevgisi, ellerinin çizgilerinde gizlidir. O emektar, pamuk gibi yumuşak eller başını okşadığında dünyadaki tüm dertler bir anlığına yok olur. Evimizin o huzurlu, tanıdık sessizliğini mutfaktan gelen tıkırtılar ve hafif bir türkü mırıldanmaları böler. Kapı eşiğinde durup onu izlersin. Sırtı biraz bükülmüş o pamuk elleriyle sofrayı hazırlar. Geldiğini hissettiği an yüzünde dünyayı ısıtacak bir tebessüm açar.
“Geldin mi kara gözlüm? Geç otur şöyle, bak tam sevdiğin kıvırmadan yaptım, sıcak daha.” Ben evin kara gözlü kızıydım, ablam sarı kız. İkimizi de ayrı severdi. Başımı omzuna yaslayınca, o tanıdık sabun ve şefkat kokusunu içine çekerek derin bir nefes alırdım.
“Babaanne, dışarısı o kadar kalabalık ve gürültülü ki… Herkes bir şey söylüyor, herkes bir şey bekliyor. Burası olmasa ne yapardım bilmiyorum.” Eksilen çaylarımızı tazelerken elini omzuma koyar. Dokunuşu, dünyanın tüm yükünü tek seferde hafifletir. “Dünyanın telaşı bitmez güzel yavrum. Onlar söyler, hayat dayatır ama sen buraya geldin ya, o kapının arkasında bırak her şeyi. Burada sadece benim kuzumsun, başka hiçbir şey değil.”
Televizyon, internet ve sanal sahte dünyaların olmadığı akşamlarda fısıltıyla konuşurken sedirin üzerine yan yana otururduk. Başımı onun dizine koyup ta parmakları saçlarımın arasında gezinirken zamanın nasıl aktığını unuturdum. “Babaanne, bana yine babamın çocukluğunu anlatsana… Ya da o eski seferberlik hikâyelerden birini. Keloğlan Masalı da olabilir. Senin sesin bana öyle iyi geliyor ki içimdeki tüm huzursuzluk uçup gidiyor.”
Hafifçe gülümserken o güzel yeşil gözleri uzaklara, belki de kendi gençliğine dalardı. Örtüsünü düzeltir ve anlatmaya başlardı.”O baban da senin yaşındayken hiç yerinde durmazdı, her şeye canı sıkılırdı. Ama çok akıllıydı. Şunu bil ki kara gözlüm, rüzgâr ne kadar sert eserse essin, kökü sağlam olan ağaç yıkılmaz. Sen de öylesin. Bakma öyle gözlerinin yorgun baktığına, senin içinde öyle güçlü bir öz var ki… Ben seni gözünden tanırım.” “Gerçekten mi babaanne? Acaba, ben de babam ya da abim gibi okuyabilecek miyim?
“Sen kendine inanmasan da olur, ben ikimizin yerine de inanıyorum. Benim dualarım senin arkanda zırh gibidir, unutma.” Gerçekten de babaannemin hiç başkasının dedikodusunu yaptığını veya birine beddua ettiğini duymadan büyüdük biz. Isparta’ya,geri gitme vakti geldiğinde kapının önünde dururduk. Herkes vedalaşmıştır ama onun vedası başkadır. Tam ayrılır, biraz uzaklaşırsın, tekrar geri koşup kucağına atlarsın. Bir de bakmışsın cebine kuru üzüm, leblebi, leblebi şekeri doldurmuş.
“Al bakalım şunları yolda acıkırsan ağzına atarsın.’’
“Babaanne aşk olsun, ne gerek var?”
Kaşlarını hafifçe çatıp, o muzip ve sevgi dolu bakışıyla fısıldar: “Sus sen benim karşımda hep o el kadar çocuksun. Hem bu babaanneden şifa üzümüdür, sana zihin açıklığı verir. Okulda birinci olursun. Hadi, arkana bakma, yolunuz açık olsun.” Sen merdivenlerden inerken arkandan fısıldadığı o son cümle kulaklarında yankılanır:
“Allah’a emanet ol yavrumun yavrusu, kara gözlüm.” Anneler, babalar bazen kızar, büyümene dair kaygılanır; ama babaanne sadece sever. Onun gözünde ne kadar büyürsen büyü, hep korunması gereken o küçük çocuksundur. Onun dizinin dibinde dinlediğin hikâyeler, sadece birer masal değildir. Sen, onun gözlerinde hem kendi babanın çocukluğunu görürsün hem de geçmişten geleceğe uzanan o köklü bağın sıcaklığını hissedersin. Anne babanın “Hayır” dediği şeylere onun muzip bir gülümsemeyle “Evet” deyişi, aranızda kimsenin bozamayacağı gizli bir anlaşma ve sırdır.
“Dünyanın en güvenli yeri neresi?” diye sorsalar, hiç düşünmeden “Babaannemin dizinin dibi” derdim. Orada ne bir yargılama vardır ne de hayatın acımasız kuralları. Sadece huzur ve sevgiyle sarmalanmış bir ruh vardır. Onun duaları, üzerime giydiğim görünmez bir zırh gibidir. Ben farkında olmasam da arkamdan ettiği bir “Allah işini rast getirsin” duası, Allah zihin açıklığı versin’’ niyazı hayatın fırtınalarında beni ayakta tutar. Babaanne sevgisi; yaşın kaç olursa olsun, içindeki o küçük çocuğun elinden tutan, onu asla yalnız bırakmayan en saf, en derin ve en hisli duygudur.
