Okuryazarkitaplar
DenemeEdebiyatKöşe & YazıManşet

Görünmez Bağların Derinliği

Kübra ÇAKAR
  İnsan, kendini keşfetmeye, sorgulamaya başladığında bu dünyaya gerçek anlamıyla gözlerini açtığında kendini tekinsiz bir yabancılığın ve anlam arayışının ortasında bulur. Postmodern felsefe bu durumu sıklıkla irademiz dışı bir fırlatılmışlık, sahnesini seçmediğimiz absürt bir oyun olarak nitelendirse de hakikat tasavvufun o ezeli iradesinde bambaşka bir boyuta bürünür. Bizler bu dünyaya tesadüfen ya da zorla fırlatılmadık aksine zamanın ve mekânın henüz halk edilmediği o mutlak başlangıçta Kâlû Belâ’da bir söz vererek geldik. Ruhlar meclisinde her şeyi görerek bilerek ve idrak ederek kabul ettik. Dolayısıyla hayat seçmediğimiz bir zorunluluk değil, unuttuğumuz ve rasyonalize etmeye çalışırken inkâr ettiğimiz kendi tercihlerimizden ibarettir. İşte insan, geçmişten günümüze o ilk sözün ve kul olmanın kadim kaygısını derinlemesine yaşadıkça bu fani kozmik dünyada bizzat deneyimlemediği, hiç tatmadığı acıları bile ruhunun en ücra köşelerinde hissedebilir. Çünkü o ilk mecliste verilen söz, bizi birbirimize kopmaz ve görünmez ipliklerle bağlamıştır.

Bizler modern dünyanın hengâmesinde istesek de istemesek de içimizde bir yerlerde bu ezelî bağı hissederiz. Durduk yere dolan gözler, kulaklarda ansızın beliren o tekinsiz çınlama ve ardından ruhu kuşatan beden yorgunluğu, aslında unuttuğumuz o sözün ve birbirimize olan aidiyetimizin fiziki birer kanıtı olarak kendini gösterir. Her ne kadar geleneksel akıl “Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar” diyerek tecrübeyi yegâne kıstas kabul etse de kendini o ezelî rıza mertebesine taşıyan, yani ahdine sadık kalan bir kısım insan, acıyı şahsen yaşamadan da onun sızısına vakıf olacaktır. Öyle olmasaydı şairler kelimelerle dünyaları yakamaz, aşıklar yollarda yarım kalırdı zira başkasının acısından geçerek olgunlaşamayan her insan, o büyük bütünden kopmuş ve yarım kalmış demektir. Büyük mutasavvıf Pir Sultan Abdal’ın “Cehennem dediğinde dal odun yoktur, herkes ateşini kendi götürür” sözü tam da bu noktada hem tasavvufi hem de varoluşsal bir aynaya dönüşür. Üstelik insan bunu bile isteye göre göre yapar, tüm cevaplar gözünün önünde olmasına rağmen. İnsan bu dünyaya sadece kendi eylemlerinin yükünü değil, o görünmez bağlarla ruhuna mühürlenmiş tüm insanlığın yangınını da taşır. En başta kabul ettiğimiz o ortak kader, başkasının cehennemini bizim de içimizde taşıdığımız bir kora dönüştürür.

Bitmeyen sorularla zihnini yoran, başkalarının derdiyle uykuları bölünen yorulmuş kalpler ne dediğimi çoktan anladılar bile. Onlar, unuttukları tercihleri ruhsal bir hafızayla hatırlayan, kendilerine ait değilmiş gibi görünen ama aslında o ezelî sözleşmede ortak oldukları acıları iliklerine kadar sezenlerdir. Bu derin ruh yorgunluğu, fıtri bağlarımızdan kopmadığımızın ve ilk sözümüzdeki o büyük mutabakata hâlâ sadık olduğumuzun en asil nişanesidir. Başımızın üstünde taşıdığımız bir yük değil yaradanın bahşettiği bir ödüldür. Hazır olduğumuzda zamanı geldiğinde iyi ki diyenlerden olmak için yaşayan bir bilinç için neler vermez insan. İşte böyle başlamıştı ilk kabullenişle yolculuğumuz. Sonu güzel biten bir masal için düştük bu sözcüklerin bile yetersiz kaldığı, dibi gözükmeyen kuyulara. Bu yüzden insanoğlunun yeryüzündeki serüveni, aslında o derin kuyulardan çıkma mücadelesidir. Sonra oradan çıkıp denizler aşarak hüküm süreceğimiz yarınlara taşımak bu emanet bedenlerimizi. Başka türlüsünü kabul edemezdik. Bunca acının içinden geçerken umut ederek yürüdük ve bir avuç gökyüzü de bizimle hareket etti. Yıldızları takip ettik bizi en kolayından o köprüden geçmemize yardım etsin diye.

Kolay olmadı, kimse kolay olacağını da vadetmedi ama biz de pes etmedik şükürler olsun. İnandık ve her halimizi Allah’a havale ettik.

İlgili Haberler

Hüsn ü Aşk – Şeyh Galib

okuryazarkitaplar

Tutkularım 2. Bölüm

KÜBRA ÇAKAR

Dijital Edebiyat: Kod ve Kelime Arasındaki Yeni Bağ

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...