DenemeKöşe & YazıManşetMektup/Mizah

Sistem

Ümmügülsüm Hasyıldırım
Ümmügülsüm HASYILDIRIM

​Bir pazar sabahı, Denizli’nin o püfür püfür esen kafelerinden birinde, serpme kahvaltının tam ortasındaydılar. Masada her şey tamamdı; tulum peyniri, süzme bal, pişiler… Tek eksik, Bedri’nin yüzündeki huzurdu. Bedri, önünde duran fincandaki çaydan bir yudum alıp karşı masadaki gencin kız arkadaşına verdiği devasa kırmızı pelüş ayıya dikti gözlerini. İç geçirerek söze girdi:

​”Ceyda!” dedi, sesindeki sahte ama derin bilgelikle: “Görüyor musun şu dramı şu sömürüyü? İnsanlığın geldiği son nokta…”
​Ceyda, ekmeğine vişne reçeli sürerken başını kaldırıp gülümsedi. Bedri’nin bu ‘dünya düzenini sorgulama’ seanslarına alışıktı. Genelde hesap ödeme vakti yaklaştığında ya da bir özel gün kapıyı çaldığında başlardı bu felsefi sancılar.

​”Hangi dramı Bedri? Çocuk kıza hediye almış işte, ne güzel.”

​”Hediye mi?” dedi Bedri, sanki büyük bir sırrı ifşa ediyormuş gibi öne eğilerek. “Ceyda, o bir hediye değil. O, vahşi kapitalizmin, insanın en kutsal duygusu olan sevgiyi pelüşe indirgeyip, içine de sentetik elyaf doldurarak pazarladığı bir ‘tüketim prangası.’ Bak kıza… Nasıl da gülümsüyor. Bilmiyor ki o hediye, ilişkilerinin üzerine çöken finansal borç sarmalının ilk taksiti.”

​Ceyda çayından bir yudum aldı, gözlerinin içi gülerek muzipçe kocasına baktı. “Bedri, haftaya evlilik yıldönümümüz. Bu felsefi giriş, ‘Sana hediye almadım’ demenin entelektüel yolu mu, bana mı öyle geliyor?”

​Bedri sanki hayatının en büyük iftirasına uğramış gibi elini bağrına götürdü. Yüzünde o, hem alaycı hem de kendini haklı çıkaran tatlı gülümseme belirdi.

​”Aşk olsun Ceyda! Ben seni bu kadar sığ, bu kadar sistem kölesi bir kadın olarak mı gördüm bunca yıl? Sana tüm hediyeler feda olsun. Sadece ben seni koruyorum!”

​”Beni kimden koruyorsun Bedri? Kuyumculardan mı?”

​”Sistemden Ceyda, sistemden!” Bedri çatalını havada bir maestro gibi salladı. “Evlilik yıldönümü dedikleri şey ne? Soruyorum sana. İki insanın birbirine duyduğu o metafiziksel, o evrensel bağın; takvim yaprağındaki sıradan bir güne hapsedilmesi, bu! Yani biz o gün birbirimize pahalı hediye alınca sevgimiz mi tescilleniyor? Hayır. Biz aslında ‘Bakın, biz hâlâ birbirimize tahammül edebilmek için rüşvet veriyoruz’ diyoruz dış dünyaya. Ben senin gibi asil bir kadına, lobilerin dayattığı o ‘tüketim tuzaklarını’ layık görebilir miyim? Asla! Ben sana sevgimi sessizce sunuyorum. Masrafsız, saf, içten ve samimi…”

​Ceyda arkasına yaslandı. Bedri’nin bu muazzam savunmasını dinlerken gözlerindeki sevgi dolu pırıltı hiç sönmemişti. Kocasının bu sevimli kurnazlığını bozmak yerine, onun silahını alıp öyle bir çevirdi ki Bedri neye uğradığını şaşırdı.

​”Aşkım!” dedi Ceyda, sesini iyice yumuşatarak. “Sen gerçekten dâhi bir adamsın. Ben bunu nasıl düşünemedim? Haklısın. Kapitalizmin çarkına su taşımamak lazım. Ama bak, senin bu harika teorinden yola çıkarsak, bu sistemin en büyük panzehri yine bizim yuvamızda saklı.”

​Bedri gururla göğsünü kabarttı, çayından büyük bir yudum aldı. “Hah! İşte benim vizyoner karım! Neymiş o panzehir?”

​”Küçük kaçamaklar canım.” dedi Ceyda göz kırparak. “Düşünsene; hani o çok eleştirdiğin, ‘para tuzağı’ dediğin küçük tatiller, arada bir çıktığımız baş başa akşam yemekleri ya da hani geçen ay benim ‘keşke gitsek’ dediğim o küçük butik otel kaçamağı var ya…”

​Bedri’nin boğazında çay düğümlendi. “Şey… Onlar da mı sistemin…”

​”Hayır, tam tersi!” dedi Ceyda, Bedri’nin az önceki bilge ses tonunu birebir taklit ederek. “Onlar sistemin açıkları! Bak şimdi felsefeyi kuruyorum: Biz o küçük kaçamakları yaparak aslında dışarıdaki dünyaya paramızı kaptırmıyoruz. Biz, o sistemin bize dayattığı ‘rutin ev hayatı ve iş stresinden’ kaçıp, kendi minik kalemizde birer ‘özgürlük gerillası’ gibi yuvanın temellerini sağlamlaştırıyoruz. İki günlüğüne o otelde kalıp çayımızı içerken, aslında devasa holdinglere ‘Siz bizim ruhumuzu teslim alamayacaksınız, biz hâlâ birbirimize vakit ayırabiliyoruz’ diye meydan okuyoruz. Yani o küçük kaçamaklar, kapitalizme indirilmiş en büyük darbedir canım. Yuvanın birliğini korumak için yapılan stratejik sabotajlardır!”

​Bedri donakaldı. Çatal elinde havada asılı kaldı. Ceyda, kocasının kendi argümanlarını alıp öyle güzel bir “aile içi direniş” manifestosuna dönüştürmüştü ki Bedri’nin teorik fizikçiler gibi yeni bir tez üretmesi imkânsızdı.

​”Yani…” dedi Bedri yutkunarak; “O butik otel… Aslında bir direniş cephesi mi?”

​”Kesinlikle!” dedi Ceyda büyük bir ciddiyetle. “Hem de en konforlusundan. Üstelik açık büfe kahvaltısıyla sisteme büyük bir darbe vurmuş olacağız. Ne dersin, bu hafta sonu o cepheye gidip yuvamızın temellerini biraz daha sağlamlaştıralım mı? Yoksa sistemi kendi haline bırakıp teslim mi olalım?”

​Bedri, karşısında kendisine sevgiyle ve muzırca gülümseyen karısına baktı. Ağzını açtı, bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama kelimeler boğazına dizildi. Kendi felsefesiyle öyle tatlı, öyle sarsılmaz bir şekilde mat edilmişti ki…

​En sonunda pes ederek güldü. Elini masanın üzerinden uzatıp karısının elini tuttu.

​”Sistem…” dedi Bedri gözlerini sevgiyle kısarak, “bu sefer gerçekten çok sert kayaya çarptı Ceyda. Tamam, rezervasyonu yaptırıyorum. Ama oteldeki sabunları eve getireceğiz, kapitalizme oradan da bir darbe vurmamız lazım!” deyip göz kırptı.

​Ceyda neşeyle kahkahayı basarken, Bedri nihayet çayından huzurlu bir yudum alabildi.

İlgili Haberler

UNESCO Dünya Türk Dili Ailesi Günü

KÜBRA ÇAKAR

Ölüm…

okuryazarkitaplar

Atık

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...