EdebiyatManşetÖykü

Apartman 3. Bölüm

Muhittin ÇİFTÇİ

 Şiirin Doğuşu ve Kırılma Noktası

…O hafta apartman değişti. Sesler arttı. Sessizlikler derinleşti. Komşular daha belirgin hale geldi. Yan dairedeki adam ilk kez konuştu: “Burası senden sonra daha sessiz olacak.” Bu cümle Ahmet’in içinde beklenmedik bir boşluk açtı.

O akşam, otobüs-metro-minibüs döngüsü her zamankinden daha hantal ilerlemişti. Kırk dört yaş, insana ait olduğu yeri sorgulatan bir yaştı. Eve geldiğinde annesi her zamanki gibi sessizce kapıyı açtı. “Yorgun gibisin,” dedi annesi. Ahmet cevap vermedi. Çünkü yorgunluk değildi hissettiği. Bir tür vedaya hazırlık hâliydi. Odasından içeri adım attığında, duvarların üzerine doğru yürüdüğünü hissetti. Birkaç gün önce dört kız kardeşi eve geldiğinde konuşulan konu zihninde yankılandı. En büyük ablası, “Ahmet, Tepe Sitesi’nde yeni bir yer varmış. Yedi bloklu, dört yüz yetmiş daireli koca bir site. Güvenlikli, geniş, kitaplarına da yer kalır, annem de rahat eder,” demişti. Yeğenleri ise, “Dayı, o sitenin bahçesi çok büyük, orada futbol oynarız, bize yine masallar anlatırsın!” diye tutturmuşlardı. Ahmet pencereyi açtı. Dışarıda, eski mahallenin sıvaları dökülmüş binaları duruyordu. Sokak lambasının soluk ışığı, çini mürekkebi şişesine vuruyordu. Cebinden emektar dolma kalemini çıkardı. Bu beş yılın, bu sıkışmışlığın bir helallik isteme anıydı. Son koli de arabaya yüklendiğinde, Ahmet boş odada tek başına kaldı. Duvarlara baktı. Pencereye… Masaya…
  1. BÖLÜM: Tepe Sitesi’ne Doğru

Gitmek, sadece eşyaları kolilemekten ibaret değildi; kırk dört yaşındaki bir adam için gitmek, duvarların hafızasını, tavanın sükûnetini ve odanın köşelerinde birikmiş eski kelimeleri de beraberinde sürüklemek demekti. Ahmet, elinde koli bandıyla salonun ortasında durdu. Ev, beş yılın ardından ilk kez bu kadar çıplak ve bu kadar yabancı görünüyordu. Duvarlardan sökülen kütüphanenin arkasında kalan o daha açık renkli boya izleri, eski apartmanın Ahmet’e bıraktığı son çizgisel resimdi.

Sabah erken saatlerde kamyon geldi. Eşyalar taşındı. Kutular indirildi. Ev küçüldü. Dört kız kardeş, eşleri ve yeğenler seferber olmuştu. Kız kardeşleri şakalaşıyordu: “Hadi bakalım Ahmet Hoca, yedi bloklu, dört yüz yetmiş daireli koca siteye taşınıyorsun. Belki o büyük sitenin büyük bir kütüphanesi olur da bu kitaplar eve sığar.” Ahmet gülümsedi. O dört yüz yetmiş dairenin, yeni hikâyeler ve geniş bir laboratuvar demek olduğunu biliyordu. Kâğıdı katlayıp ceketinin iç cebine, kalbinin tam üzerine yerleştirdi. “Ben buradaydım,” diye fısıldadı boş duvarlara. “Hoşça kal benim beş yıllık sığınağım.” Kapıyı kapattı ve arkasına bakmadı. kamyon hareket ettiğinde apartman geride kaldı. Ahmet, beş yıl boyunca her sabah bindiği o tanıdık güzergâha son kez baktı. Yeni bir hayata gidiyordu. Ama geride bıraktığı şey bir bina değildi. Bir hafızaydı. Ve hafızalar taşınmaz, sadece insanın içinde yaşamaya devam eder. Çünkü bazı yerler terk edilmez, sadece insanın içinde kalır. Araba Tepe Sitesi’nin nizamiyesinden içeri girerken, Ahmet başını kaldırıp göğe doğru yükselen yedi bloğa baktı. Annesi asansöre binerken yüzünde beliren o rahatlama ifadesi, içindeki tüm aidiyet şüphelerini yok etti. Ahmet Kalem, kırk dört yaşında, cebinde metrosu, otobüsü ve bir apartman dolusu şiiriyle o an şunu düşündü: “Ben bir apartmandan çıktım… ama apartman benden çıkmadı.” Anahtarı kilitte çevirirken, yerel internet gazetesinin o geceki manşetini çoktan belirlemişti: “Yüksek Bloklar, Geniş Ufuklar: Yeni Bir Hikâyenin Eşiğinde.”

SON

İlgili Haberler

Beyaz Bisiklet

okuryazarkitaplar

Gizemli Kapı3 Kutsal Su

okuryazarkitaplar

Bu Hafta Öne Çıkan Türk Filmleri Öerileri

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...