DenemeEdebiyatManşet

İki Yaralı Çocuğun Sessiz Dansı

Havva BALCI GENÇ

“İnsanın Kendi Hakikatine İçsel Şahitliği: “Ne İyilik Gelirse Allah’tan, Ne Kötülük Gelirse Nefsimdendir”

Bahçeme gelen misafir de tıpkı benim gibi, çocukluğunun soğuk rüzgârlarında, anne ve babasının ayrılığının sessiz çığlıklarıyla büyümüştü. İkimiz de aynı “yetimlik” ve “ayrılık” yarasını taşıyorduk; ancak ben hayatta kalmayı “yakınlaşarak ve iyileştirerek” seçmiştim, o ise “mesafeli ve sert kalarak” seçmişti. İkimiz de kendi yaralı çocuğumuzu, dış dünyaya karşı farklı kalkanların ardında saklıyorduk.

Zorunluluk zannım kalktığında, maskeyi yere fırlattım. Omuzlarımdaki o “iyileştirme ve yakınlaştırma” yüküyle, aramızdaki o görünmez hattın önünde durdum: daha dün sırtımı döndüğüm insana adım attım, kapısını çaldım. Eyleme geçen inandığını yaşamaya çalışan bir benlikle…

“Seni kırmak için değil, kendi sınırlarımı korumak için buradayım. Senin o mesafeli duruşun, aslında benim kendi çocukluğumdaki kalkanımla ne kadar benzer bir acıdan besleniyor… Seni anlıyorum, ama artık oyun kuramam. Senin davranış seçimlerini, kendi varlığım için bir tehdit değil, senin kendi tercihin olarak görüyorum.

O an, duvarlar yıkılmadı ama aramızdaki sis bulutu dağıldı. Ben ona yakınlık dayatmıyordum; kendi sınırlarımı, en çıplak ve en dürüst halimle oraya koyuyordum.

Herkesin Sabahına Doğan Güneş ve Adaletli Şefkat

​Artık o sınırın önünde beklemiyordum. Karşı tarafın hâlâ kendi mesafesinde saklandığını görüyor ama artık tetiklenmiyordum. Başka bir varoluşa alan açıyordum Herkesin güneşi kendi sabahına doğuyordu…

Beklentiler yüklemiyor farklı yaklaşımları hayatın çeşitlilikleriyle zenginleştirdiğine şahitlik ediyorum kendi kalbime sadık kalırken, bir başkasının da kendi kalbine olan sadakatine hoşgörüyle bakabiliyorum. Bu bakış açısı, kalbimi “düşmanlık” yükünden kurtarıyor. Artık “öteki”  düşmanım değil, benim gibi sınavdan geçen bir yolcu. Sınır koyarken başkasının alanına saygı duyabilir, kendi sınırımı korurken de nezaketi elden bırakmadan…  Kul hakkına riayet edebilirim. Artık “onay alma” beklentisiyle değil, “saygı” temelinde kurulan bir ilişki var. Başkasının hakkını gasp etmeden kendi beklentilerime göre onları değiştirmeye çalışmıyorum, kendi hakkımı da gasp ettirmiyorum…

Ayete tekrar baktığımda şahit olduğum şey Yaratıcımızın bizi vicdan gibi bir latifeyle diğer varlıklardan farklı kılmasıydı. Fıtratımıza yerleştirdiği o ölçü ayırt edebilme kabiliyeti ve gerektiğinde huzursuzluk veren ince uyarısı; kendimiz olmaya cesaret edebilmemizin de dayanağıymış. Eğer fıtratımıza konulan bu ayırt etme melekesi olmasaydı, kendim olabilmenin ilk basamağına adım atamaz, zihnimin hapishanesinden özgürleşemezdim.  Teşekkür ederim Allah’ım.

 “Eğer siz de zihninizin arka planında bitmek bilmeyen o gürültülü senaryolarla boğuşuyorsanız, bilin ki çıkış yolu; kendi kaynağınıza, yani vicdanınızın o huzursuz pusulasına dönmektir.”

İlgili Haberler

İnsan

okuryazarkitaplar

Bu Hafta Öne Çıkan Türk Filmleri Öerileri

KÜBRA ÇAKAR

Bazı Çocukluklar

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...