Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Aynadaki Kim

İffet TEZGÖR
 Elif, otuzlu yaşlarının getirdiği o tanıdık ağırlıkla uyandı. Zihninde bitmemiş raporlar, ödemesi gereken faturalar ve günün koşuşturmacası şimdiden bir liste gibi sıralanmıştı. Rutin bir hareketle banyoya girip yüzüne soğuk su çarptı. Avuçlarındaki suyun serinliği tenine değerken, gözlerini kurulayıp başını kaldırdığında donup kaldı. Aynada gördüğü kişi, her sabah karşılaştığı yorgun kadın değildi.

Karşısında üzerinde çiçekli pamuklu bir pijama olan, saçları uykudan karışmış yedi-sekiz yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. Aniden “AAnnnee” diye bağırdı. Elif panikle ellerini yüzüne götürdü, parmakları hâlâ kendi ince uzun parmaklardı. Boyu hâlâ aynı yükseklikteydi.

Ama camın arkasındaki o çocuk, Elif’in her hareketini milimi milimine tekrar ediyordu.  Küçük kız gülümsediğinde Elif kendi yanağında o eski, unutulmaya yüz tutmuş gamzenin sızısını hissetti. O çocuk, Elif’in yıllar önce “büyümek” uğruna bir kenara bıraktığı hayalleri olan, dünyayı sadece merakla izleyen o küçük kızdı.

Elif elini aynanın soğuk yüzeyine koydu. Kız da küçücük elini tam onun avucunun üzerine gelecek şekilde cama yasladı. O an odanın sessizliğinde bir ses yankılandı. “Nereye gittik?” Bu ses dışarıdan gelmemişti. Doğrudan zihninin tozlu raflarından dökülmüştü. Elif, o küçük kızın gözlerinde neleri feda ettiğini gördü.

Sırf başkaları onaylasın diye vazgeçtiği resim defterlerini, Ciddiyet adına öldürdüğü neşeli kahkahalarını, ve en önemlisi, kendine olan koşulsuz şefkatini… Gözyaşları yanaklarından süzülürken aynadaki çocuk ağlamıyor sadece umutla bakıyordu. Elif o an anladı ki aynadaki bir hayal değil, bir hatırlatmaydı.

Şimdi o küçük kız babasının elini tutmuş Arnavut kaldırımı taşlarının üzerinde rugan kırmızı ayakkabısıyla sanki bir serçe kuşu gibi sıçrayarak yürüyordu. Gözlerini kapatıp tekrar açtığında aynada yine kendi yüzü vardı. “Aman” dedi içinden ‘‘ne güzel babamla geziyorduk” Sonra yine kendi yüzü göründü ama bu sefer gözlerindeki fer farklıydı. Artık bir yetişkin değil, içinde o cesur küçük kızla bütünleşmiş bir kadındı.

Elif, banyonun soğuk mermerine tutunurken nefesi kesildi. Aynadaki yedi yaşındaki çocuk, bir hapishane gardiyanı gibi gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Artık o çocuksu masumiyet yerinde ürkütücü bir hesap sorma hâli vardı.

“Beni karanlık bir odaya kapattın,” dedi çocuk. Sesi sanki suyun altından geliyormuş gibi boğuk ve derindi. “Beni o ideal kadın imajının altında boğdun. Şimdi sıra bende.” Elif aynadaki yansımasına bakarken kendi ellerinin morarmaya başladığını fark etti. O küçük çocuk, Elif’in yetişkin hayatını, ünvanlarını ve sahte nezaketini birer birer elinden alıyordu.

Aynanın yüzeyinde çatlaklar oluşmaya başladı, çatlaklar Elif’in derisinde de vardı.  Elifin bilinci bulanıklaşırken aynadaki görüntü hızla yaşlanıp çürümeye başladı. Buna karşılık küçük kız her saniye daha canlı, kanlı ve daha gerçek görünüyordu. Aynadaki çocuk, Elif’in yaşanmamış hayatıydı. Elif otuz yaşında bir yetişkin gibi görünse de duygusal olarak yedi yaşındaki yaralı çocukta takılı kalmıştı.

Elif’in o aynadan çıkması için feda etmesi gereken şey maddi bir varlık ya da basit bir alışkanlık değildi. O, ruhunun en derinine kök salmış olan “Haklılık ve Masumiyet” duygusunu feda etmek zorundaydı. Başına gelen tüm kötü şeyler için geçmişini, ailesini ve hayatın zorluklarını suçluyordu. Aynadaki karanlık çocukla yüzleşmek, aslında o kötülüğün bir parçası olduğunu kabul etmekti.

Elif, toplumun gözündeki o saygın yerini feda etmeden özgürleşemezdi. O ağır bedeli ödeyecek kadar güçlü de değildi. O “ara bölgede” kalmayı seçti. O günden sonra Elif, hayatında hiçbir şey olmamış gibi devam etti. İşe gitti, güldü kaybolan oldu.

Ancak çevresindekiler onda bir tuhaflık fark etmeye başladılar. Bazen en ciddi toplantılarda, gözlerinde anlık bir çocuksu varlık parlıyordu. Bazen de aynaların yanından geçerken başını çeviriyor, kendi yansımasına bakmaya korkuyordu. Elif artık tek bir kişi değildi, o her an içinde patlamaya hazır bir bombayı, yani kendi çocukluğunu bir düşman gibi taşıyan bir yabancıydı. En büyük korkusu ise bir gün aynanın önünde durduğunda yansımasının ona bakmayı reddedip arkasını dönüp gitmesiydi. Çünkü bir insanın yansımasını tamamen kaybederse dünyada kaplayacağı yerde kalmazdı. Elif için artık hiçbir sabah “sıradan” olmayacaktı. Etrafındaki insanlar ona “Elif” diye seslenirken, o kendi ismini bile artık kime ait olduğundan emin olamayacaktı.

Elif’in hikâyesi zihnimizde bir yerlerde o aynanın karşısında beklemeye devam edecekti.

İlgili Haberler

Edebiyatta Makale, Deneme ve Türleri

okuryazarkitaplar

Gerçek Savaş Nerede? Zihin, Ego ve Kötülük Yanılsaması

okuryazarkitaplar

Biliyor musun?

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...