
… -Her şey için teşekkürler. Tekrar başınız sağ olsun. Hoşça kalın.
Bak şu kedinin yaptığına giderayak. Müjdeyi getirdi mırlamasıyla. Beni de seçmişler sonunda. Artık erdim muradıma, bizzat kedi çıkardı beni kerevetime.
Sokağın hemen sonu işte bizim ev. Özgüvensiz adımlar, gelişi güzel sallanan kollar ve asla dik duramayan omuzlarımla çok geçmeden giderim. Ben bunları düşünene kadar bir de baktım gelmişim. Anahtar, unutulan defterin olması gerektiği yerde burada işte, çantamın dibinde. Önce bir, sonra iki, derken üç, sıkı kilitlemişim ama. Hırsız vazgeçip, çoktan başka evin yolunu tutmuştur. Çok şükür eşiği geçtim, beziği de öğrendim. Garip kokuyor sanki, değil mi? Beynim çürümeye başladı mı yoksa hemen? Bu çürüme değil de yanık kokusuna benziyor benden söylemesi. Neyse düşünmek değil, yazmak zamanı şimdi. Sanki ilki olmadan, ikincisi olurmuş gibi. Ah! Sızı, yine mi sen? Yalnız kalınca geldin hemen davet beklemeden. Doldu çoktan gözlerim. Anlaşılan ağlamadan, bugünden kurtulamayacağım ben.
-İşte böyle… Benim gözyaşlarım, sizin ilaçlarınız derken bir hafta daha geçti gitti. Kısa ya da uzun neler hissettiğini yaz demiştiniz. Anladım ki, içimde bir şeyleri sustururum diye bu tavsiyeye fazlaca anlamlar yüklemeye çalışmışım. Hatta bu tavsiyeye uymak için kendimi daha da bunaltmışım, köşeye sıkıştırmışım. Her gün denedim yazmayı bir umutla, beni yazmak iyileştirecekti sanki hastaymışım gibi. Bir hafta boyunca defterle yatıp kalktım. İnatlaşıp durdum kendimle ha bugün, ha yarın diye. Durum şu ki, muhakkak yazacaktım. Bugün olmasa, dün; o gün olmasa, önceki gün; şimdi değilse, geçmişte. Çünkü yazmasaydım, deli olacaktım O Adam Bey. Sonra en işe yaracağı gün yanlışlıkla unuttum mu haspayı. O güne kadar da başaramadım yazmayı. İsimden midir, terlikten mi, yoksa perdeden mi ya da küpeden mi bilmem. En olası neden kedi gibi duruyor, söylemeden geçemem. İşte ben tam da o gün yazdım. Çok da bir şey hissettiğimden değil hani. Çok düşündüğümden olabilir ama. Buyurun siz de okumak isterseniz, tam burada yazıyor:
‘Kendimle hasbihale başladığımdan beri, bütün insanlık dayanılmaz geliyor’
-Tek cümle yazıyor burada Haleti Hanım. Pardon siz Ruhiye Hanım denmesini tercih ediyordunuz, değil mi? Neyse, ne diyordum? Ah evet, yalnızca tek cümle yazmışsınız.
-Dürüst olmak gerekirse yazacak ya da anlatacak hiçbir şeyim yokmuş bu cümleden başka. Ben düşüncelerimde çok gevezeymişim meğer kendimle. Yazarken ise bir o kadar ketumdum defterimle. Yazdıkça azalır düşüncelerin, iyi gelir demiştiniz. Gelmedi. Yazdıktan sonra daha çok düşünmeye başladım. Sonra anladım ki benim işim konuşmakmış. Hem de içten içe, en derinimle. Şimdi iyiyim ama sağlığınıza duacıyız, yani duacıyım, yani Doktor Bey.
