Yazar Sevda Köroğlu
Uzun zamandır yapmak istediğim bu yolculuk, aslında bir tren seyahatinden çok daha fazlasıydı. Her durak, bana hem Anadolu’nun yüzünü hem de iç dünyamın sessizliğini gösterdi. Bu satırları, trenin yavaş ritminde doğan duyguların izinde yazdım.
Ankara Garı’nda sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeni doğmuş bir günün heyecanını taşıyordum. Elimde kahvem, sırtımda küçük bir çanta… Rayların arasına karışan buharın içinde çocukça bir sevinçle trenimi bekliyordum. Doğu Ekspresi, sadece bir tren değil; içimde uzun zamandır sessiz kalan bir merakın cevabıydı.
Tren ağır ağır hareket ettiğinde, pencereden dışarı bakarken içimdeki şehir gürültüsü yavaş yavaş sustu. Kırıkkale’ye doğru yol alırken bozkırın rengi gün doğumuyla birlikte altına dönüyordu. O an, ne geçmiş ne gelecek vardı; sadece rayların ritmi ve benim kalp atışlarım…(rayların ritmiyle kalp atışlarım hissediliyordu)
Yozgat taraflarında camın buğusuna parmak ucumla küçük bir kalp çizdim. Yanımdaki koltukta oturan yaşlı bir adam, bana dönüp gülümsedi:
“Bu tren herkesi birine ya da kendine götürür,” dedi.(bu tren herkesi ya bir başkasına ya da kendi iç dünyasına götürür.)
Sözleri uzun süre kulaklarımda yankılandı.
Sivas’a vardığımızda, istasyonda ince bir kar tabakası vardı. Peronda birkaç dakika durduk; trenin sessizliği, sanki zamana kısa bir ara vermiş gibiydi. O an, uzak bir yerde beni bekleyen birini değil, kendi iç sesimi duyduğumu düşündüm.
Erzincan’a doğru ilerlerken dağlar, kartpostal gibi manzaralar sunuyordu. Her virajda, sanki tren beni biraz daha kendime yaklaştırıyordu. Muhteşem Karasu Kanyonu’ndan geçerken karanlık tünellere girip çıkıyorduk. Bu tünellerin yapım hikâyesi, tıpkı dağlar gibi hem heybetli hem de cesurdu.
Erzincan’dan sonra Erzurum’a yol almaya başladık. Memleketim, doğup büyüdüğüm şehir. Halen yaşadığı savaşların, hüzünlü türkülerini söyler. Bu arada Nazım Hikmet’in Kuvai Milliye Destanı’nda Erzurum’u anlatan bir şiirini hatırladım:
“Erzurum’un kışı zorludur balam,
Tandırında tezek yakar Erzurum,
Buz tutar yiğitlerinin bıyığı
Ve geceleyin karlı ovada
Kaskatı katılaşmış, donmuş görürsün karanlığı.
Erzurum’da kavaklar, balam,
Erzurum’da kavaklar tane tane,
Kavaklarda tane tane yapraklar.
Ve terden ve toz dumandan geçilmez
Erzurum’da yaz gelip de bastı mıydı sıcaklar.”
Erzurum’un düzdür, topraktır damı.
Erzurum’un güzelleri giyer, balam,
İncecik ak yünden ehramı.
Yürek boynun büker, balam,
Erzurumlu türkülere.
Halim selimdir Erzurum’un adamı
Ve lâkin dönmesin gözü bir kere!”
Bu şiirin büyüsüyle yola devam ettik. Son durak olan Kars’a geldik. İstasyondan nefesimi tutarak indim. Buram buram tarih kokan bir şehir burası…
Her yer bembeyazdı, sessiz, huzurlu. Rayların üzerinde dans eden kar tanelerine baktım; yolun sonunda varılacak yer değil, yolun kendisi güzeldi aslında.
Doğu Ekspresi bana, bazen hiçbir şeyi aceleye getirmemek, yolun kendi ritmine teslim olmak gerektiğini fısıldadı. Çünkü bazı yolculuklar seni bir şehre değil, ruhun derinliklerine götürür.
Editör Nuray Balcı
