Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Ebruli

 

Şeyma Yıldırım

Kolundaki uyuşukluk canını yakınca yatakta sırtüstü dönüp tavanı izlemeye başladı. Yarı açık gözleriyle dün geceyi hatırlamaya çalıştı. Kırk yaş partisini biraz abarttığı doğruydu ama “özel bir yaş” diyerek kendini koyvermişti. İçtiği kokteyller başını döndürmüş, kendini yatağa zor atmıştı; hatırladığı en son şey buydu.

Özlem için özel günler hep önemli olmuştu ama bu kadar çılgın bir parti, kankası Şule’nin başının altından çıkmıştı. İş çevresi, ailesi, ortak arkadaşlar derken herkes oradaydı. Mezeler, balonlar, şapkalar… Konfetiler eşliğinde giriş yaptığı o neşeli anları hatırlayınca yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.

Bir duş alsa iyi olacaktı. Yataktan kendini zorla kaldırıp banyoya yöneldi. Üzerini çıkarmaya başladığında elinde kolunda bir tuhaflık sezinledi fakat asıl şoku pijamasını indirdiğinde yaşadı. Kaktüs desenli bir boxer… “Bu da nereden çıktı?” diye düşünürken gördüğü manzara karşısında neredeyse küvetin içine yuvarlanacak kadar irkildi. Bedeninde kendine ait olmayan bir organ vardı. Güçlükle doğrulup aynaya baktığında eli ayağı kesilerek olduğu yere yığıldı. Kırk yıldır tanıdığı o yüz gitmiş, yerine gencecik bir erkek sureti gelmişti. Akşamdan kalma olduğu ilk sefer değildi, bu kadar uykudan sonra sarhoş olma ihtimali de yoktu. Yine de gözlerini kapattı, on saniye bekledi ve yavaşça tekrar açtı. Değişen hiçbir şey yoktu. “Ha siktir!” diyerek korku içinde telefonuna koştu. Şule’yi aramak istedi ama telaştan numarasını bir türlü bulamadı. Nihayet arama tuşuna bastığında, beş çalışta açan olmayınca annesini, kardeşini, dün gelen arkadaşları ardı ardına aradı. Hiçbiri telefonu açmıyordu. Sanki bir bilimkurgu filminin içine düşmüştü. Eli saçlarına gittİ. Kıvırcık, uzun, siyah saçlarının yerinde sağa sola isyankâr bir şekilde dağılmış, kısa ve kalın telli kahverengi saçlar vardı. Kıllı bacakları gözüne çok kötü göründü. Hele ayakları… Nerede kendi pedikürlü, pembe ojeli ayakları? Ne biçimsiz ve bakımsızdı bunlar! Bir şeyler yapması gerekiyordu ama ne?

Tuvaletinin geldiğini fark etti. Sonrasında duşa girecekti. Kimseye ulaşamazsa hastanenin yolunu tutacaktı. Banyoya girdi. Tam tuvalete eğilecekken, yıllardır merak ettiği ayakta işemenin keyfini çıkarmak için bir fırsat olduğunu düşündü. Böylesi bir kriz anında hâlâ bunun peşinde olmasına kendi kendine gülümsedi. O esnada tuvalete isabet ettirmenin sandığı kadar basit olmadığını deneyimlemişti. Bir an evvel anlamalıydı olan biteni. Duşa girdi. Sıcak su başından aşağı akmaya başladığı anda bir rahatlama hissi yayıldı içine. En azından kalbinin çarpıntısı durmuştu.

Doğum gününde dilediği “bambaşka hayat” mı bulmuştu onu? Bahsettiği bu değildi ama… Kadın olmaktan gayet memnundu. En azından bildiği yerdi bu beden. Sağlığı yerinde, güzel de bir kadındı. Kimseye muhtaç değildi. Şimdi bu bedenini çalan kişi neciydi, ne yapıyordu kim bilir? Kolunu omuzlarının tepesine kadar saran sarı-yeşil yılan dövmesi pek iyi bir izlenim bırakmıyordu doğrusu. Kendisi vücuduna asla müdahale ettirmez, doğallığı severdi. Yok, hayır bu olamazdı. Bu iş düzeltilmeliydi. Bir kriz mi geçiriyordu? Başka bir hayat istemiyordu kesinlikle. Erkeklerden zaten hoşlanmazdı. Bir de kendisi mi o ilkel yaratıklardan biri olacaktı? Gözlerinden damlalar akmaya başladı; önce yavaşça, sonra hıçkıra hıçkıra. Gözünün önünden yaşadığı tüm acılar, pişmanlıklar, sevinçler, tanıdığı insanlar geçerken, akan damlalarla birlikte kollarındaki, bacaklarındaki tüyler dökülüp banyo giderinden helezonlar çizerek akıp gidiyordu. Daha çok, daha çok ağladı. Kaybettiği kedisine, sahip olamadığı yuvaya, sağlık sorunlarına… Dövmenin sarı-yeşil renkleri aktı bu sefer. Banyonun yerinde, adeta bir ebru sanatı oluşturarak akıp gidiyordu renkler. Soluğu kesildi ağlamaktan. Kaç zamanın acısı dolmuştu böyle içine? Durulanıp çıkmak istedi artık. Suyu kapatmasıyla gözünden akan son damla, tüm olan bitenin özeti gibiydi. Bornozunu geçirdi, buharlanan aynayı elinin tersiyle sildi. Kıvırcık saçlarından süzülen sular yüzüne damlıyordu.

Aynaya yaklaştı ve kendi suretine, sanki çok eskiden tanıdığı birine veda eder gibi usulca dokundu.

İlgili Haberler

Deniz 3.12

okuryazarkitaplar

Seninle Neylesin Gönül

okuryazarkitaplar

Benim Adım Kırmızı – Orhan Pamuk

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...