Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetOkurYazarÇocuklarÖykü

Gizemli Kapı 4: Boyutlar Arası Geçiş

Gizemli Kapı 4: Boyutlar Arası Geçiş

Yazar Kübra Çakar

Kutunun en üste gelen kısmında ise bir zamanlayıcı belirdi. Ben de oraya dokundum. Heyecanım doruktaydı. Çünkü daha önce bana da zamanla uyumlanma görevi verilmişti. Ben de bu metal kutunun formuna büründüm ve 19 saatlik geri sayım başladı.

Şimdi tüm taşlar yerine oturuyordu. Geriye kutunun üç yüzeyi kalmıştı. Kutudan çıkan bu üç oktan biri büyük bir ağaç simgesine gidiyordu. İşte bu Semra Teyze’ninki olmalıydı. Onu bulmalıyız, buralarda olmalı, diye bir söylendim. Diğer iki oktan biri Güneş’i diğeri ise Ay’ı gösteriyordu. Güneş ve Ay’ın altında ise bazı rakamlar, harfler vardı ne olduğunu henüz bilemediğim.

Parna’nın verdiği kitabı elime aldım ve tekrar incelemeye başladım. Kitaptaki Güneş ve Ay simgelerinin altında da aynı rakam ve harfler vardı. Bunların bir anlamı olmalıydı. Geri sayım ilerliyordu, az zamanımız vardı. Metal kutuyu toparlayıp tekrar çantama koyduğumda herkes önceki haline dönmüştü. Ama güçlerimiz devam ediyordu. Hemen kalan yolumuza devam ettik. Piramitleri bulmamız zor olmadı. Gece olmuştu, her yer zifiri karanlıktı. Ay bile burayı tam olarak aydınlatmıyordu. İki büyük piramidin tam arasına geldiğimizde birden yer yerinden oynadı hızla kumun içine gömüldük…

Bu arada toprak elementine hâkim olan arkadaşımız, elleriyle birkaç hareket yapıp bize toprağı güvenli hale getirdi, yere inmemizi sağladı. Düzgün bir zemine indiğimizde her yeri su kaplamaya başladı bu seferde. Her yerden hızla gelen sular olduğumuz yeri dolduruyordu. Su elementiyle uyumlanan diğer arkadaşımız ise suyu kontrol ederek bize yol açtı. Bir süre bu şekilde yürüdük. Hiç korkmuyorduk. Yavaş yavaş sular çekildi ve önümüzde kapı açıldı kendiliğinden. Tuzak olabilirdi dikkatli olmalıydık. Kamita’nın dediği geldi aklıma, kapının önünde fazla oyalanmamızı söylemişti. Tam geçeceğimiz esnada tıkırtı duyduk ve kapının yanında aniden Semra Teyze belirdi.

Küçük bir şok yaşadık, hiç beklemiyorduk. Bize sevinçle seslendi; “Bu tarafa gelin sakın kapıdan geçmeyin, orası tuzaklarla dolu” dedi. Boş, soğuk bir odaya geçtik. “Nerde kaldınız? Günlerdir sizi bekliyorum.” dedi, biz daha şaşkınlığımızı atamadan anlatmaya başladı: “Ben rüya kapısıyla Olzen şehrine değil, nasıl olduysa bu Karanlık Diyara uyandım. Her şeyi biliyorum merak etmeyin. Günlerdir burada olanları takip ediyorum. Her yerde robot gözcüler var. Başlarındaki kralları Zalon ise bir yapay zekâ ürünü ama insan gibi görünüyor inanılmaz yetenekleri, zekâsı var. Kitabın son üç sayfası onların elinde. Bir an önce almalıyız. Yoksa Olzen şehri yok olacak,  biz yok olacağız. Kolyemden dolayı beni görmüyorlar ama ben onların her yaptığını görüyorum. Sizin buraya geleceğinizden de herkesin haberi var, çok dikkatli olmalıyız.” Semra Teyze bunları anlatırken bilmediğin bir şey var, diyerek haritayı yere serdim.

Çantamdan kutuyu ve haritayı çıkardım ve haritanın üzerine kutuyu koyduğumda bu sefer heyecanlanma sırası Semra Teyze’deydi. Bizim başımızdan geçenleri de ben anlattım. Parna’ya çok üzüldü. Bu arada kendi okunu hemen fark etti. Metal kutudan çıkan yüzeye dokundu ve o da doğa ile uyumlandı. Böylece uyumlanmalarımız tamamlanmıştı. Güneş ve Ay simgesini ben daha sormadan hemen anlamıştı,” Bu bir gökyüzü olayı” dedi. Zamanlayıcıya baktı ve az zamanımız kalmış. Bir an önce sayfaları almalıyız ve bu gökyüzü olayı olmadan önce buradan çıkmalıyız dedi. Bu olay 1500 yılda bir gerçekleşen güneş ve ay yakınlaşması dedi. Bu Karanlık Diyar’ın o saniyelerde sonsuza kadar geçiş kapıları bir daha açılmamak üzere kapanacak. Bunları nerden bildiğini sorduğumda Semra Teyze bu bilgilerin hepsinin ve daha pek çok bilginin az önce metal kutuya dokunduğunda zihnine aktarıldığını söyledi.

Karanlık Diyar’ın ana merkezine gidebilmek için son bir adım kalmıştı. Önümüzde ateş çemberinden alev topu vardı. Sayfalar orada cam fanusta saklanıyordu. Kitapta da bu olaylar işlenmişti. Doğru yerdeydik. Sayfaların saklandığı yerde ise çok sayıda robot askerler bulunuyordu. Bu ateşe söz geçirmek arkadaşımız için hiç zor olmadı. Bir anda alevler kesildi. Ama göz gözü görmüyordu. Şimdi de her yeri sis kaplamıştı.

Bütün robotlar kaçışmaya başladı. Burada ise havanın dilinden anlayan arkadaşımıza sıra gelmişti. Derin bir nefes çekti içine ve bütün gücüyle üfledi. Ne olduğunu anlamayan görevliler yere yığılmışlardı. Cam fanustaki sayfaları alıp hemen oradan çıktık. Koşmaya başladık. Zaman gittikçe daralıyordu. Ama bir türlü odalar bitmiyordu. Sürekli kapılar başka odalara çıkıyor, her seferinde yeniden başa dönüyorduk, büyük bir yapay zekanın içinde hapsolmuş gibiydik. Başka çare kalmayınca çantamdan kutuyu çıkardım, kalan süre çok azdı. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bir anda yapay zekâ Zalon’un gülme sesi geldi kulağımıza, “Buradan asla çıkamayacaksınız. Bu ritüeli eninde sonunda gerçekleştireceğim. Sonsuza kadar ben ne dersem o olacak.” diye tekrarlayıp duruyordu.

Birden Semra Teyze’nin aklına bir şey geldi. Yere oturduk. Haritayı açtık ve metal kutuyu yerine yerleştirdik. Kitabın sayfalarını da yerine koyduktan sonra, son sayfada buradan nasıl kurtulacağımızın yolu görsellerle anlatılıyordu. Önce hiçbir şey olmadı. Semra Teyze birkaç kez kutunun yönlerini değiştirdi. Sonunda çalışıyordu. Hepimiz ellerimizi köşelerimize denk gelecek şekilde metal kutuya dokunduk. Zaman ise dolmak üzereydi. Ben de dokununca kutu birden açıldı ve birkaç saniyeliğine zaman durdu. Zalon’un sesi de kesilmişti. O anda Güneş ve Ay’ın yakınlaşması tamamlanmak üzereydi, işte boyut geçiş kapısı oluşmuştu.

Ve arkadaşlar sırayla geçti. Semra Teyze’yle göz göze geldik. Ona işaret ettim, oda geçti. Zaman hala donuktu, ardından ben de geçince birdenbire kendimi evimde yatak odamda buldum. Nefes nefese kalmıştım. Sabah olmuş annem kahvaltıya sesleniyordu. Elimde ve kolumda işaretler hala duruyordu. Evime geri gelmiştim. Yani o zaman her şey düzeldi demek. Buradaydım sapasağlam.

Annem dün gece ateşler içinde sayıkladığımı söyledi. Şimdi ayaklandığımı görünce çok sevinmiş,” Salgın var dikkat etmelisin.” diye de uyardı. Kafamda binlerce soru vardı. Metal kutuya ne oldu? Olzen şehri kurtuldu mu? Peki ya Parna uyandı mı? Neyse, kahvaltı yapmaya içeri geçtim çok acıkmışım. Televizyon açıktı, ilginç bir haber dikkatimi çekti.

Anadolu’da yapılan kazılarda yeni parçalar bulmuşlar. Sivas taraflarında Köroğlu Mağarası’nda gizli bir bölmede, kurşun sandık içinde; bir harita, kitap ve metal 8 köşeli kutu. Gerçek olabilir miydi bu? Annem tam kanalı değiştiriyordu ki engel oldum. Gerekli incelemeler yapıldıktan sonra müzede sergilenecekmiş.

Biraz sonra elinde kek ile Semra Teyze zile bastı. Annemle kahve içmeye gelmiş. Anlaşılan o da beni merak ediyordu. İçeri girdiğinde göz göze geldik birbirimize gülümsedik. Her şey yolundaydı…

Kübra Çakar

 

 

İlgili Haberler

Yetenekli Eller

KÜBRA ÇAKAR

Karadeniz’in Sırrı

KÜBRA ÇAKAR

Dingin

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...