
İnsan bazen bir kelimeyle hayatın farkına varır.
Bazen bir mısra, yılların yükünü omuzlarından alır.
Bazen bir beyit, kalbin kilidini açar; insanın dilinin ucuna kadar gelip de söyleyemediği hislere tercüman olur.
Ben şiire, bilhassa Divan şiirine hep bu gözle bakıyorum. Çünkü şiirde kelimelerle kurulmuş bir sır, bir derinlik, âdeta ince bir sihir vardır.
Mesela: “Hazer kıl, kırma kalbin kimsenin canını incitme” sözüyle, “Sakın başkasının kalbini kırma” cümlesi aynı hakikate işaret eder. Fakat aynı tesiri bırakmaz. Çünkü şiirde mana kadar söyleyiş de mühimdir. Kelime bazen yalnızca bir anlam taşımaz; bir ruh, bir iklim taşır.
Bugün ise Divan şairlerinin kurduğu o derin dünyayı tam manasıyla hissedemiyoruz. Bunun birçok sebebi var elbette. Fakat bana göre en mühim sebebi, eski kelimelerle olan bağımızın giderek zayıflaması; bir diğeri ise şiir okuma ve şiirle yaşama kültürünü kaybetmemizdir. Bu yüzden o inceliği, o letafeti tam anlamıyla kavrayamıyoruz. Oysa eski insanlar şiire bambaşka bir gözle bakardı.
Rivayet edilir ki Alvarlı Efe genç yaşlarında bir şiir yazar ve bu şiirin mecliste okunmasını ister. Ancak mahlasının söylenmemesini özellikle rica eder. Şiir okunurken dinleyenler arasında bulunan babası Gedâî Hüseyin Efendi, kendi tertip ettiği divanı getirip sobaya atar. Yanındakiler engel olmaya çalışsa da ancak yarısını kurtarabilirler. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda ise şu cevabı verir:
“Eğer bu şiiri yazan biri varsa, benim divanımın bir manası yoktur.” Bu söz yalnızca bir hayranlığın değil; edebin, teslimiyetin ve hakikat karşısındaki samimiyetin de göstergesidir. İnsan bugün en çok da bu inceliğe hayret ediyor. Şiir, pek çok hakikati zarif bir üslupla gönlümüze nakşeder. Bazen sayfalarca anlatamayacağımız bir duyguyu tek bir mısra kalbimize yerleştiriverir. Çünkü şiir yalnızca akla değil, doğrudan kalbe hitap eder.
Şairin dediği gibi:
“Bir özge merâtibdesen ey şi‘r-i dilâvîz
Gencîne-i esrâr-ı Hüdâ’dan mı gelirsin?”
Yani: “Ey gönülleri tesiri altına alan şiir, sen ne yüce bir makamdasın; yoksa Allah’ın sır hazinesinden mi geliyorsun?”
Gerçekten de şiir, insan ruhuna dokunan tarafıyla daima özel bir yerde durmuştur. Belki bugün bunu eskiler kadar derinden hissedemiyoruz fakat iyi bir mısra ile karşılaşınca içimizin neden sarsıldığını hâlâ açıklayabiliyor değiliz.
Her şeyin kıymet kaybettiği bir çağda, kelimeler de eski değerini yitirdi. Bir cümleyle anlatılabilecek hakikatleri sayfalara sığdırmaya çalıştık. Kelimeler çoğaldıkça manalar azaldı. Sözler uzadı, gönül kapıları daraldı. Ve sonunda sayfalarca konuşup yine de anlaşamamayı öğrendik.
