Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Kader Birliği


Selen, yanında duyduğu hıçkırık sesiyle arkadaşına döndü. Ağladı, çok ağladı. Onu hiç öyle görmemişti. O da ağlamak istiyordu. Ağladı. Önce kendilerine sarılıp ağladılar, sonra da birbirlerine.
İnsan önce kendine dağ olmalı, değil mi? Sonra, ufacık da olsa gücü varsa en yakınına. İki kız da öyle yaptılar. Önce kendilerine, sonra da birbirlerine. Selen, gözyaşlarını silerek kendisine sarılmış olan Eda’ya baktı.
“Kader birliği yapmaya ne dersin?”
Eda ne dediğini anlamamıştı. Kaşlarını çattı. Bu, bir şeyi anlamadığı zaman yaptığı milli refleks gibiydi.
“Yani diyorum ki, birlikte ölmeye ne dersin?”
Şaşkınlığı yüzüne yayıldı. Hayır, bu hayatında duyduğu en saçma teklifti. İçindeki bunaltıcı kasvet ne kadar ağır olsa da, ölüm… Ölüm çok ağırdı. Zihninde kardeşinin silik yüzü belirdi. “Ben ölürsem, ondan geriye kalanlar da ölürdü,” diye düşündü dehşetle. Bunu yapamazdı. Yaşamalıydı.
Bu sessizlik Selen’e bir cevap vermişti, Eda ise yalnızca kaçmayı seçti.
Selen’in sözleri bu sessizliği bozdu. “Ben öleceğim. Yaşamak istemiyorum.”
Eda kalkıp gitti. Onu daha fazla duymak istemiyordu, saçmalıyordu. Selen arkasından bağırmaya devam etti:
“Seni aptal! Öleceğim diyorum, neden duymuyorsun beni? Bir şey söylesene. Ölece…”
Olduğu yere çöktü, içi çıkana kadar ağladı. Neden kimse onu duymuyordu? “Öleceğim’’ dediği an neden herkes ondan kopuyordu?


Birkaç saat geçtikten sonra ayağa kalktı. Çantasını takıp yürümeye başladı. Evinin önüne geldi. Çantasını yere bıraktı ve kapının önündeki soğuk taşın üzerine oturdu. Kolundaki saate baktı: 03.12 zifiri karanlıktı. Penceresinden sızan tek bir ışık huzmesi bile yoktu. Onu bekleyen kimsenin olmadığını bilmek, kalbine yeni bir sızı değil, nihayet aradığı o boşluğu getirmişti. Burukça gülümsedi. Kararlı bir hareketle çantasından anahtarı çıkardı, kapıyı açtı ve içeri girdi.
Işığı açıp kitaplığına doğru gitti ve oradaki küçük not defterinden bir sayfa alıp masasına oturdu. Kısa bir şey yazdı. Notu da çantasına koydu. Oradan kalkıp dışarı çıktı, ışığı kapattı ve artık o ışık hiç açılmadı…
Günler geçti. Eda bu sessizliğe daha fazla dayanamayıp evine gitti. Zile ne kadar bastıysa kapıyı açan olmadı. Endişelenmişti. Telefonlarına da cevap vermiyordu. Polisi aradı. Kapıyı kırdırttı.
İçeri girdiklerinde havasız, eski ve geç kalmışlık kokan yoğun bir koku yüzlerine çarptı. Eda sendeledi, polisin omzuna tutundu. Gözyaşı içinde, koşarak Selen’in odasına yöneldi. Kapıdan içeri girer girmez durdu. Gözleri, tavandaki kancaya takılı kaldı. Bir ona bir de polise baktı…


Derin nefes verdi. Yapmamıştı öyle bir şey. Korkunun üzerinde yarattığı ağırlıktan sıyrıldı, yere yığılıverdi. Polis su getirmişti ona. Kana kana içti. Ayağa kalkıp polislerden, onları boş yere çağırdığı için özür diledi. Polisler gülümseyerek evden çıktılar. Eda yine Selen’i aramayı denedi ama telefonu hâlâ kapalıydı. Selen’in yatağında oturuyorken masada duran bir not ilişti gözlerine. Kalkıp notu aldı. Üstünde şöyle bir yazı vardı:
“Bir yanım nefes almıyor, öldü. Ama diğer yanım hâlâ yaşama tutunmakta ısrarcı. Ben iyileşmeye gidiyorum.”

Aradan yıllar geçti. Eda her gün Selen’i görme umuduyla evine gitti. Divane olmuştu. Her yerde onu görür gibi oluyordu. Ona karşı büyük mahcubiyeti var, çok da özlemi.
Ne o döndü evine ne de Eda onu aramaktan vazgeçti

Editör: Nuray Balcı

İlgili Haberler

Ben

KÜBRA ÇAKAR

Gurbet Hikâyeleri – Refik Halit Karay

okuryazarkitaplar

2. İslam Sanatları Bienali Düşünceye Davet Ediyor

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...