Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Kanlı Tülbent III

Nilüfer Sedef


Gözlerini açtığında ahşap bir evin koltuğunda yatıyordu, duvardaki saat 23:30’u gösteriyordu. Şöminede odunlar çıtırdıyor, içerden yemek kokuları geliyor, radyo da Türk Sanat Müziği çalıyordu. Gözlerini sağa doğru çevirdiğinde adamı gördü. Masada oturmuş alkol içiyordu. Dehşetle gözleri kocaman açıldı. Çığlık atmak istedi fakat ağzının bantlandığını ve koltuğa iplerle bağlandığını fark etti. İplerden kurtulmaya çalışırken adamla göz göze geldiler. Adam, hızla masadan kalkıp yanına geldiğinde artık nefesi kesilmişti ve öylece adama bakıyordu. Adam ona “Sakın korkma. Sana bir şey yapacak değilim, sakin ol. Başına bir şey gelmiş belli ki. Ağzındaki bandı ve ipleri açacağım ama sakın bağırma, tamam mı?” dedi. Nuran artık nefessiz kalmıştı, sorusunu başıyla onayladı. Bant açılınca derin bir nefes alan Nuran, dün olanları hatırlamaya başladı. Gözleri donuklaştı, vücudu kaskatı kesildi. Adam, ipleri çözdükten sonra bir bardak su getirdi ama Nuran’ın ne suyu görecek hali ne de onu içecek takati vardı. Adam tekrar konuşmaya başladı. “Benim adım Murat. Senin adın ne? Ne oldu sana? Bir şey mi başına geldi? Üstündeki kıyafetler paramparça olmuş, ellerindeki kanlar ne?” diye ardı ardına sorular sormaya başladı. Adam Nuran’ın şokta olduğunu, sorularına cevap veremeyeceğini anlayınca onu zorla kaldırıp suyun altına soktu. Nuran soğuk suyun etkisiyle irkildi ve ağlamaya başladı. Ağlamaları gittikçe şiddetleniyor, bir yandan da Esma’nın kınasındaki şarkıyı söylüyordu. “Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim.”

Nuran’ın ağlamaları azalıp şoktan biraz olsun kurtulduktan sonra adam suyu kapattı ve onu içerideki odaya götürdü.
Kendi kıyafetlerinden Nuran’a olabilecek pantolon ve kazak koydu yatağın üstüne, bir tepside yemek getirip masaya koydu ve odadan çıktı. Nuran’a “Kapının üstünde anahtar var, kilitleyebilirsin.” diye seslendi dışarıdan.
Nuran kapıyı kilitledi, adamın bıraktığı kıyafetleri giyip yatağa uzandı. Bir şey yiyebilecek takati yoktu. Gözlerini kapadı ve mırıldanmaya başladı. “Bu gece misafirim, koynunda yatır anne.” Sonra uykuya yenik düştü.
Adam tekrar oturma odasına geçti. Daha on sekiz yaşında bile olduğunu düşünmediği bu kızın başına gelenleri düşündükçe kahroluyordu. Bu nasıl canilikti, bu nasıl erkeklikti, bu nasıl insanlıktı? Bu yaşta bir kıza insan, kadın gözüyle nasıl bakardı ve ona nasıl dokunurdu? Midesi bulandı. Ahlak, vicdan, merhamet olmadığında insanlar birer şeytana dönüşüyor, Yaradan’ın bahşettiği bu güzel nefsi duyguları, kendi hayvani istekleri için fütursuzca kullanıyorlardı. İçeride korkularıyla yatan ve daha kadınlığını tanımadan belli ki hoyrat ve şeytani duyguların yönettiği biri tarafından tüm duyguları filizlenmeden canice öldürülmüştü. Kızın üzerindeki kanları düşündükçe de aklı daha da bulanıyordu. Neler olup bittiğini kız uyanınca öğrenecekti.
Nuran sabah kalktığında nerede olduğunu hatırlayamadı. Sonra dün yaşananalar aklına geldi, tekrar ağlamaya başladı. Murat, Nuran’ın uyandığını fark edince kapıyı açtı ve onu kahvaltıya çağırdı. Nuran biraz çekindi ama çok açtı. Başına yazmasını bağlayıp odasından çıktı ve masaya oturdu.
Çok acıkmıştı ama yemeye hem çekiniyor hem de her an adamdan bir zarar gelebileceğini düşünüp tedirgin oluyordu. Adam, Nuran’ın düşüncelerini hissediyor ve bir şeyler yemesi için onu teşvik ediyordu. En sonunda Nuran açlığına yenilerek yemeye başladı. Kahvaltı bittikten sonra adam çay koydu, kendisine ve Nuran’a. “Tekrar söylüyorum benden sana zarar gelmez, benden çekinme, anlat bakalım ne oldu, sana kim ne yaptı, sen kaç yaşındasın?” diye söze girdi.
“Vedat’tı adı” dedi Nuran. Sonra Murat’a dönüp “Ben on yedi yaşımdayım. Sen yaşlardaydı Vedat.” dedi. “Yani abin olacak yaştaymış.” dedi Murat. “Evet” dedi Nuran mahcup bir şekilde. Anlatmaya devam etti. “Her şey kınada başladı. Kınadaki kadının birinin elime tutuşturduğu kağıtta kendi telefonu ve bir not yazıyordu. Adı Saniye’ymiş. Seni beğendim, iyi bir kısmet var, bu telefondan beni arayın, yazıyordu.. . Halam tanıyormuş kadını. Başka bir kasabada oturuyormuş. Çevresi geniştir, arayalım bakalım, dedi ve aradık. Vedat, kasabada esnafmış; işleri de iyiymiş. En önemlisi içkisi, sigarası yokmuş.” dedi. Nuran son sözleri söyledikten sonra utandı ve göz ucuyla Murat’a baktı. Murat gülümsedi “Her içki içen kötü mü oluyormuş, her içki içmeyen iyi mi oluyormuş?” dedi. Nuran kendisine öğretilenleri sorgusuz sualsiz, doğrusunu yanlışı düşünmeden kabul etmesinin ne kadar yanlış olduğunu anlıyor ve dün akşam alkol alan şimdi de sigara içen bu adamın kendisine insan gibi davrandığını düşündükçe yerin dibine giriyordu. “Neyse, devam et.” dedi Murat.
“Saniye, Vedat denen adamla konuşmuş, bir kız var konuşup görüşün, demiş. Adam telefon açtı bana. Çok cana yakın, samimi konuşmuştu.” dedi Nuran. Samimiyetle laubaliliği ayırt edebilecek yaşta değildi Nuran.
“Adam, söylediği gibi beni oturduğum evin iki sokak ilerisinden öğlen on ikide gelip aldı. Bir kahve içip birbirimizi tanıyacaktık. Adam şehre doğru arabayı sürerken direksiyonu ormana doğru çevirdi… Biraz temiz hava alalım, sohbet edelim, ondan sonra çarşıya geçeriz kahve içmeye, dedi bana. Ormanın derinliklerinde arabayı durdurdu. Saniye abla senden çok bahsetti, çok ısrar etti tanış diye. Gerçekten çok güzelmişsin deyip yanağımı okşadı. Bir hamlede kendimi geri çektim ama nafile bu sefer daha da ileri gitmeye başladı ve ben de ona tokat attım. Bu tokat, ona daha da cüretkarlık verdi. Çığlıklarım yükseliyordu gökyüzüne ama nafile, kimse duymuyordu.’’ deyip ağlamaya başladı. “Daha da ileri gideceğini fark edince can havliyle torpidoyu açtım, orada gördüğüm bıçağı aldım ve …” deyip sustu Nuran.
Adam kalakalmıştı Nuran’ın anlattıkları karşısında. “Yani sen, adamı öldürdün mü?” sözleri çıktı ağzından gayri ihtiyari. Nuran donuk bakışlarını kaldırdı ve Murat’a baktı, evet şeklinde başını salladı.
“Artık annem katilin annesi, nişanlı ablam katilin ablası, babam katilin babası damgası yiyecek bizim kasabada. Aynı Zehra gibi…” dedi ve donuk suratındaki gözlerinden yaşlar sicim gibi akmaya başladı. “Namus çok önemli bizim kasaba için ama kimse namusunu korudu demeyecek.”
Adamın sigara paketinden bir dal sigara alıp yaktı, dumanını içine çekti. Kendisine öğretilen ve onun da sorgusuz sualsiz kabul ettiği tüm önyargıları içinden atmak ister gibi dumanı havaya üfledi.
Murat ne diyeceğini ne yapacağını şaşırdı, öylece donup kaldı Nuran’ın sigara içişini izlerken. On yedi yaşındaki küçük bir kızın başına gelenlere mi üzülsün, bir katille karşılıklı oturduğuna mı şaşırsın bilemedi. Ama daha aklı, kadınlığı gelişmemiş bir kızın, toplum tarafından dayatılan evlilik uğruna yaşadıkları, insanlık adına onu çok üzdü. Nuran’a acıyla karışık merhametle baktı.
Nuran, “Yani anlayacağın Zehra’ya katilin kızı derken bir gün benim de katil olabileceğimi, alkol ve sigara içenleri insan yerine koymazken asıl öyle birinden insanlık göreceğimi bilemezdim. İnsan yargıladığını yaşıyormuş.” dedi ve sustu.
“İnsanlık, vicdan ve merhamette aranmadıkça daha çok yanılınılacaktı.” dedi Murat.
“Sen kendini anlatır mısın?” diye sordu çekingen bakışlarla Nuran. Havanın biraz dağılmasını istiyordu çünkü. Efkarlı ve kasvetli havanın çok uzun süre onunla olacağını biliyordu.
“Balıkçılık yapıyorum. Tuttuğum balıkların bir kısmını satarım, bir kısmını da eve getiririm. Eşim varken eve balıkla geldiğimde güzel bir sofra kurardık. Salatalar, mezeler, balık ve muhakkak yemekten sonra bir tatlı olurdu menüde. Eşim şalgam suyu içerdi, ben alkol. Ne o benim alkol içmeme karışırdı ne de ben sen de alkol iç, demezdim ona. Keyifli, huzurlu, sevgi dolu bir evimiz vardı. Ama o vefat edene kadar.” deyip sustu Murat. Nuran’da konuşamadı tekrar.
Saat 15:00 olmuştu ve ikisi de bunu dile getirmese de yakında bir şeylerin değişeceğini biliyorlardı.
Murat pötikare masa örtüsünü çıkardı, masaya serdi. Dolaptan balıkları çıkardı, temizlemeye başladı. Nuran salatayı ve tatlıyı yaptı. Murat, balıklar pişerken birkaç meze hazırladı. Rakıyı, buz dolu kabı, suyu ve şalgam suyunu masaya koydu. Karşılıklı masaya oturdular, bardakları birbirlerine tokuşturdular, “Şerefe!” deyip içtiler. Balıklar, mezeler, salata bitti, üstüne peynir tatlısını yerlerken kapı çaldı.
Göz göze geldiler. Önce Nuran ayağa kalktı sonra Murat. Kapı hâlâ çalıyordu. Nuran kapıyı açması için Murat’a başıyla işaret etti. Murat ağır adımlarla yürüdü, kapıyı açtı. Polisler “Nuran Şahin burada mı?” dedi. Murat geri çekildi ve Nuran’a baktı. Nuran ağır adımlarla kapıya gidip son kez Murat’a baktı. Murat “Seni ziyarete geleceğim, söz.” dedi. Nuran “Tamam abi.” dedi ve polislerle beraber arabaya binip gitti.

İlgili Haberler

Yeryüzünde

KÜBRA ÇAKAR

Sanatsal Sublimasyon

KÜBRA ÇAKAR

“Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” Fotoğraf Yarışması Başladı

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...