BÖLÜM I
Elindeki bıçağın metal kısmı tamamen kırmızı olmuştu. Hani Esma’nın kınasında giydiği kaftanın kırmızısı gibi. Kına yakılırken başına örttükleri tül de aynı renkti. Hatta beraber kına alışverişi yaparlarken kan kırmızısı olsun, demişlerdi mağazadan. Peri kızı gibi olmuştu o gün Esma. Çok mutlu olmuştu arkadaşı için ama bir yandan da çok imrenmişti
Kına yakılmadan önce çember olup dönmüşlerdi Esma’nın etrafında. Dillerinde de bir türkü “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.” diyordu türkünün bir yerinde.
Elindeki kanlı bıçağı başına sürmeye başladı Nuran. Yazması kana bulandıkça Esma’nın başındaki tüle benzetiyordu onu. Dilinde aynı türkünün dizeleri; “Annesinin bir tanesini hor görmesinler. Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim.”
Araba kapısının kilidini uzanıp açtı ve yavaşça dışarı çıktı. Çapraz taktığı çantası hâlâ boynunda asılıydı. O gün için aldığı elbisesi paramparça olmuş, annesinin fakir zannedilmesin diye kendi boynundan çıkarıp onun boynuna taktığı altın kolyenin yerinde yeller esiyordu. Elindeki bıçakla usul usul yürümeye başladı. Dilinde yine aynı türkünün sözleri “Annemin yelkeni olsa açsa da gelse, babamın bir atı olsa binse de gelse, kardeşlerim yollarımı bilse de gelse.”
O gün katilin kızı Zehra uzaktan izlemişti kınayı. Kimse onu kınaya çağırmadı çünkü o katilin kızıydı. Annesi, babasını öldürmüştü. Ne olmuş, neden öldürmüş hiç bilmiyorlardı ama zaten önemli de değildi. Annesi katildi, bu yeterliydi. Kimse onunla arkadaşlık etmezdi. Anneannesi bakardı ona, annesi hapiste olduğu için. Aslında Zehra’yla çok iyi arkadaşlardı önceden. Sabahın alaca karanlığında o insanın ellerini titreten soğukta, birbirlerine sokularak servisi beklerlerdi. Aynı fabrikada çalışır, yan yana tezgahlarda tütün sarar ve usta başından gizli olacak şekilde fısıldayarak hayallerinden bahsederlerdi. Evlenmek isterlerdi her genç kız gibi, bir de içmeyen kocaları olsa başka bir şey istemezlerdi. İçki içen adamdan her şey beklenirdi çünkü öyle öğretmişlerdi onlara. En önce o sorulurdu taliplere. Sonra Zehra’nın annesi katil oldu, Zehra’da katilin kızı. Katilin kızıyla da arkadaş olunmazdı, arkadaşlıkları da o yaz bu sebepten bitmişti.
Başındaki eşarbı düzeltip üstündeki elbisenin yırtılan yakasını eliyle kapatarak yürümeye devam etti. Etek kısmındaki yırtıkları önemsemedi çünkü kalın külotlu çorap giymişti altından. Açıkta bir yeri yoktu şükür. Ama bıçaktaki kan yere damlayıp toprağa karıştıkça kan kırmızısı renkli kına tülü hayali de onunla beraber yavaş yavaş kayboluyordu. Yürümeye devam etti. Saat kaçtı, ne zamandır yürüyordu, hayallerinden ne kadar uzaklaşmıştı kestiremiyordu. Hava bir anda kararmıştı tıpkı bir anda hayatının karardığı gibi.
Esma’nın kınası geldi aklına tekrar. Ne güzel geçmişti kınası. Annesi onu özenle giydirmiş, süslemiş öyle göndermişti kınaya. Öyle ya! Böyle yerlerde genelde kızlara talip çıkıyordu. Annesi onu sıkı sıkı tembihlemişti “Çok oynama, çok gülme, ağır ol.” diye.
Kına yakılmadan önce şarkılar çalındı, oynandı, halaylar çekildi ama o annesinin tembihlediği gibi o hiç oyuna kalkmadı. Sonra üstünde kırmızı kaftanı, başında kırmızı tülüyle gelin geldi ve salonun ortasına oturdu. Gelinin etrafında hep beraber türküler söyleyerek döndüler. Esma’nın kaynanası, kına yakılması için elini açmayan gelinin avucuna çeyrek altın koydu ve alkışlarla Esma elini açtı. Ardından kına yakıldı. Sonra müzik yine çalmaya başladı ve tekrar oynamaya başlandı. Tüm olanları büyük bir hayranlıkla izleyen Nuran, uzaktan kendisine gülümseyerek gelen kadını gördü ve ne olduğunu anlamadan kadının çekiştirmeleriyle kendini oyun alanında oynarken buldu. Kadın şen şakrak, hafif toplu, saçları yapılı, belli ki herkesle hemen samimi olan mesafesiz biriydi. Nuran, kadının kendisine bu kadar yakınlığını anlamaya çalışırken bu kişinin kendisine talip olabileceği aklına geldi ve yüzü kızardı. Bir süre sonra kadın, kaşla göz arasında Nuran’ın eline bir kağıt sıkıştırdı ve kalabalıkların arasında gözden kayboldu.


