Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Yaşamak

yazar
Nilgün BABACAN
Hastaneden çıktığımda, poliklinik ve acil giriş kapılarının arasındaki kafeye doğru ilerledim. Bu gidişim gayri ihtiyari olmuştu. Sanki beni kafenin içine çeken bir şeyler var gibiydi. Çok yorulduğumu hissettim. Kafe giriş kapısının karşısına konulmuş olan masanın yanındaki sandalyeye oturdum. Etrafı seyre daldım. Kimseleri rahatsız etmeden her masaya ayrı ayrı bakmaya çalışıyordum. İnsanlar sürekli bir hareketlilik içinde kafeye girip çıkıyorlardı.

Yan masadaki boş bardakları almaya gelen garson çocuğa seslendim. Bana bir kahve getirmesini söyledikten sonra yeniden etrafı seyretmeye devam ettim.

Dalmışım…

Garson çocuğun geldiğini ve kahvemi masaya bırakırken ikinci kez seslendiğini o zaman fark ettim.

— Abi, kahveni bıraktım ama dalmışsın, tam iki kez seslendim, dedi.

— Aa, evet dalmışım, hastane yordu beni.

— Geçmiş olsun abi, dedi ve kahvemi bırakarak gitti.

Peşinden baktım, iyi bir çocuğa benziyordu.

Sarışın, gözleri yosun yeşiliydi; acaba memleketi neresi, diye düşündüm. Buna benzer düşüncelerim bir an hızla akıp gitti.

Yağmur yağmaya başlamıştı.

Neyse ki üzeri tente ile örtülmüş alandaydım. Gri bulutların çarşaf gibi sarılmış olduğu gökyüzünden yere damlayan damlalar hafif hafif çiseliyordu. İnsanlar ıslanmamak için hastanenin çatısı altındaki yağmur almayan gölgelik yerlere girmeye çalışıyorlardı. Kafeteryaya gelselerdi kafeteryaya sığmayacak kadar insan güruhu vardı dışarıda.

Bazı insanlar şemsiyelerinin altında, bazıları ise yağmurda ıslanmaya aldırış etmeden rahatça yürüyorlardı.

Bazıları koşarcasına hastaneye giriyor; otomobiliyle gelmiş olanlar ise arabalarıyla yavaş yavaş yol alarak, kimselere zarar vermeden yağmurdan ıslanmış kaygan yolda ilerlemeye çalışıyorlardı.

Hastaneye ailelerinin refakatinde muayeneye gelen çocuklar ise yürürken gördükleri su birikintilerine basarak onlardan yağmur suları fışkırtıyordu. Çocuklar bunu görünce mutlu oluyor, hastalıklarının verdiği ağrının hafiflediğini hissediyorlardı belki de. Mutlu olduklarını yüzlerine yansıtabiliyorlardı. Çocuk olmak ne güzeldi…

Oturduğum yerden kalktım. Hesabı ödemeye gidiyordum. Karşıma çıkan küçük çocuğun bana bakarak gülümsemesiyle, düşüncelerimden sıyrılmaya çalışarak hayatın ne kadar hızlı aktığını fark ettim. Yaşamın bize neler getirdiğini bir kez daha düşüncelerimde gezdirdim.

Çocuğun gülümsemesi gözümün önünden gitmiyordu. Sağlık ve sevginin değerinin çok kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. Kafeden çıkarak, yağmura aldırmadan keyifle otobüs durağına ilerledim.

Hastaneye gelmiştim. Tetkiklerde hasta olmadığımı öğrenmiştim. Hızla akıp giden hayat herkese böyle davranmıyordu. Olumsuz düşüncelerden sıyrılmak ve hayatın güzelliklerini yaşamaya karar verdim.

Çisil çisil yağan yağmur ıslatmamıştı beni; sadece mutluluktan gözlerimden, yağmura karışan yaşlar yüreğimde dünyaya, hayata karşı sevgimi bir kez daha doldurmuştu…

Yaşamak ne güzel şeydi…

İlgili Haberler

2. İslam Sanatları Bienali Düşünceye Davet Ediyor

okuryazarkitaplar

Bukalem-Un

KÜBRA ÇAKAR

Tekrar Ben; Ama Eskisi Değil

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...