Okuryazarkitaplar
Edebiyat MakaleEleştiri / Edebiyat Yorum

Susan Sontag’ın düşünce atlasında “görme” eylemi

Sadece optik bir veri toplama süreci değil; ahlaki, politik ve estetik bir hesaplaşma alanıdır. Sontag, modern insanın dünyayı algılama biçimini kökten sarsarken, [Susan Sontag’da Görme ve Yorum] perspektifinden baktığımızda asıl meselenin “şeffaflık” olduğunu görürüz. Onun için yorum, bir sanat eserinin veya bir olayın üzerine giydirilen hantal bir örtüdür; görme ise bu örtüyü yırtıp doğrudan eserin duyusal varlığıyla temas etme çabasıdır.

Sontag’ın entelektüel duruşunda “yorum”, eserin özünü ararken onu parçalayan, hatta “evcilleştiren” bir düşmandır. Ona göre bir sanat eserine “Burada ne anlatılmak isteniyor?” sorusuyla yaklaşmak, o eserin biçimsel gücünü ve doğrudan deneyimini katletmektir. Sontag, “içerik” denilen hayaletin peşine düşen yorumcuların, eserin tenini ve sesini görmezden gelmesine itiraz eder. Bu noktada görme kavramı, yorumun gölgesinden kurtulmuş bir “erotizm” olarak tanımlanır. Bu, cinsel bir bağlamdan ziyade, dünyanın duyusal zenginliğine karşı duyulan saf ve dolaysız bir iştahın ifadesidir.

Fotoğraf üzerine yaptığı derinlemesine incelemelerde ise görme, daha karmaşık bir etik boyuta evrilir. Sontag’a göre fotoğraf, dünyayı bir “görüntüler koleksiyonuna” indirgeyerek bakışımızı hem keskinleştirir hem de nasırlaştırır. Bir acıya tanıklık etmekle, o acının görüntüsünü tüketmek arasındaki ince çizgi, Sontag’ın görme etiğinin merkezindedir. Başkalarının acısına bakmak, bizi olayın içine mi çeker yoksa bizi güvenli bir mesafeye mi hapseder? Burada görme, sadece pasif bir izleme değil, bir sorumluluk sınavıdır. Sontag, görüntülerin bolluğu içinde yorumun bizi hakikatten uzaklaştıran bir kalkan işlevi gördüğünü, oysa ihtiyacımız olanın “sanatın erotizmi” gibi, “bakışın berraklığı” olduğunu savunur.

Düşünce dünyasında yorumu bir tür “intikam” olarak gören Sontag, bizi eserin veya dünyanın arkasındaki gizli anlamları deşifre etmekten vazgeçip, bizzat “var olanın” parıltısına bakmaya davet eder. Bu, zihinsel bir tembellik değil, aksine duyuları yeniden eğitme sürecidir. Bir şeyi “ne anlama geldiği” üzerinden değil, “nasıl var olduğu” ve “ne hissettirdiği” üzerinden görmeye başladığımızda, yorumun kısıtlayıcı çitlerini aşmış oluruz.

Sonuç olarak Sontag’da görme, yorumun hegemonik iktidarına karşı bir direniş biçimidir. Bizi kelimelerin ve tanımların güvenli limanlarından çıkarıp, görüntülerin ve formların tekinsiz ama bir o kadar da sahici denizine bırakır. Onun metinleriyle kurduğumuz ilişkide açılan düşünme alanı, kendi bakışımızı nasıl “anlam” yükünden arındırıp yeniden “bakış” haline getirebileceğimiz sorusunda gizlidir. Görmek, nihayetinde, dünyanın çıplaklığına tahammül edebilme becerisidir.


Susan Sontag’ın bu sarsıcı bakış açısını @okuryazarkitaplar dergisinde, fotoğraf sanatıyla ilgilenen okurlarınıza özel bir dosya olarak sunmamı ister misiniz?

İlgili Haberler

Hikâye Kahraman Analizi

okuryazarkitaplar

Sahne Sanatlarında Kadın Temsili

okuryazarkitaplar

Tanzimat’tan Günümüze Toplumsal Eleştiri Geleneği

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...