Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetMasal

Yaşasın Kral! Yaşasın Kraliçe!

Selim Öztürk

 

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken çok uzaklarda şirin mi şirin evlere, berrak mı berrak sulara, tatlı mı tatlı yiyeceklere sahip insanların mutluluk içinde yaşadığı bir ülke varmış. Kral’ın damadı Robert ve biricik kızı Angelina, bu güzel ülkede mutluluk içinde yaşıyormuş. Robert, geçmişte aklıyla ve şövalyeliğiyle ülkeyi birçok sıkıntılı durumdan kurtardığı için halk tarafından çok seviliyormuş. Angelina da yaşlılara, çocuklara ve fakirlere ettiği yardımlardan dolayı halkın gözdesiymiş.

Gel zaman git zaman kral iyice yaşlanmış ve ölüme iyice yaklaşmış. Ülkesini kendisinden sonra yönetebilecek olan damadı Robert dışında, kötü yürekli kardeşi Richard da tahta adaymış. Richard, sadece kendisi ve ona yandaşlık yapan kişiler dışında kimseyle ilgilenmez, kimseye yardımcı olmaz, bu yüzden de halk tarafından da hiç sevilmezmiş. O, kralla aynı kandan olduğunu ileri sürerek tahtın kendisinin hakkı olduğunu düşünüyormuş. Robert ise kralla aynı kandan olmadığı için ülkenin kadim kuralları gereği tahta oturamayacağını biliyormuş. Halk ise bu durumdan hiç hoşnut değilmiş. Kadim kanunlar, Richard’ın kral olmasını zorunlu kılıyormuş.

Mevcut kral ne yazık ki ölümle tanışmış. Yerine tahta ise aynı kandan gelen Richard oturmuş. Yeni kral, ilk olarak Robert ve Angelina’nın tüm mallarına el koyarak onları çok uzak diyarlara, sürgüne göndermiş. Ülkede vergileri artırarak halka zulüm etmeye başlamış. Kendisine ise kötü ruhlu haydutlardan oluşan özel bir ordu kurmuş. Bu ordunun askerleri halka zulüm ediyor ve her türlü şiddeti uyguluyormuş. Ülkede sadece yeni kral, yandaşları ve kurduğu haydut ordusu bolluk içindeymiş. Geriye kalan halk fakir, üzgün, aç ve hastalık içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyormuş.

Yeni kralın zulmü o kadar artmış ki çevresindeki ülkeleri de haydut ordusuyla beraber ele geçirerek hem ordusuna yeni haydutlar kazandırıyor hem de yaptığı yağmalarla zenginliğine zenginlik katıyormuş.

Robert ve Angelina ise ülkeden çok uzakta bir sahil köyünde balıkçılık yapmaya başlamışlar. Fakir ama mutlularmış. Aslında her ikisi de ülkelerinde insanların zulüm altında ve zor durumda yaşadıklarını biliyormuş. Bu duruma çok üzülüyorlar fakat ellerinden bir şey gelemeyeceğini düşünüyorlarmış.

Robert her zamanki gibi sabah erkenden oltalarını hazırlayarak, teknesine atlamış, yelkenini rüzgâra teslim ederek balık avlamak umuduyla denize açılmış. Hava çok güzelmiş, balıkların bol olduğu bir tenhada teknesini durdurmuş ve oltalarını suya bırakmış. Bir müddet sonra oltalarından biri hareket etmeye başlamış. O, tüm gücünü kullanmasına rağmen oltanın ucundakini teknesine çekememiş. Hatta oltaya yakalanan o kadar güçlüymüş ki tekneyi bulunduğu yerden sürüklemeye başlamış.

Robert çok şaşkınmış, oltasını kesip kurtarabilirmiş ama bu güçlü şeyi merak ettiği için teknesinin engin dalgalarda sürüklenmesine göz yummuş. Bir müddet yol aldıktan sonra tekne, zalim kral Richard’ın tahtında oturduğu, ülkesinin kıyılarına gelmiş. Robert, ülkesinin dumanlarla kaplı, evlerin harabe içinde yıkık, perişan, ağaçların kesilmiş, berrak suları kirlenmiş ve yeşilliğin yok olduğunu görmüş. Üzüntüyle ülkenin bu durumunu izledikten sonra oltasını koparmış ve tekneyi buraya getireni serbest bırakmış. Çaresiz bir şekilde, karısının yanına, köyüne doğru tekrar yelken açmış. Bir müddet sonra teknesi, şiddetle sallanmaya başlamış. Robert, bir sağına bir de soluna bakmış fakat bir şey görememiş. Yüzünü kaldırmış, teknenin iskele tarafında kocaman bir yunus, ona sert bir şekilde bakıyormuş. “Neyin var senin Robert? Sen ülken için savaşan şövalye değil miydin? Vatanını birçok yağmadan kurtaran ve halk tarafından çok sevilen, sen değil miydin? Ne oldu sana böyle?” demiş.

Robert, bir an şaşırmış, ne diyeceğini bilememiş. Yunus, devam etmiş. “Seni ülkene getiren, bu kötü hâli gözlerinin önüne seren, oltana takılan bendim. Bu ülkeyi zalim Richard ve haydut ordusunun elinden bir tek sen kurtarabilirsin,“ diyerek mavi sularda zıplamaya başlamış. Robert, “Benim elimden ne gelir? Bütün kadim kurallar yeni kraldan yana. Ayrıca onun çok güçlü bir haydut ordusu var. Ben ne yapabilirim?” demiş. Yunus, ona doğru yüzerek gülümsemiş ve şefkatle bakarak, “Kuşan kılıcını, çık yeni kralın ve ordusunun karşısına, elinden geleni ardına koyma,” diyerek derin sulara gömülmüş.

Robert’in birden gözleri açılmış ve yüreğinde büyük bir cesaret oluşmuş. Bu zulüm artık bitmeli, diye düşünmüş. Köyüne geldiğinde olan biteni karısına anlatmış.

Angelina, kocasının yüreğine dokunarak, “Merak etme Robert, elbet zafere ulaşırız. Haydi yola çıkalım ve ülkemizi zalimlerden kurtaralım,” demiş.

Onlar kılıçlarını kuşanmışlar, denize açılarak teknenin rotasını, ülkelerinin kıyılarına çevirmişler. Rüzgârı da arkalarına alarak tüm hızlarıyla sahile doğru ilerlemişler. Birden suyun üstünde, dalıp çıkan yunusu görmüşler. Robert, Angelina’ya dönerek, “Bak hayatım, sana bahsettiğim yunus bu,” demiş. Yunusun başında bir miğfer, ağzında savaş baltası varmış. Sahile doğru yaklaştıklarında etraflarında binlerce miğferli, ağızlarında kılıç, balta taşıyan yunuslar görmüşler. Önde Robert’in teknesi, arkada yunus ordusu, sahile doğru bir üçgen çizerek kocaman bir dalga oluşturmuş.

Kral Richard, sahilden gelen şövalye yunusları görünce hemen haydut ordusuyla beraber tedbir almış. Sahil boyuna ordusunu dizmiş. Yunuslara doğru oklarını fırlatmaya başlamışlar. Ancak oklar, yunusların sert derilerine zarar veremiyormuş.

Denizden gelen ordu, sapasağlam sahile doğru yüzmeye devam ediyormuş. Robert ve Angelina ise sahile çıkar çıkmaz hemen mevzi almış. Robert, “Hayatım, buraya kadarmış. Bu orduyu sadece ikimiz yenemeyiz. Ama sonuna kadar mücadele edeceğiz,” diyerek sertçe ülkenin surlarına doğru bakmış. Angelina ise sahile çıkan yunusları göstererek, “Baksana! Yunuslar sahile insan kılığında çıkıyorlar,” demiş. Gerçekten sahile çıkan yunuslar, insan şeklinde güçlü şövalyelere dönüşerek haydut ordusuyla savaşıyormuş.

Çok geçmeden haydut ordusu bozguna uğramış. Yunus şövalyeler ise kralı tutuklayarak zindana atmışlar. Ülkenin kadim kurallarında değişlik yapılarak tahta Robert ve Angelina oturmuş. Yeni kral ve kraliçe, Richard’ın zalimlikle kazandığı tüm hazineyi halka dağıtmış. Evleri onartmış, ülkenin dört bir tarafına ağaçlar diktirmiş. Ülke, eski yeşil ve bereketli günlerine kavuşmuş.

Yunus şövalyeler ise denize girdiklerinde tekrar balığa dönüşerek açıklara doğru uzaklaşmışlar. Giderken de sahile dönüp hep bir ağızdan, “Yaşasın kral! Yaşasın kraliçe!” diye haykırarak yüzgeçleriyle onları selamlamışlar.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

İlgili Haberler

Oruç Aruoba: Felsefi Denemelerin Şairi

okuryazarkitaplar

Erguvan Esintisi…

okuryazarkitaplar

31 EKİM 1964 – Arif DAMAR

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...