Okuryazarkitaplar
Image default
EdebiyatManşetMektup/Mizah

Varlığına Doyamadığım Babama

Kalbimdeki Yarama ve Ruhumun Yalnızlığına

Yazar Nuray Balcı

Özlemim, babam; bu satırları sana yazacağımı hiç düşünemezdim. Keşke yaşarken sana bunları anlatabilseydim ya da yazsaydım da okusaydın. Maalesef keşkelerin çözümü yok. Zamanı şimdiymiş. Küçük kızın yaş aldı, kırkına geldi. Ne ortanca torununu ne de küçük torununu görmek nasip olmadı. Kızının yeni evini, mesleğini göremedin. Keşke görseydin babam be. Sana dair çok keşkelerim var benim. Yaşamımda büyük izlerin…

Olumlu anılarımız pek olmasa da çoğu zaman sen bağıran, korkulan bir baba olarak hafızama kazınsan da yine de iyi ki babamdın. Ben iyi ki seni seçmişim, sen de beni… Birlikte hiç sohbet etmemiş olsak da gülmesek de sana dair duygularım hep çok yoğundu. Çünkü babamdın! Biliyorum bu satırların bir çözüm olmayacağını. Hiçbir şeyin düzelmeyeceğini, eksiklerimizin tamamlanmayacağını, geçmişin değişmeyeceğini ama ben sadece içimdeki bu özlemi, derin yarayı taşıyacak bir yer arıyorum ve bırakmak istiyorum yükümü. Özlemimle pişmanlıklarım iç içe geçmiş hissediyorum. Sen bana, benim gözümde tam da baba olmadın. Bu yüzden kızgınım sana, kırgınımda. Ama ya ben? Ben sana senin gözünle nasıl bir evlattım acaba? Bunu hiç bilemeyecek olmak; bu hüzün nasıl ağır geliyor omuzlarıma.

Ah babam, en sevdiğin şeker akide şekeri idi. Onu hep bolca, cebi olan yeleğinde taşırdın, senin deyiminle mont kemerinde. Soğuktan çatlayan ellerine sürdüğün arko kreminle, soba başında ki ısınışın hafızamda. Bir misafir geldiği zaman ki ona hürmetin, saygın ve yemek ikram edişin kaldı bana. Kış mevsimi geldiğinde, eve ellerinde poşetlerle palamut balıkları ile gelişlerin bilincimde. Şimdi düşünüyorum da yine de olumlu onca yanın varmış. Sadece kavgacı, bağıran, korkutan yanın yokmuş. Annemi uyarışın zihnimde ‘’Kız çocuğunu anne yetiştirir.

Akşam ezandan sonra sokakta işi yoktur.’’ demeni. Ve senden bana kalan en güzel aktarımdı bu; bende şimdi çocuklarıma aşılıyorum bunu. Ve seni daha iyi anlıyorum. Neden böyle düşündüğünü? O zamanlar anlamıyor, hatta öfkeleniyordum bile. Ama kız çocuğunu bence anne değil, baba yetiştirir. Bu senin kaçışın; sorumluluk almayışındı baba! O söz senin bahanen oldu, benimse derin eksikliğim… Bir ömür yeri dolmayan boşluk bıraktın ardında.

Her Perşembe gecesi ‘’Bu gece Cuma gecesidir. Hadi kalk, ölmüşlerimize kuran oku kızım.’’ demeni hatırlıyorum. Ne güzel bir inançmış şimdi anlıyorum babam. Ben de şimdi babam bekler, kuranını okuyayım diyorum. İnşallah ben de bunu evlatlarıma aşılayabilirim. O zamanlar hep bana derdi; hiç kendi okumuyor diye içten içe kızar, sana söylenirdim.

Aslında şimdi düşünüyorum da bana hiç kızmadın sen, bana hiç bağırmadın. Sen anneme kızardın hep ve ben korkardım çok. Şimdi düşünüyorum da hep bu durum yüzünden senden uzak durmuşum, sen de hiç yanaşmazdın bana. Sarılmazdın, öpmezdin, kucağına almazdın… Evet, sevgili okuyucu belki bunlar sana çok basit gelebilir! Ben bunlara hasret büyüdüm.

Baba varlığını benden esirgedin. Beni elbet seviyordun ama uzaktan, göstermeden, belli etmeden, dokunmadan. Ama bu küçük kız çocuğun bunu çok istiyordu senden. Ben burada çok eksik kaldım babam! Keşke uzaktan sevmeseydin ya da ben sana yaklaşsaydım. Dedim ya, keşkelerim çok benim sana dair… Yetmiş bir yaşında ölmene rağmen ben sanki seni kısacık görmüş, kısacık yaşamışım; acı ve korku dolu olsan da seni az da olsa yaşadım ama doyamadım…

Sana dair en güzel anım ilkokula başladığım ilk gündü babam. Ve sen bunu da bilmiyorsun. Hiç anlatmadım ki! Sen de sormadın ki! Beni elimden tutarak okula yürüyerek sen getirdin. O okul yolunu, seni, elinin sıcaklığını asla unutamıyorum. En mutlu olduğum gündü. Kısacıktı ama baş başaydık. Sanki o tüm karanlık yanın gitmişti. Ben bulutların üstünde gibiydim. Belki de okulu bu yüzden çok sevdim babam. O gün elinden tutup okula getirdiğin kızın bugün artık bir yazar babam.

Eminim yaşasaydın kızınla gurur duyardın babam. Benimle gurur duyman beni çok mutlu ederdi. Ama ben yine keşkelerle doluyum babam. Seninle, seni yani çocukluğunu ve gençliğini hiç konuşmadık hiç diye. Seninle atalarımı konuşamadık diye. Nasıl bir aile de doğdun? Ben babaannemi anımsıyorum; onu çok da seviyorum ama ya dedem? Ben bir amcamı biliyorum ya diğer kardeşlerin? Hep başkalarının ağzından seni duymak bende derin bir üzüntü. Keşke seni ve yaşamını senden dinleseydim, babam!

Senden yana eksik kaldığım ne varsa şimdi eşimden çocuklarım için yapmasını istiyorum babam. Çoğu zaman yapıyor da eksikleri olsa da sağ olsun. Biliyor musun baba, çok benziyorsun eşime. Fiziksel olarak ayrı, huy olarak ayrı ayrı. Eğer yaşıyor olsaydın, onunla baba-oğul ilişkiniz olsun isterdim. Birlikte bolca güzel anılarımız olsun isterdim. Gezmelere gitmeyi isterdim. Çocuklarım seni tanısın, bilsin isterdim. Onlarla bağın, bizimkinden çok daha kuvvetli olsun isterdim. Şimdi senin yerin apayrı ama abim ilgileniyor bizimle.

Bekârken küçük abimi baba bildim; evliyken büyük abimi. Yokluğun büyük eksiklik olsa da evlatların öyle güzel ki onlarla tamamlanmaya çalışıyoruz. Evlatların da sen gibi, babam; cömert ve misafirperver, sen gibi sinirli, sen gibi geceleri uyumayı sevmeyen. Senden geriye kalan miras bunlar bize babam. Ne çok yarım kalmışlığımız var. Hayallerini, hedeflerini, içinden geçenleri ne çok bilmek isterdim ben. Nasip olmadı işte. Bize çocukluğumuzu borçlusun desem abartmış olmam; ama yine de hakkımız varsa, yürekten helal olsun, babam. Sen de bizlere edersin inşallah.

İçimde en çok ukde kalan, birlikte hiç yiyemediğimiz akşam yemeklerimiz! Seninle en çok bu anı yaşamak isterdim baba. Huzurla, keyifle, bolca muhabbetle; güven dolu akşam yemeği saati…
Sen, hep tek başına odanda yemek isterdin yemeğini ve öyle de olurdu. Ya ses istemezdin ya da yere oturamadığını bahane ederdin.

Ben ne çok alınmışım meğer. Sen bunu hiç görmedin, anlamadın! Ne oyuncak eksikliği ne kıyafet eksikliği ne de bol çeşitli yemeklerden oluşmayan sofraların eksikliği; hiçbiri bu kadar dokunmadı yüreğime. Maddi yokluk acıtmadı hiç baba, bir şekilde oldu ama manevi yokluğun! Varken yokluğun! Aynı evde, ayrı yaşamlarda oluşumuz—hiç unutamayacağım derin bir yokluk; yara, iz, acı.

Editör Hüseyin Bay

İlgili Haberler

Emily Dickinson: Ölümün Metafizik Dansı

okuryazarkitaplar

Gnostiklere Göre Yaratılış

okuryazarkitaplar

Madde ile Mananın Dengesi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...