Beni koyup koyup gitme, n’olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n’olursun
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Sonun kötüye varacak
Beni koyup koyup gitme, n’olursun
Elimi tutuyorlar ayağımı
Yetişemiyorum ardından
Hevesim olsa param olmuyor
Param olsa hevesim
Yaptıklarını affettim
Seninle gelemeyeceğim
Attilâ İlhan
Beni koyup koyup gitme, n’olursun
Bu şiir, Attila İlhan’ın iç dünyasındaki derin bir çatışmayı dışarı vurur. Yüzeyde bir sevgiliye yalvarış gibi görünse de, aslında şair kendi asi, özgür ruhuna, macera peşinde koşan yanına seslenir; o yanını “herkes gibi” olmaya ikna etmeye çalışır. Kesin bir dış hikâye ya da belirli bir olay kaydı yok; ancak bazı anlatımlarda, şairin bir röportajında ima ettiği üzere, bir sevgilinin çocuk isteği karşısında sorumluluk alamaması ve ilişkinin bitişi gibi bir arka planın izleri sezilir. “Hevesim olsa param olmuyor, param olsa hevesim” dizesi, hayatın çelişkilerini, isteklerle imkânların uyuşmazlığını özetler. Ağustos ayı ise belki sıcağın bunaltısı, kararların ağırlaştığı bir mevsim olarak şiire adını vermiş; şairin kendi çıkmazını en yoğun hissettiği zamanı çağrıştırır, ama bu da kesin bir anı değil, daha çok duygusal bir metafor.
Şiir boyunca tekrarlanan “beni koyup koyup gitme” yalvarışı, aslında şairin kendi içindeki kopuş korkusunu yansıtır. Martılar özgürlüğü, deniz kıyısı durağanlığı, gemiler ise kaçışı simgeler; anlatıcı, asi yanı tutmak isterken, toplumun dayattığı sıradan hayata razı olmasını ister. Bu ikilem, Attila İlhan’ın tüm eserlerinde görülen bireysel özgürlük ile toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimi taşır. “Seninle gelemeyeceğim Attilâ İlhan” imzası, şiiri otobiyografik bir itirafa dönüştürür; şair, kendi adını kullanarak konuşur, ayrılan yanının peşinden gidemeyeceğini kabul eder.
Edebiyatımızdaki yeri, bu şiirin aşkı bireysel bir dram olmaktan çıkarıp, insanın kendiyle hesaplaşmasına çevirmesinde yatar. Attila İlhan, klasik aşk şiirinin sınırlarını zorlayarak, sevgiliyi dış bir figür olmaktan çıkarıp içsel bir parçaya dönüştürür; böylece okuyucu da kendi çelişkilerini görür. Yalvarışın çaresizliği, affedişin burukluğu ve imkânsızlığın kabulü, dizeleri sarsıcı kılar. “Herkes gibi yaşasana” önerisi ironiktir; çünkü şair bilir ki, o sıradanlıkta boğulur. Bu yüzden şiir, özgürlüğün bedelini, çıkmazın kaçınılmazlığını anlatır. Bestelenip Yaşar tarafından seslendirilince milyonlara ulaştı; “beni koyup gitme” nakaratı, ayrılık yaşayan herkesin diline dolandı. Attila İlhan burada, duyguyu katmanlı bir iç monologla verir; aşkı, sadece iki kişi arasında değil, insanın kendisiyle mücadelesi olarak koyar ortaya. Bu bakış, şiiri zamansız yapar; çünkü her insan bir gün kendi martırlarını, kendi gemilerini izler ve peşinden gidememenin acısını çeker. Çıkmaz, ağustos sıcağında daha da ağırlaşır, ama şiir o ağırlığı kelimelerle hafifletir, hatta paylaşılır kılar.

