Bir ilgi alanı, hobi gerçekleştirmek için çıktığımız okuryazarkitaplar yolculuğunda yollarımızın kesiştiği genç bir yazar arkadaşımızın kendi hikâyesini ve düşüncelerini sizlerle de paylaşmak istedik.
“Moşi” ve “Sarı Gelin” ve “Anne Ben Hasta mıyım” romanları ile kitap reyonlarında yer bulan Taner Durmaz Bey’in yazın yolculuğunu kendisinden dinlemek için kendisiyle bir röportaj yapalım istedik.
Taner Bey sizi tanımak isteriz. Taner Durmaz kimdir?
1987 yılında Van’da dünyaya geldim ve eğitimimi burada tamamladım. Toplamda sekiz kardeşiz en büyük hayalim Öğretmen olmak ti ama maalesef nasip olmadı. Hiçbir zaman kitapları hayatımda çıkarmadım şuan hala üniversite öğrencisiyim iki dersim var onları da verir isem 3.universite mi bitirmiş olacağım ve 4.universiteye hazırlık başlayacağım. Yazmak dışında aynı zamanda mozaik sanatçısıyım. Van’da yaşıyorum evli ve üç çocuk babasıyım İnşaat sektöründe Mozaik, Mermer ve PVC üzerine hizmet vermekteyiz.


Bulunduğunuz Anadolu’nun uzak coğrafyasında nasıl oldu da sanatla buluştunuz? Kalemle olan dostluğunuz nasıl başladı?
Bu coğrafyada çok iyi sanatçılar doğdu Yaşar Kemaller ,Ruhi Sular, Sinan Çetinler, Fatih Altaylılar, Ercişli Emrahlar ve daha nice isim…
Maalesef bu sanatçıların bu topraklarda doğması buralarda kültür- sanata dair fazla bir iz bırakmadı.
Çağdaşımız hala çok iyi yazarlarımız var; ama maalesef kültüre ve sanatsal değerlere yeterince kıymet verilmiyor. Dolayısıyla da sanatçı ve yazarlarımız toplum içerisinde yeterince görünür olamıyor.
Benim kalem ile olan dostluğum ise çevremdeki insanların elindeki telefon ile adeta zehirlendiğini gördüğümde başladı diyebilirim. Teknik ilerlemeler aslında insanların çalışma sürelerini kısalttı ve insanlar artık zamanı dolduracakları bir uğraş arıyorlar. Bu zamanı da ellerimizdeki telefonlar veya dijital materyaller ile giderilmeye çalışıldığını olduğunu düşünüyorum. İnsanlar aslında neyle karşı karşıya olduklarını da bilmediklerini düşünüyorum. Instagram, Tik Tok You-Tube’da videolar ve resimler ile geçen kayıp saatler, hatta ömürler…
Tüketilen içeriklerin de neredeyse tamamına yakını faydasız, güzellik fakiri, dramatik veya iyi niyetten uzak paylaşımlar. Bu yüzden yazmak benim hem bir kaçış alanım hem de kendimi ifade etmek ve birilerine ses olma aracım. Bu kadar kaotik bir yangını tek başıma söndüremeyebilirim ama durduğum yeri göstererek kendimi niyetimi ortaya kayabilirim diye düşünüyorum.

Moşi’de de Sarı Gelin’de de okuyucularınızı farklı yüzlerle bir araya getirmeye çalışmışsınız. Biraz toplumcu bir yönününüz olduğu hissine kapılıyoruz. Bu doğru mu? Eserlerinizi yazmaktaki ilhamınız içinde yaşadığınız toplumun etkileri neler?
Aslında her tarafımız hikâye dolu. İnanın şuan toplumumuzda dünya klasiklerinin çok üstünde hayat hikâyeleri var. Toplum olarak daha çok okursak hatta daha çok ve başarılı yazar çıkartabilirsek bir edebiyatımız çok farklı yerlerde olacaktır.
Evet, toplumcu bir kimliğim mevcut. İçinde yaşadığımız dünyayı ve toplumu anlatmadığımız sürece gönüllere dokunamayacağız.
Eserlerimi yazarken öncelikle bulunduğum toplumu ele almak istedim. Doğrularımız ve yanlışlarımızla yüzleşmek ve bir ayna tutarak toplumumuza olanı göstermek istiyorum.

Sarı Gelin’de insan psikolojisindeki gel gitleri, mahalle baskısı hatta mahalle yalanları içerisinde sıkışmış insanları anlatmaktaki gayeniz nedir?
Hocam son yıllarda hemen hemen tüm haber kanallarında şatafatlı düğün haberlerine ve kilolarca altınlardan ve milyonlardan söz ediliyor. Maalesef bu düğünler gençlerimizi plansız ve aldatma üzerine kurulu evliliklere sevk ediyor. Sonuç olarak evlilikler kısa süreli birliktelikler de problemli oluyor. Bu problemi yakinen gören birisi olarak gençlerimizi ve ailelerimizin neyle karşı karşıya olduklarını göstermek istedim. Sarı Gelin de bu düşünce ile ortaya çıktı. Gençlerimizin özellikle de kızlarımızın bu gösterişe, ve aldatmacaya aldanmamaları için olayların gerçek yüzünü gözler önüne serdim. Genç kızlarımızın toz pembe hayaller ile çıktıkları bu yolda nelerle karşılaşacaklarını, belki de bir ömür boyu sürecek pişmanlıklara mani olmak için bir olanı ortaya koymaya çalıştım.
Son eseriniz olan “Anne Ben Hasta mıyım?” hikâyesinde otizmli bir hasta çocuğun hayat mücadelesini anlattınız. Bu hikayenin gerçekliği nedir? Hikaye ile bize hatırlatmak istediğiniz duygular nelerdir?

Orada da gerçek bir hikaye var. Kitapta gerçek isimlerin değiştirildiği birkaç tane daha hikaye var. Aslında o kitapta kadınların ne kadar güçlü olduğu ve hangi zorlukları nasıl asabildiklerini gözler önüne sermeye çalıştım.
Bir annenin çaresizliğini tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdim. Bu çaresizliklerle annenin tek başına nasıl baş ettiğini anlattım.
Peki sizce bulunduğumuz bu sosyal medya ve iletişim çağında sanatçı ve yazarlar nasıl kendi yollarını bulabilirler?
İçinde bulunduğumuz kültür atmosferinde yeni yazar olmuş birinin yalnız başına yürüyeceği bir yol değil kesinlikle. Daha fazla insana ulaşmak istiyor ise eser sahibi doğru topluluklar ile beraber hareket etmesi onun gücüne güç katmaktadır.
İşte bu noktada doğru gurup veya topluluğun içerisinde olmak çok önemli. Dost dostu rezil de eder, vezir de eder. Gençler özellikle ne istediklerini iyi bilmeli ve doğru topluluklarda kendini ortaya koymalıdır.
Şahsen benim kitaplarım bir çok platformda satışta ve çok iyi grafikler sergiliyor. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Hiçbir gurup veya topluluk okuryazarkitaplar ailesi kadar keyifli ve yararlı olmadı.
Bize verdiğiniz samimi cevaplar için teşekkür ederim. Biraz önce okuryazarkitaplar ailesi dediniz. Biraz anlatmanızı rica edeyim. Okuryazarkitaplar sizce ne yapmaya çalışıyor ve neden bu topluluğu bir aile olarak görüyorsunuz?
Aile kavramı sadece kan bağından ibaret olmadığını düşünürüm. Eğer bir toplulukta dertlerinizi paylaşabiliyor ve paylaştığınız insanlar buna ortak oluyor ise ya da başarılarınızın daha fazla olması ve daha iyi yerlere gelmeniz için birileri bir çaba sarf ediyor ve bunu hiçbir maddi karşılık beklemeden, canı gönülden yapmaya çalışıyorsa şüphesiz orada samimi bir aile ilişkisi vardır.
Gördüğüm kadarıyla platformun kurucuları birlikten güç doğar düsturundan ilham alarak yola çıkmış. Yazarlar ve sanatçılara ön şartsız, gönül razılığı ile öncü olmaya çalışıyorlar. Birliği beraberliği tesis ediyor ve bunu farklılıklara saygı duyarak yapmaya çalışıyorlar. Günümüzde bunun örneğini her yerde maalesef göremiyoruz.
Peki okuryazarkitaplar size ne kattı ve diğer yazarlar burada sizce ne aramalıdırlar? Nasıl yararlanmalıdırlar?
Hocam çoğu yazarın karşılaşmayı bile tahmin etmediği usta isimler le buradan tanıştım ve özellikle bire bir onlardan yazarlık eğitimi aldım. Bu bir yazar için bulunmaz bir fırsat ve ücretsiz olması bulunmaz velinimettir bence.
okuryazarkitaplar ailesinin bana katkıları sayamayacağım kadar fazla. Atölyeler, tahliller, söyleşiler, imzalı kitabımın satışı ve özellikle gruptaki samimiyet bana müthiş keyif veriyor.
Bizlere ve genç yazarlara gelecek perspektifinde neler tavsiye edersiniz?
Yazmak istiyorlarsa kesinlikle yazsınlar, sakın geri durmasınlar. Tecrübesiz olabilirsiniz ama doğru eğitimleri alarak muhakkak iyi bir yazar olabilirsiniz
Yazar kardeşlerim seslenmek istiyorum buradan. Sakın ola unutmasınlar “Bir elin nesi var iki elin sesi var. “
Unutmadan şunu da ekleyim. Okuryazarkitaplar’dan sonra bu tür oluşumlar çoğaldı ve Buda sizin doğru yolda olduğunuzun tasdiklendiğini gösterir. Taklitler aslını yüceltir.
