Cemal Süreya, asıl adı Cemalettin Seber olan şair, 1931 yılında Erzincan’da, Pülümür’den göç etmiş Kürt ve Alevi bir ailede doğdu. Babası Hüseyin Bey, annesi Gülbeyaz Hanım’dı. 1938’de ailesi Erzincan’dan sürgün edilince Bilecik’e yerleştiler, annesinin erken ölümü üzerine İstanbul’a gönderildi ve eğitimine orada devam etti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye müfettişliği yaptı, Kültür Bakanlığı ve TRT’de görev aldı, gazetecilik ve çevirmenlik de yaptı. Şiirleri 1950’lerden itibaren yayımlanmaya başladı. 9 Ocak 1990’da İstanbul’da kalp kriziyle hayatını kaybetti. #CemalSureya https://tr.wikipedia.org/wiki/Cemal_S%C3%BCreya https://www.antoloji.com/cemal-sureya https://www.siir.gen.tr/siir/c/cemal_sureya
Şiirleri, aşkı, yalnızlığı ve toplumsal çelişkileri imge dolu, soyut bir dille işler. İkinci Yeni akımının kurucularından biri olarak, şiiri geleneksel kalıplardan kurtardı, kelimeleri özgürce büktü, erotizm ve mizahı kattı. Ünlü şiirlerinden “Üvercinka” şöyle başlar:
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Lâleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Bu şiir, aşkı tramvay yolculuğu gibi günlük bir sahneye oturturken, küresel bir çağrışımla genişletiyor, saç tellerinde çarpan kalplerle canlılık katıyor. Başka bir parçası:
Senin bir havan var beni asıl saran
o
Onunla daha bir değere biniyor
soluk almak
Bir başka ünlü şiiri “Göçebe”den alıntı:
Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını
Bu dizeler, aşkı çocuksu bir özenle, Akdeniz sıcaklığıyla betimlerken, göçebelik temasıyla hayatın geçiciliğini dokur. Gözlerimin gemileri kuş istiyor gibi imgeler, sürreal bir akış yaratır.
Şiirin hikâyesi genellikle otobiyografik izler taşır; sürgün çocukluğu, annesiz büyüme, aşkların fırtınası dizelere sızar. Ama şiirler belirli bir anıya bağlı değil, daha çok içsel bir coşku ve kırılganlıkla örülü. Mesela “Üvercinka”, bir kadının cesaretini, saçlarının canlılığını kutlarken, kurşuna dizilme imgeleriyle toplumsal baskıyı da karıştırır.
Edebiyat açısından bakınca, Cemal Süreya İkinci Yeni’nin kalbi gibi atar. Şiiri soyut imgelerle doldurur, kelimeleri alışılmadık yerlerde kullanır, aşkı erotik ve ironik bir mercekten geçirir. Geleneksel hece ve kafiyeyi bırakıp serbest nazımla, dizeleri kırık ama akıcı kılar. Bu, 1950’lerden sonra Türk şiirini açar; Turgut Uyar, Edip Cansever gibi arkadaşlarıyla kelime oyunlarını, çağrışımları çoğaltır. Aşkı sıradan nesnelerle (tramvay, kadeh, çiçek pasajı) anlatması, şiiri erişilebilir ama derin yapar. “Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar” gibi dizeler, kişisel sevgiyi politik acıya bağlar. Öğrenciler için önemi büyük: Şiirlerini okuyarak imgeyi, soyutlamayı öğrenin. Üvercinka veya Göçebe’yi alın, dizelerdeki çağrışımları not edin. O, şiiri kapalı bir kutu olmaktan çıkarıp, her okuyanın açabileceği bir bahçe yaptı; aşkı hem yakıcı hem oyunbaz kıldı. Bu miras, bugünün şairlerine özgünlük dersi verir, kelimeleri dans ettirir.

