Şiir yazımı elbette yazanın duygu, düşünce ve dünya görüşüne göre değişiklik gösterebilir. Her şair kendi duygularının amiridir. Bu nedenle amir, emri altındaki memurun çalışma şartlarını kendi iradesine göre belirleyebilir. Tabii nasıl ki bu şartları belirleyen kanunlar, yönetmelikler vardır, amir bunun dışına çıkamaz; çıkarsa da amirliği sorgulanır ise şiirde de çağın şartlarına göre yazılı olmayan kanunlar bulunur. Bu kanunlar, şairin şiirinin güzelliğini denetler. Bahse konu kanunlar; dönemin modaları, akımları, okuyucunun, eleştirmenin derinliği gibi unsurlardır.
Örneğin 20. asrın başındaki güzel şiir algısıyla günümüzün güzel şiir algısı çok farklıdır. Bu hem Türkiye hem de modernitenin etkisindeki birçok coğrafya için böyle gelişmiştir. Sadece son asırda, Osmanlı’nın son döneminden itibaren günümüze kadar birçok farklı akım popülerlik kazanmıştır. Keza Osmanlı’nın kendi içerisinde de halk edebiyatı, divan edebiyatı gibi farklı türler idealize olarak ilgi çekmiştir.
20. asrın ikinci çeyreğinden itibaren başta Batı dünyası olmak üzere dış akımlara daha da açılan Türk edebiyatı, önce Birinci Yeniciler de denilen Garip akımının serbest şiiriyle tanıştı. Esasında kişisel anlamda bu akımı Türkiye ile tanıştıran Nazım Hikmet’tir ama bir akım olarak Garipçiler ilktir. Nazım Hikmet, Rusya’da görüp etkilendiği bu biçimi ilk olarak ‘Açların Gözbebekleri’ isimli şiiriyle Türkiye literatürüne sokmuştur.
Daha sonra adeta ‘Şiir öyle yazılmaz böyle yazılır’ içerikli göndermelerle yeni akımlar doğmuştur. Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler, Maviciler, İkinci Yeniciler, Milli Edebiyat, İkinci Yeniciler Sonrası Toplumcular gibi şiirin farklı fraksiyonları ortaya çıktı.
Tüm bunlar alt alta, yan yana konulduğunda ideal şiir; şairden şaire, şairin yazımına, hissine, düşüncesine ve başka birçok unsura göre değişebiliyor. Buradaki, tabii ki şairin idealize ettiği dizeleri kast eden bir idealliktir. Şair, ‘Bu şiir iyi şiir’ diyerek o şiiri kendinden çıkartır ama onun karşılığı bulunan bir şiir olup olmadığının esas karar mercii de okuyucudur. Bu durum edebiyatın roman, öykü, deneme, makale gibi diğer türleri için de geçerlidir. Daha da genişletilirse okuyucunun, seyircinin, izleyicinin karşısına çıkan spor, sanat, edebiyat ve diğer birçok tür için de meridir.
Okuyucunun karşısına çıkan her şiir, roman, öykü, vd. iyi midir? Şairin, yayıncının, editörün iyi olarak okuyucuya çıkardığı şiir, edebiyat severlerde ‘İyi’ olarak algılanıp karşılık bulabilir mi? Bu soruyu biraz değiştirirsek okuyucunun ‘İyi’ dediği eserler de her zaman edebi midir?
Kapitalist düzenin gittikçe kökleştiği dünyamızda yayıncıların azımsanmayacak kısmı, sistemin getirdiği tabiiyet sonu, eseri maddi açıdan değerlendirebiliyor. Bu yüzden edebi anlamda çok değerli olsa bile maddi anlamda karşılığı olamayacağı düşünülen yapıtlar, okuyucuyla doğrudan buluşturulamayabiliyor. Bunda şüphesiz şiir kitaplarının okuyucuda fazla karşılık bulamaması da etkili oluyor. Bu durumda bazı şairler, kendi kitaplarını kendi olanaklarıyla çıkarma kararı alıyor. Kitaba kaynak sağla, kitabın duyurusunu yap, satışını gerçekleştir derken duygularının bir kısmını bu işlerle yorabiliyor.
Böyle ihtimallere karşı önerilebilecek ilk şıklardan biri, şiirleri dergilere göndermek olabilir. Her ne kadar bazı mecralarda tanıdığının olması ekstra bir ayrıcalık katsa da bazı yayınlarda tanıdık torpilinin geçmediği de bilinmeli. İltimasla bir yere kadar korunabilirler, belli bir seviyeden öteye bayrağı, kaliteli şiirler ve bu şiirlerin şairleri dikecektir. İyi şiir yazan şairler, sabrederlerse günü geldiğinde okuyucuyla buluşabilen bir şair olacaklardır. Her zaman söylendiği gibi okuyucuya genel anlamda duyguyu geçiren her şiir iyi şiirdir. Bu iyi şiirleri sıradan olmaktan çıkarıp sıra dışı yapmak için de bazı alışkanlıkları terk etmeli, azaltmalı veya tam tersi kılavuz yapmalı. Bu alışkanlıklar neler olabilir? Yüzde yüz bir kaide değildir ama genel manada iyi şiir yazmak için şu hususlar önerilebilir:
- Şiirde çok renk kullanımı tavsiye edilmez. Şairlerin anlatım esnasında renkleri kullanarak sıfatlı anlatımlardan kaçınması önerilir. Örneğin kara sevda, sarı yapraklar, kara yazgım gibi. Burada sevdanın karalığını, yaprağın sarılığını, yazgının kötülüğünü renk tonunu vermeden, başka kelimeler kullanarak aktarmamız gerekiyor. Zaten kreatif şairlik de buradan geçer. Mesela İsmet Özel’in ‘Bakır Tenli Yapraklar’ şiirinin adı; sarı, kahverengi veya onun tonlarını kullanmadan yaprağın bakıra benzetilerek anlatılmasıyla aktarılmıştır. Ki şiirin içinde de kurmuş yaprağın sembolü güz mevsimine dair dizeler de mevcuttur.
- Şiirde pekiştirme çok kullanılmamalı. Örneğin kapkara bulutlar, güpgüzel resim, yemyeşil ormanlar, çıtı pıtı kız gibi. Pekiştirmenin vereceği anlam, başka nitelik belirten ifadelerle, o duygunun tasviriyle iletilmeli.
- Şair, şiirde gereksiz sorular sormamalı, bu sorular üzerinden okuyucuyu cevap bulma durumuna düşürmemeli. Sorulu şiirler, okuyucuyu sıkar. Soruları okuyucu sormalı, cevapları şiirde olmalı. Örneğin ‘Bunlar neden başımıza geldi, sen misin beni bu hallere düşüren, başımıza bunlar mı gelecekti?’ gibi sorular manasızdır.
Ancak yine de şiirde soru sorulmaz değildir. Soru sorarken cevabı zaten içindeyse ustalık buradadır. Ayrıca soruya dizelerde yer verilecekse de şiiri okuyucuya beğendirecek nitelikte olmalı. Bu da iyi bir birikim ister.
Soru sorma üzerine söz sanatı bile vardır. Bu sanata istifham adı veriliyor. İstifham, köken bilim olarak Arapça fahm köküne dayanır. Dilimizde de var olan fehim, mefhum, tefhim sözcükleri de bu köktendir ve anlama, sorgulama gibi manalara gelir. İstifham da sözü, yanıt beklemeksizin manayı kuvvetlendirmek amacıyla soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır.
Örneğin; Karacaoğlan’ın Bana Kara Diyen Dilber şiiri, baştan sona sorularla süslenmiş bir şiirdir. Burada soru biçimi vardır ama soru sorulurken cevabı da içinde verilmektedir.
“Bana ‘kara’ diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi
Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
Beliğin ince değil mi
Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi
- Şiirde edebi sanatlara da başvurulmalı. Doğrudan ifadeden çok, o anlamı verecek sanatlar, okuyucu da hayranlık duygusu uyandırabilir. Kavramlarla, imgelerle okuyucuya bulması için şifreler bırakılır.
Örneğin; “Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su”
(Bilmiyorum, gökyüzü mü su rengindedir
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır.)
Bu beyitte Fuzuli, gökyüzünün neden su renginde olduğunu bilmediğini ifade ediyor. Döktüğü göz yaşlarının gökleri kaplamasından dolayı böyle olabileceğini söylüyor.
- Şiirde zamanla ilgili ayrıntılardan mümkün mertebe kaçınılmalı. Zamanın meydana getirdiği gelişmelere yer verilmemesi önerilir. Mesela ‘Yaz gelince yapraklar açtı, Güzün gelişiyle yapraklar sarardı, yaşlanınca saçlarım beyazladı’ gibi bilgileri vermemeli, onun anlamını okuyucuya bırakacak şekilde yazılmalı.
Örneğin; “Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”
Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 Yaş Şiiri’ndeki bu kıtada şair, doğrudan yaşlandığını ifade etmemiş, bunu söz sanatı kullanarak izah etmiştir. Burada saçlarının kırlaşmasından, yüz çizgilerinin ortaya çıkmasından, göz altlarının çökmesinden dolaylı yoldan bahsetmiştir. Yani şair kendisinin yüreğinde hissettiği yaşlılığın kendisinde ortaya çıkardığı duyguyu nakleder.
- Şiirde sürekli tekrarların yapılması, genellikle aynı noktalara temas edilmesi şiirin dokusunu bozar. Örneğin buram buram, gelir gelmez, öyle böyle tekrarları gibi. Normalde iki birden daha büyüktür ama şiirde matematik böyle işlemez, şiir için kullanılan bir söz vardır: İki her zaman birden azdır. Yani tekrarlara çok girilmemeli anlamına gelir.
- Şiirde hesap sorulması okuyucuda hoşnutsuzluk oluşturur. Örneğin ‘Neden böyle oldu, ne için böyle yaptın, nasıl böyle yaparsın?’ gibi ifadeler kulağı da hissi de rahatsız edebilir.
- İddialı ve sükseli kelimeler şiiri hafifletebilir. Mesela fevkalade, muhteşem, mükemmel, harika, harikulade gibi. Asıl önemli olan, duygudaki hissedilen muhteşemliği bu dili kullanmadan okuyucuya geçirmektir. Yani bu tür kelimeler kullanılmayacak ama bu tür kelimelerin oluşturduğu hisler kullanılacak.
Örneğin Ülkü Tamer’in Güneş Topla Benim İçin şiiri dört kıtadan oluşur.
“Seher yeli çık dağlara,
Güneş topla benim için.
Haber ilet dört diyara,
Güneş topla benim için.
Umutların arasından,
Kirpiklerin karasından,
Döşte bıçak yarasından,
Güneş topla benim için.
Burada hiç abartılı bir sözcük bulunmaz ama anlatılmak istenen duygu abartılı, ağdalı olmayan biçimde anlatılmıştır. Şairin başarısı da abartısız dilinden gelir.
- Şiirde benzetme ifadelerine çok yer verilmemeli, bu sözcükler sık kullanılmamalı, gibi, kadar, göre türünden benzetme edatlarına fazla başvurulmamalı.
Örneğin; “Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil”
Ahmet Haşim’e ait olan bu dizelerde gibi, kadar, göre kullanılmadan benzetme (teşbih) söz sanatına başvurulmuş. Burada karanfil, yârin dudağından getirilmiş bir damla aleve benzetiliyor. Somut bir nesnenin soyut bir tahayyüle benzetildiği söylenebilir.
- Şiirin içeriği ile biçimi uyum içerisinde olmalı. Biçimin derdine düşüp içeriği unutmamalıyız veyahut tam tersini yapmamalıyız. Bu duruma hece ölçülü şiirlerde serbeste göre daha sık rastlanır. Dikkatsiz, ellerimden bir şiir çıksın da nasıl çıkarsa çıksın diyen, sadece heceye ve kafiyeye odaklanan bazı şairler, biçim-içerik uyumsuzluğuna çok girebiliyor.
- Yukarıdaki maddeye yakın diyebileceğimiz bir sorun da anlam bütünlüğü hususudur. Şiirde anlam bütünlüğü olmalı, yani şiir hangi duygu ve düşüncelerle başlıyorsa aynı duygu ve düşüncelerle devam edip sonlanmalı. Bu anlamda biçim ve biçem uyumlu olmalı. ‘Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı’ deyiminde olduğu gibi alakasız mısralar olmamalı.
- Yaratılan duygu sonucunda tepkisel ifadelerimiz şiirde yer almamalı. İçimizdeki ünlem içeren hisler, dizelerimize sirayet etmemeli. Örneğin ah, vay, anam, of türünden nidalara yer verilmemeli.
- Şiirde geçmişten bu yana sık kullanılan kelimelere yer verilmemeli. Az kullanılan ama şiirin konusuna da uyan sözcüklere başvurmak önemlidir. Bir anlamda şiir de çağ gibi kendini yenileyen bir mecra olduğundan klişe sözcüklerden mümkün mertebe uzak durulmalı. Bu tür sözcüklere yer veriliyorsa da sık başvurulmamalı. Mesela Aşk, yara, gönül, yar, sevgi, ağaç, toprak, deniz, can, canısı, dünya, hayat, yaşam gibi.
Örneğin; Küçük İskender, Alpha şiirinde bu ifadelere sıklıkla başvurmadan manayı başarılı bir şekilde yansıtmış:
“Nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!
Hiç sormadım, neydi başka elbiseler içinde bulduğun
aynı askıyla dolaba kaldırılan iki güzel yelektik biz
güveye benzer bir şey oldu suskunluğun!..”
- Şiirde acındırma, ajite etme, duygu sömürüsü gibi duygulara girilmemeli. Bu dil, okuyucuda irite edici bir yaklaşım oluşturabilir. Şiir zaten esas duyguları gizleyip derinlerdeki duyguları çağrışımla getirme sanatıdır. Bu tür ajitasyon içerikli sözlerle ülkemizde birçok arabesk söz yazılmıştır. Hatta bunların azımsanmayacak kısmı hece ölçüsü ve kafiyeyle yazılmıştır. Ancak bunları yine de şiir kategorisinde değerlendirilebilir mi kişiden kişiye değişebilir.
Örneğin ‘Karanlık Çökünce Sokağınıza’ şarkısı hem hece ile hem de kafiyeyle yazılmıştır.
Karanlık çökünce sokağınıza
Köşede ben varım unutamazsın
O mutlu günler hep gelir aklına
Sen beni ömrünce unutamazsın
Sen beni ömrünce unutamazsın
Mektupları yırtıp attım diyelim
Resimleri bir bir yaktım diyelim
Bir mazi var onu nasıl sileyim
Sen beni ömrünce unutamazsın
Yine Müslüm Gürses’in okuduğu ‘Kaç Kadeh Kırıldı?” şarkısı da hece ve kafiyeye göre yazılmıştır.
Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde
Bir türlü kendimi avutamadım
Kaç gece ağladım böyle gizlice
Ne yaptımsa seni unutamadım
Kim bilir kimler var şimdi kalbinde
Sen beni unuttun çoktan belki de
Ben hala yaşarım eski günlerde
Her şeyde sen varsın unutamadım


1 Yorum
Kıymetli hocam yazınızın özellikle de şairler için çok faydalı olacağı kanaatindeyim.
Emeğinize yüreğinize sağlık. Selamlar saygılar.