Odanın kapısını açıp bir hışımla içeriye girdi. Destur istemedi, zaten isteyecek kişi o değildi. Hayatına burnunu sokan, onu olur olmadık şeyler ile suçlayan o kişi, destur istemeliydi Cevat beyle konuşurken. Yüzündeki kendinden emin ifadeyle müdürün masasına hızla yürüdü ve masanın önünde durdu. Gözlerini karşısındaki kişinin gözlerinden ayırmadan kaşları çatık bir şekilde bakıyordu. Müdür de Halil’e bakıyordu. Halil, bu bakışların şaşkınlık olduğunu anladı fakat biraz daha beklerse başkanın şaşkınlığının sinire dönüşeceğini düşünerek hemen konuşmaya başladı: “Efendim, size ulaşan benimle alakalı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben hiçbir zaman üzerime atılı suçlarla ilgili bir eylem de bulunmadım. Hepsi iftira. Bakın bunlar da delillerim, deyip elindeki yeşil dosyayı bir hışımla masaya bıraktı. Dosyayı masaya bırakmamış, çarpmıştı adeta.
Müdür ne olduğunu anlamaya çalışarak hâlâ Halil’e bakıyordu. Dediklerini hazmetmeye çalışırken bir de dosya çıkmıştı. Soruşturmanın başladığını mı haber vermişti acaba biri Halil’e? Ama kimse bilmiyordu ki. Peki bu adam neden odaya hışımla girip belgeler, deliller getirdiğini söylüyordu? “Dur bakalım hele, anlarız elbet ” dedi kendi kendine. Sakin olmalıydı, olayı anlamalıydı. Ama Halil’in çat kapı destursuz içeri girmesi, karşısına dikilmesi ve üst perdeden konuşması onu sinirlendirmişti. Kendini tutamayarak Halil’e çıkıştı. ”Sen ne yaptığını sanıyorsun ha! Ahır mı burası?” diye bağırdı.
Karşısında kendisine diklenen adamın birden titremeye başladığını görünce fazla üstüne gitmemeye karar verdi. Çünkü soruşturmaya konu olan şeyi çözmek istiyordu. “Neyse Halil, otur da konuşalım bir. Ne demek istediğini anlamadım.” dedi.
Halil, müdürün çıkışından sonra allak bullak olmuştu. Neredeyse son nefesini verdi verecekti. Son anda müdürün ses tonunu yumuşatması ve onu oturmaya davet etmesiyle ziyadesiyle rahatlamıştı. Kendini bir çuval gibi koltuğa bıraktı.
Müdür, Halil’in rahatlamasını istemişti ve bunda da muvaffak olduğunu görüyordu. “Anlat bakalım, neye sinirlendin bu kadar?” diyerek söze girdi. Halil, kendinin de dinlenileceğini fark ederek rahatladı ve heyecanlı bir şekilde konuşmaya başladı. “Efendim, Murat Bey yalan söylüyor. Ben hiçbir zaman bana verilen görevi savsaklamam ve suistimal etmem. İlk işe girdiğimden bu yana da bunu mütemadiyen devam ettiriyorum ve görevimin sonuna kadar da devam ettireceğim.” dedi. Ağzı kurumuştu, şekeri yükselmişti. Sehpadaki sürahiye ilişti gözü. Müdür hemen anladı. “Halil iyi görünmüyorsun, biraz su iç istersen.” dedi. Halil bir baş hareketiyle teşekkür ederek sürahiye uzandı, bardağı su ile doldurdu ve bir dikişte içti. Hemen konuşmaya devam etti çünkü müdürün misafirleri gelir ve konuşmaları yarım kalır diye endişe ediyordu. Hızlı hızlı anlatmaya devam etti. ”Efendim, siz beni bu göreve getirdiğinizde ben bundan ne kadar gurur duyduğumu anlatamam ve özellikle sizi mahcup etmemek için canla başla çalıştım. Gece demedim, gündüz demedim. Çocuklarımı göremediğim zamanlar oldu ama onlar da biliyordu benim işime sevdamı. Eşim ve çocuklarım çok anlayış gösterdiler. İnanır mısınız Ali’nin mezuniyetine bile gidemedim. Düşünebiliyor musunuz?”
Müdür konunun nereye geleceğini merak ederek dinlemeye devam etti. Halil, müdürün dikkatinin dağılmaya başladığını fark ederek paniğe kapıldı. Hemen asıl konuya geçmeliydi. Telaşla ve heyecanla anlatmaya devam etti.
-Efendim, ben bu kadar işime düşkünken ve firmamızın bekası için bu kadar çalışıyorken Murat Bey benim hakkımda Cevat Bey’e olur olmadık sözler söyleyip firmanın imkanlarını şahsi çıkarım için kullandığımı söylüyor. Ben bunu hazmedemem. Yaptığı işler ile ilgili yeşil dosyayı masadan alıp müdüre uzattı. “Bakın bunlar da belgelerim. Lütfen gereğini yapın.” dedi ve üstenci bir tavırla müdüre bir bakış fırlattı. Rahatlamıştı. Hakkını aramıştı. Kimse onun arkasından iş çeviremezdi. İşte böyle en yetkili kişiye gelirdi. Şimdi müdür, gereğini yapacak ve o Murat Bey’e haddini bildirecekti.
İşte her şeyi anlatmıştı, ne yapılacaksa yapılsındı.
Müdüre dönüp “Efendim, ne düşünüyorsunuz anlattığım şeylerle ilgili? Murat Bey’in haddi bildirilecek herhalde!” dedi. Müdür yerinden kalktı, yavaş yavaş pencereye doğru yürümeye başladı. Dışardaki ağaçların hışırtısı ve yağmurun sesi birbirine karışıyordu. İçi ürperdi.
Soruşturma yeni başlamışken Halil’in buraya gelip bu konuyu anlatması tevafuk olmuştu.
Halil’in hırsı, onu şirketin telefonlarını dinlemeye itmişti demek. Şimdi de aptallığı, yaptığı işi ağzından kaçırmasına sebep olmuştu.
Halil, teoride iyi bir eğitim almış ve düzgün bir aileye mensup bir çocuktu ama hırsı ve aptallığı onu yönetiyordu demek. Hırs ve aptallık birleşince sonuç ne kadar kötüydü.
Halil’in şu andan itibaren hayatı tamamen değişiyordu fakat o, ne yaptığı gafın ne de müdürün olayı çözdüğünün farkında değildi. İnsanların hayatlarının hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını bilmediği bu müstesna anlar ne korkutucuydu.

