Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

İhanet Acıtır

şaziye inceler
Şaziye İNCELER
İhanetin en keskin tarafı düşmandan değil, sırtını yasladığın o güvenli limandan gelmesidir.
Bir kadının dünyasında ihanet sadece bir güven kırılması değildir, üzerine titrediği bir evin kolonları kesilmişçesine sessizce çöküşüdür.
Leyla, o akşam masayı her zamankinden daha özenli hazırlamıştı. Fırından yayılan kek kokusu, evin huzurunun simgesi gibiydi. Kocası Bülent’in iş seyahatinden döneceği saati beklerken, içindeki o garip huzursuzluğu “yorgunluk” diye geçiştirdi. Kadınların sezgileri bazen kalbinin duymak istemediği bir çığlıktır. Leyla o çığlığı bastırıyordu.

Bülent kapıdan girdiğinde Leyla ona sarıldı. Ancak o an bir şeylerin eksik olduğunu hissetti. Bülent’in kollarındaki o bildik sığınak hissi gitmiş yerine buz gibi bir mesafe gelmişti.

“Çok yorgunum Leyla, hemen duşa gireceğim.” dedi Bülent, gözlerini kaçırarak.

İhanet genellikle büyük itiraflarla değil, küçük ihmallerle kendini ele verir. Bülent banyodayken, Leyla ceketini asmak isterken cebinden yere düşen bir alışveriş fişi her şeyi değiştirdi. Leyla fişi yerden aldı.

Fişteki tarih dün geceydi. Yer ise Bülent’in “toplantıdayım” dediği şehrin çok uzağında bir otel..

O an Leyla’nın kalbinde bir camın boydan boya çatladığını duyduğuna yemin edebilirdi. Ellerinin titremesini durduramadı. Yıllardır emek verdiği, uykusuz gecelerinde yanında durduğu, her başarısında alkış tuttuğu adam; o parfüm kokulu masada Leyla’yı çoktan silmişti.

Bülent banyodan çıktığında Leyla’yı elinde o küçük kâğıt parçasıyla hiçbir şey söylemeden koltukta otururken buldu. Leyla bağırmadı. Bir kadının en büyük öfkesi bazen en derin sessizliğidir.

“Bu ne, Bülent?” diye sordu sadece. Sesi, kendi kulaklarına bile yabancı, ruhu çekilmiş bir fısıltı gibi geliyordu.

Bülent’in yüzündeki o suçlu panik, binlerce kelimelik bir itiraftan daha ağırdı. Bahaneler sıralamaya başladı; “Önemli değildi”, “Bir hataydı”, “Seninle ilgisi yok”, ‘‘Seni seviyorum, biliyorsun…’’

Leyla ayağa kalktı. Aynadaki yansımasına baktı, gözlerindeki o ışığın sönüşünü izledi. Bir kadının uğradığı ihanet, sadece bir erkeğin gidişi değildir. O gece Leyla, kocasının sadakatinden önce, kendi yıllarına ve “biz” dediği o kutsal inanca ağladı.

İhanetin özeti şuydu: Bir kadın affedebilirdi belki ama bir daha asla aynı hayranlıkla bakamazdı. Çünkü ihanet, aşkın ruhunu öldürür, geriye sadece anıların soğuk cesedini bırakırdı.

Leyla o gece o evden gitmedi belki ama kalbi o evin kapısını sonsuza dek kilitledi. Artık biliyordu ki bazı yaralar dikilse de dikiş izleri her aynaya baktığında canını yakmaya devam edecekti.

Ertesi sabah güneş, Leyla için hiçbir şeyi aydınlatmaya yetmedi. Evin her köşesine sinen o “yalan” kokusu genzini yakınca kendini dışarı, denizin uçsuz bucaksız soğukluğuna attı.

Sahil şeridi henüz boştu, martılar bile rüzgârın sertliğiyle limanlara sığınmıştı. Leyla, ayaklarının onu nereye götürdüğünü bilmeden kumların üzerinde yürümeye başladı. İlk birkaç adımda sadece hıçkırıkları boğazında düğümleniyordu ama sonra… Sonra o düğüm koptu.

Dizlerinin bağı çözülürken göğsünden kopan o ilk çığlık, dalgaların sesini bastırdı. “Neden?” diye bağırdı boşluğa. Sesi rüzgârda dağılıyor ama acısı olduğu yerde devleşiyordu.

Bir kadın için ihanet sadece sırtından vurulmak değil, bütün geçmişinin bir yalan üzerine inşa edildiğini fark etmektir. Leyla, deniz kenarında yürürken aslında kendi enkazının üzerinde yürüyordu.

Yıllarca kurduğu hayallerini, onun için vazgeçtiği gençliğini “Biz” derken dolan gözlerini tek tek denize fırlatıyordu.

Gözyaşları yanaklarından süzülüp dudaklarına ulaştığında ağzındaki o tuzlu tatla denizin tuzu birbirine karıştı. Bağıra bağıra ağlıyordu; öyle bir ağlayış ki bu, sadece gözlerinden değil, her bir hücresinden sızıyordu kederi. Hırçın dalgalar kıyıya vurdukça o daha çok haykırdı. Sanki bağırdıkça içindeki o zehir akıp gidecek, kalbindeki o taş hafifleyecekti.

“Ben seni ruhuma sarmıştım!” diye haykırdı ufuk çizgisine doğru. “Ben seni her hâlinle sevmiştim! Bundan sonra hesabını Allah’a vereceksin!

Rüzgâr saçlarını yüzüne kırbaç gibi çarparken Leyla olduğu yere, ıslak kumların üzerine çöktü. Elleriyle kumları sıktı, tırnaklarının arasına dolan o soğuk çamur bile kalbindeki sızı kadar canını yakmıyordu. Denizin köpükleri ayakkabılarına kadar ulaşıp geri çekilirken Leyla şunu fark etti:

Deniz her şeyi kabul ederdi; cesetleri, enkazları, çöpleri… Ama bir kadının saflığının kirletilmesini hiçbir dalga temizlemeye yetmezdi.

O sabah sahil, sadece bir denize değil, bir kadının paramparça olmuş ruhunun feryadına şahitlik etti. Leyla ayağa kalktığında hâlâ ağlıyordu, ama artık sesi çıkmıyordu. Çünkü en büyük yangınlar, en gürültülü patlamalardan sonra başlayan o mutlak sessizlikte yanmaya devam ederdi.

‘’Bitti’’ dedi sessizce, “her şey bitti.’’

İlgili Haberler

İşteş Fiil

KÜBRA ÇAKAR

Artık Şifalanma Vakti

okuryazarkitaplar

Bir Nefes Ney

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...