
(Sıkılmadan okuyun, zaten paylaşacaksınız…)
Birçoğumuzun muhakkak ki eğitim çağında çocukları vardır veya olmuştur. Bizler için onların eğitimdeki başarısı; anne ve baba olarak gerçekleştiremediğimiz hayalleri gerçekleştirmesi, iyi bir gelecek kurması ve hayatını kurtarması gibi faktörler yüzünden ciddi bir önem arz eder.
Fakat günümüz öğrenci modelinin en belirgin hastalıklarının başında istikrar sorunu yatmaktadır.
Peki, nasıl mı? Bu istikrarsızlığı iki ana başlık altında inceleyebiliriz:
Çalışmada İstikrar
Duygularda İstikrar
1. BÖLÜM: ÇALIŞMADA İSTİKRAR
Öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğunun sadece yazılı ve sınav dönemlerinde derslerine ağırlık verdiklerini, diğer zamanlarda ise gevşek davrandıklarını gözlemliyoruz.
Altın Kural: Bir öğrenci; ödevleri, sosyal sorumlulukları, kültürel ve sanatsal etkinlikleri haricinde, günde en az 2 saat kesintisiz ders çalışmalıdır.
Yemek yemek, su içmek ve dinlenmek gibi; eğitim de birey için hayati bir ihtiyaç hâline dönüşmeli, öğrenci ders çalışmadığı gün kendisini huzursuz hissetmelidir. Uzmanlar, 40 gün boyunca süreklilik arz eden işlerin insan vücudunda alışkanlık yarattığını tespit etmişlerdir. O hâlde ilk 40 gün özel bir dikkat gösterelim, sonrasında ise seviyeli bir kontrol mekanizması kuralım.
İletişimde Cümlelerin Gücü
Çoğu anne babanın kullandığı en klasik ama en hatalı cümle maalesef şudur:
“Git dersine çalış!”
Başarı gelmediğinde ise yargılama peşinden gelir:
“Her şeyin var, bir elin yağda öteki balda, her istediğini alıyorum. Daha ne istiyorsun?”
Oysa bu tarz emir cümlelerinden hoşlanmayan gençlerde, bu yaklaşımdan sonra ciddi bir isteksizlik başlar.
- Doğru Başlangıç Cümlesi: “Bugün neler yaptın, neler öğrendin? Bana anlatmak ister misin?”
- Ebeveynin Rolü: Öğrenci sizin derslerden anlamanızı beklemez; sadece onu dinlemenizi, yanında bir 10 dakika geçirip onu izlemenizi ister. Yani çocuk, kendisiyle doğru anlamda ilgilenilmesini
Beyni Olumlu Cümlelerle Cilalamak
İnsan beyni; olumsuz, emir kipi içeren ve zorunluluk (gereklilik) belirten cümleleri algılarken zorlanır. Bu yüzden beyne hep olumlu ve istek belirten mesajlar iletilmelidir.
| Yanlış ve Blokaj Yaratan Dil | Doğru ve Harekete Geçiren Dil |
| “Ben kimyayı anlamıyorum, yapamıyorum.” | “Biraz daha çalışır ve dersi dikkatli dinlersem kimyayı da yapabilirim.” |
| “Ben Fizik Mühendisliğini kazanmalıyım.” | “Ben Fizik Mühendisliğini kazanmak istiyorum.” |
| “Mutlaka okul/sınıf birincisi olmalıyım.” | “Ben okul birincisi olmak istiyorum.” |
Bu olumlu dil yapısı kurulmadığı takdirde hem öğrenme gerçekleşmez hem de beden gereksiz yere gerilerek kasılır. Olumlu cümleler beyin için bir arabanın hidrolik sistemi gibidir, süreci kolaylaştırır.
Gerçekçi Motivasyon
Çocuğunuza, Türkiye’deki eğitim sisteminde hazırlanan soruların üstün zekalı çocuklara değil; düzenli çalışan çocuklara yönelik olduğunu anlatın. Her gün kesintisiz 2 saat çalışan bir öğrencinin gidemeyeceği üniversite yoktur.
Ders çalışmanın sıkıcı olduğu gerçeğini gizlemeyin, aksine bunu onaylayın:
“Evet, çok sıkılıyorsun farkındayım. Fakat bu 4 yıllık süreçten sonra, ömrünün geri kalanında sıkılmayacağın daha güzel bir hayat yaşayacaksın. Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez. Emeksiz ekmek olmaz.”
Çocuğunuz kırık not alsa da hedeflediği puanlara ulaşamasa da şu mesajı hep diri tutun: “Sistemli çalışmaya devam edersen mutlaka başaracaksın, biz sana inanıyoruz.”
2. BÖLÜM: DUYGULARDA İSTİKRAR
Duygularda istikrar, yönetilmesi oldukça netameli ve zor bir alandır. Bırakın öğrencileri, yetişkin bireyler olarak bizler bile bunu gerçekleştirmekte zorlanıyoruz. Özellikle ergenlik döneminde gençlerin kendilerini fark etmeye başlamasıyla arkadaş ilişkileri, fiziksel değişimler ve kendini kanıtlama çabası gibi faktörler duygusal istikrarın önüne geçer.
Arkadaş Seçimi ve Sosyolojik Gerçeklik
Çocuğumuzun arkadaş çevresi, aslında onun gelecekteki üniversitesini, alışkanlıklarını ve davranış şekillerini belirler. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü çok güçlü bir sosyolojik tahlildir.
- Zararlı alışkanlıklara bulaşanların neredeyse tamamı “Ben arkadaş kurbanıyım” Bunu çocuğunuza net bir şekilde anlatın.
- Gerekli açıklamaları yapmadan, onu sevdiği bir arkadaştan koparmaya çalışmayın; çünkü sizi dinlemeyecektir.
- Yönteminiz KİŞİ endeksli değil, OLAY endeksli olmalıdır. Çocuğu zararlı arkadaştan soğuturken mantıklı sebepler sunulmalıdır.
İletişim, Öfke Kontrolü ve Sınırlar
Gençler arasındaki çatışmalar genellikle aceleci ve sabırsız konuşmalardan kaynaklanır. Çocuğunuza, değişken ilişkilerde sözcüklerin önemini vurgulayın. Çok sevinçli veya çok üzüntülü anlarda, konuşmadan önce içinden 10’a kadar saymayı alışkanlık hâline getirmesini isteyin.
İlişkilerde Altın Ölçü: “Dostluğa yer bırakacak kadar savaşıp, savaşa yer bırakacak kadar dost olmak.”
Öğrenciler bu dönemde yeni edindikleri dostlarına tüm sırlarını (kirli çamaşırlarını) dökme eğilimindedirler. Ancak ilk tartışmada bu sırlar bir bumerang gibi kendilerine döner. Bu yüzden ilişkilerdeki mesafe haritasını çocuğunuzla birlikte çizin.
Nasihat Değil, Hikâye ve Dokunuş
Çocuklar asla nasihatten hoşlanmazlar. Onları karşınıza alıp nutuk çekmek yerine;
- Dokunarak yanlarında olduğunuzu hissettirin.
- İsteklerinizi kulaklarına fısıldayarak veya şakalaşarak aktarın.
- Kendi hayatınızdan veya aile geçmişinizden vereceğiniz yaşanmış hikâyeleri anlatın; çünkü hikayeler her zaman ilgilerini çeker.
Akran Baskısı ve Manipülasyon ile Mücadele
Sınıf ortamında gençlerin gururunu okşayacak veya onları kışkırtacak manipülatif cümlelerle karşılaşacaklardır:
“Sen erkek/kız değil misin?” ya da “Bir kereden bir şey olmaz.”
Çocuğun gururuna yediremeyip zararlı yollara sapmasını engellemek için, bu tür durumların kendisine nelere mal olabileceğini önceden görsel, sözel ya da yaşanmış örneklerle ona aktarın. Çocuk bu vizyonu kazandığında, kendisini bu tarz şeylere zorlayan kişilerden kuduz köpek görmüş gibi kaçması gerektiğini zaten kendisi anlayacaktır.
Son Söz
Aşkın ve sevginin mükemmel bir duygu olduğunu, zamanı geldiğinde yaşanacağını ona anlatın. Karşılaşılan aşılmaz problemlerde ise Rehber Öğretmen veya Psikolog desteği almaktan çekinmeyin. Bunun bir “delilik belirtisi” değil, hayatı kolaylaştıran bilimsel bir destek olduğunu belirtin.
Eğer bir öğrencide hem çalışmada hem de duygularda istikrar sağlanırsa, o gencin gelecekte toplumda parmakla gösterilen bir kişilik olacağının garantisini verebilirim…
Gerisi size kalmış…
