Yazar – Nurhayat Örencik
Polisler kapıyı kırıp içeri girdiklerinde, gördüklerine inanamadılar. Yere açılmış bir örtünün üstüne her türlü kesici ve delici alet ustaca yerleştirilmişti: çeşitli şekillerde ve büyüklükte bıçaklar, matkap, elektrikli testere, çekiç ve balta. Bir top da kalın çöp torbası. Belli ki bunu hazırlayan profesyonel bir katildi. Kurbanları üzerinde işkence yapıp onları parçalara ayırarak her bir parçayı başka çöp konteynerlerine atan ve bundan haz alan bir cani.
Sosyal medyada bir arkadaşlık sitesinde tanıştılar. Epey bir süre arkadaşlık ettiler. Birbirlerine hayatlarını, zevklerini, beklentilerini anlattılar. Her düşünceleri tıpatıp aynıydı; ikisi de kitap okumaktan, film seyretmekten, bilinmedik diyarlara seyahat etmekten ve çocuklardan çok hoşlanıyorlardı. Sohbet ettikleri günün gecesi kız başını mutlulukla yastığa koyuyor, hayaller kurarak uykuya dalıyordu. Kardeşiyle bile bu kadar uyumlu değillerdi. Hatta bir araya geldiklerinde sürekli kavga eder, bağırıp çağırırlardı birbirlerine. Neyse ki okulu vardı kızın. Tatilin bitmesini dört gözle bekler ve koşarak evine gelirdi. Küçük bir ev tutmuştu babası ona. Yurtta tanımadığı kızlarla uğraşıp üzülmesin, diye şartlarını zorlamıştı. Yeter ki kızı salim kafayla okuyup bir meslek sahibi olsun!
Yalnız kalmak başlangıçta zor gelmişti. Evin bütün işi onu bekliyordu üstelik. Annesinin şefkatini ve lezzetli yemeklerini, babasının ona olan zaafını çok özlüyordu. Sonraları alıştı hatta ailesiyle birlikte oldukları zamanlarda kendi evini özlediğini fark etti. Mutluydu evinde. Tek aradığı, sohbet edeceği arkadaşlardı. Yalnızlıktan bunaldığı bir gece, sosyal medyanın labirentlerinde amaçsızca gezinirken dikkatini çekti bu site. Masumane kabul etti bir arkadaşlık teklifini. Profildeki fotoğraf gayet düzgün bir insan olduğu intibaını uyandırdı onda. Yazışmaya başladılar. Bir iki yazar, sonra sıkılırsa kapatıverirdi pencereyi.
Öyle olmadı. Delikanlı tatlı diliyle bağladı kızı kendine. Onun çekim gücüne girdiğini fark etmedi bile kız. Haftalar boyu yazıştılar. Her sohbetleri bir öncekinden daha samimi ve içtendi. Nihayet tanışmaya karar verdiler. Bilindik bir kafede buluşmak üzere sözleştiler. O gece heyecandan kızın gözüne uyku girmedi, randevu saatini âdeta iple çekti.
Ertesi gün buluştuklarında saatlerce sohbet ettiler, sayısız çay eşliğinde. Yemekten sonra içtikleri kahvenin fincanlarını ters çevirip fal bile baktılar. Çok eğleniyorlardı. Günün nasıl bittiğini anlamadılar bile. Akşam olunca delikanlı oteline gitti, kız da evine. Aradan bir iki sat geçmişti ki kızın telefonu çaldı. Otelde bir sorun olmuştu. Çözmek için çok uğraşmış, başarılı olamamıştı. “Sende kalabilir miyim bu gecelik, yarın başka otel bakarım kendime.” dedi genç. Kız bu teklifi makul buldu. Buranın yabancısıydı o ve bu saatte bir otel bulması zordu. Adresini verdi, geldiğinde neşeyle kapıyı açtı.
Çay demlemiş, kuru yemiş hazırlamıştı. Gündüz nasıl neşeli geçtiyse gece de öyle geçti. Neşeli ve ölçülü. Yatma saati gelince salondaki kanepeye yatak hazırladı, iyi geceler deyip odasına çekildi kız. Kapısını kilitlemeyi de ihmal etmedi ne olur ne olmaz, diyerek. Aradan yarım saat geçti geçmedi, kızın kapısını hafifçe tıkladı. Şarj aleti istiyordu delikanlı. Onu uyandırdıysa özür dilemeyi de ihmal etmiyordu. Mutfaktaki şarj aletinin yerini söyledi kapıyı açmadan. Hızlı şarjını mutfakta tutardı o, yemeğini yiyinceye kadar telefonunun şarjı dolsun diye.
Az sonra tekrar tıkırdadı kapı. Kız bu defa çok tedirgin oldu. “Yine ne istiyor?” diye düşündü. “Bu şarj aleti bozuk, senin odanda varsa onu bana verir misin lütfen!” Kızın bütün vücudu buz kesti. Şarj aleti bozuk değildi, adı gibi emindi. Daha bu akşam telefonunu şarj etmişti mutfağı toplarken. Öyleyse niçin ısrarla onun kapısını çalıyordu bu çocuk? Aklına bin tane kötü şey geldi. Onu evine kabul etmekle hata ettiğini o anda anladı. Evde yalnızdı. Kendisini korumak için bir bıçak bile yoktu odasında. Camdan da atlayamazdı; zira dördüncü kattaydı evi. “Ya kötü biriyse ya bana zarar verirse?” Bu düşünceleri kafasından atmak istiyor fakat başarılı olamıyordu. “Ne yapmalı Allah’ım, nasıl bir çıkış yolu bulmalı?”
Aklına polisi aramak geldi. Tabii ya, en iyisi polisi aramaktı. Dışardakini oyalayarak kısık sesle polisin numarasını çevirdi. Kısaca olayı anlatıp çok korktuğunu eklemeyi de ihmal etmedi. Zaten yalnız olduğunu söyler söylemez polis ekibi hemen harekete geçmiş, adresi polis otosuna binerken almışlardı.
Kapıyı kırıp içeri giren polisler, kaçmaya yeltenen genci kıskıvrak yakalayıp ters kelepçeyi bileklerine takmışlardı bile. Kız olanların ve duyduklarının etkisiyle şok geçiriyordu zira polis “Ölümden kıl payı kurtulmuşsun, verilmiş sadakan varmış. Bu caniyi uzun zamandır arıyorduk. Neyse ki sabaha kadar vaktinin olduğunu düşünüp acele etmemiş. Yoksa sabah senin parçalarını toplamakla ve bedenini bir araya getirmeye çalışmakla uğraşacaktık!” diyordu.
Editör:Sümeyye Bilen
Yazarın Kitabı

