Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Gölge Misafir 2. Bölüm

Güler ELİYEVA

…Küvetin önünde durup kısaca düşünmeye başladım. Sanki bir şeyleri unutmuş gibiydim, kafamı silkeleyip doğruldum. Musluğu açtım ancak su yoktu. Boş yere kendime iş çıkarmış oldum. Aynı giysileri giydim. Ve banyodan çıktım.

Artık gerçek anlamda sinirlenmeye başlıyordum. Hızlıca koridorun sonuna gidip, kapıdaki adama küfredip aynı zamanda kapıyı tokatlamaması için ona yalvarmak istiyordum. Aniden kendimi kapının önünde buldum. Ayak seslerimi duymuş olmalı ki kapıyı yumruklamayı kesmişti. Kim olduğunu tahmin etmeye çalışıyor ancak aklıma komşularımın haricinde birileri gelmiyor, onların da bu kadar dirençli olmadıklarını iyi biliyordum. Kim olduğunu sormak için bile olsa hiç ağzımı açıp da laf etmek gelmiyordu içimden. Ancak başka yolum da yoktu. Adam gitmek istemiyordu. Derken aniden kapı yine tokatlanmaya başladı.
  • Kimsin?

Kapı sesinin kesilmesiyle birlikte, duraksama oldu. Cevap yoktu. Sanırım adam kapıyı açmamı bekliyordu, ancak ses etmememle birlikte bir şey yapmadığım için de arkadan sadece ayak kıpırdama sesi geldi. Hâlâ bekliyordu. Artık yapacak bir şey kalmadı deyip boyun eğdim. Kapının kilidini iki kez döndürdüm, sonra kolunu aşağıya eğip kendime doğru çektim.

Karşımda duran benim gibi yaşlı biriydi, ancak benden baya iyi görünüyordu. Gözaltı morlukları yok gibiydi, üzeri baya temiz, elleri bakımlıydı. Hayret dolu bakışlarını bana dikmiş, acırmışçasına bana bakıyordu. İlk kez onu görüyordum, dikkatlice onu inceliyor kim olduğunu bulmaya çalışıyordum. Derken yüzümde büyük bir canlılık hissettim, kalbimin sesini duyuyor, damarlarımda akan kanının akışını hissedebiliyordum. Yıllardır bu kapıyı çalması için onu beklemiş, bir gün bile olsa gelmeyeceğinden şüphe etmemiştim. Gerçi son yıllarımda umutsuzluğa kapılmış, beni unuttu sanmıştım. Ama şu an karşımdaydı, bana gelmiş, varlığımı unutmamıştı. Doğrusu biraz geç kalmıştı, artık yaşım geçmiş, gençliğimin heyecanı yıllarım gibi geçip gitmişti.

Onu içeri davet etmemi beklermişçesine gözlerini benden ayırmıyor, küçük ama tatlı bir gülümseme ile bana bakıyordu. Karşısında donup kalmıştım o yüzden eve çağırmak aklımdan geçmiyordu.

  • Beni evine davet etmeyecek misin? diye kibarca sordu

Bunu duyar duymaz kapının önünden yana kaydım, elimle ona içeriyi işaret ettim.

Ardından kapıyı kapattım ve salona gidişini izledim. Kendime dönmem biraz sürdü. Ancak misafirim koltukta oturmuş, sabırla bekliyordu. Yanaklarımda oluşan ısıyı fark ettiğim an, utançtan yüzümün kızardığını anladım. Yıllardır onu beklemiş, her akşam olur da bugün gelir diye ona en güzel yemeklerimi pişirmiş, evimi hep derli toplu tutmuş ve en güzel köşesini geldiğinde otursun diye ona ayırmıştım. Ancak akşamlarımı hep beklemekle geçirmiştim. Bunları hatırlayınca kalbimde kızgınlık hissettim. Etrafıma baktım her taraf felaket durumdaydı.

Misafirim, eliyle ‘Sen de otur’ dermişçesine bir işaret yaptı.

Anında kedi yavrusu gibi koltuğa gömüldüm. Hâlâ hayret içerisindeydim ancak ilk şoku atlattığım için daha sakindim. Boğazımda tonlarca sorular, nedenler vardı. Hangisiyle, nasıl başlamam gerektiğini bilmiyordum.

Yıllardır senin küçük bir adımını bekledim. Bir gün olur da beni anılarında fark eder ve yeniden sana gelmem için bir adım atarsın diye bekledim. Ancak kaç yıl oldu senden bir kıpırdama görmedim. Başlarda bana ihtiyacın olmadığını düşündüğünü düşündüm ancak hâline bakılırsa hiç de öyle değil. Sonunda ben gelmeye karar verdim. Nedenini merak ettim. Tüm komşuların, civardaki insanlar onlarda misafir olmam için sıraya durmuşken sen neden hiç sana gelmem için beni davet etmedin?

Bu soruların önünde kalakaldım. Benim mi davet etmem gerekiyordu? Ben hep kendiliğinden geleceğini sanmıştım. Hep onu beklemiş, akşamı davette olduğu evlere gidip neyi eksik, hatalı yaptığımı bulmaya çalışmıştım. Bir seferinde arka komşumda misafir olduğunu duyunca mutluluk olduğunu sanmış, onun evine gitmiş, yeni soba aldığını görünce aynısını ben de almıştım ancak akşamı bana değil yan komşuma gittiğini duymuştum. Sabah gün doğar doğmaz onlara gidip evlerinde neyin benimkinden farklı olduğunu bulmaya çalışmıştım. Evleri benimkinden daha kötü durumdaydı ancak bahçede güzel çiçekleri görünce eksiğimi bulmuş sanmıştım. Hemen koşup daha güzellerini almış, sabaha kadar uyumadan onu beklemiştim. Ancak yine olmamıştı. Başka eve gitmiş, onları eğlendirmiş, umut vermişti. Beni unutan hep oydu, ancak şimdi yıllar sonra gelmiş, kabahatini gizlemek için beni suçlarmışçasına konuşmuştu.

İlgili Haberler

USTA YAZAR VE SENARİST SELİM İLERİ SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI: “HAYATA DEĞER KATARAK ARAMIZDAN AYRILIYOR”

okuryazarkitaplar

İstanbul’da Saklı Bir Cennet, Ağva

okuryazarkitaplar

Paris ve Londra’da Beş Parasız – George Orwell

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...