
Yazar Aleyna TAŞDEMİR
Sokağın başı, zifiri bir karanlığa gömülmüştü. Adımları onu o tekinsiz boşluğa doğru sürüklemekte tereddüt etmiyordu; sanki ayakları zemini değil, kendi kararlılığını takip ediyordu. Neden oraya gittiğine dair içinde susturamadığı o sessiz soruya rağmen durmadı. Kırmızı apartmanın önüne vardığında adımları bıçak gibi kesildi. Başını ağır ağır yukarı kaldırdı. Fötr şapkanın geniş siperliği altında gizlenen gözleri en üst kata kilitlenmişti. O keskin bakışlar gecenin içinde yükselen bu şahane yapıyı en ince ayrıntısına kadar süzüyor, taş duvarların ardındaki sırrı çözmek ister gibi binayı izliyordu.
Anahtarı binanın girişindeki paslı kilide yerleştirdi. İçeriye adımını atar atmaz genzini yakan o ağır rutubet kokusuyla sarsıldı; bayat, küf tutmuş ve zamanın altında ezilmiş bir koku. Spiral merdivenleri tırmanmaya başladı. Attığı her adımda basamaklar sanki ayaklarının altında eriyor, onu sonu olmayan bir boşluğa çekmek istiyordu. En üst kata vardığında 13 numaranın kapısında durdu. Parmak boğumları kapıya üç kez tok bir sesle vurdu: Tık tık tık. Kapı aralandığında karşısında saçlarına düzensiz aklar düşmüş yaşlı bir hanım belirdi. Adamın bakışları son bir umut kırıntısıyla kadının omuzunun üzerinden içeriye süzüldü. Ancak gözleri tekrar karşısındakine döndüğünde o kaçınılmaz ve öngörülemez sonu bir bakışta okudu.
Fötr şapkasını saygıyla eline alıp koridorun karanlığına adım attı. Eşyaların yorgun göründüğü, basitçe düzenlenmiş bir yatak odasına girdi. Odadaki tek ışık kaynağı loş kırmızı lambaydı; pili zayıflamış, sanki son nefesini vermeden önce hayata tutunmaya çalışan bir kalp gibi titriyordu. “Baba ben geldim baba!” Çaresiz yalvarışlar eskimiş duvarlarda yankılanırken adamın elleri babasının yaşlı ve buruşmuş ellerini yakaladı. Babasının artık hayata tutunamayan soğuk ellerini yüzüne sürdü.
