Okuryazarkitaplar
Image default
ÖyküTarih

Anadolu’da Lanetli Bir Göl ve Efsanesi

Sisli sabahların Anadolu’ya yakıştığını söylerler. Hele bir de yolunuz, haritalarda pek adı geçmeyen, köylülerin “oraya gece gidilmez” diye tembihlediği bir göle düşerse… İşte o zaman sıradan bir manzara, bir anda hikâyeye dönüşür. Bu anlatı da böyle bir yerden başlıyor: Dağların arasında saklanmış, suyu koyu yeşile çalan, gündüzleri bile biraz ürkütücü görünen bir gölden.

Bu göle halk arasında “Sessiz Göl” denirdi. Çünkü ne rüzgâr dalga yapar, ne de kuşlar suya yaklaşırdı. Rivayete göre, çok eski zamanlarda burada küçük bir köy varmış. Köyün ortasında, şimdiki gölün olduğu yerde geniş bir düzlük uzanırmış. İnsanlar burada panayırlar kurar, düğünler yapar, şarkılar söylerlermiş. Fakat köyün zenginleri, yoksulları küçümser; yardım isteyenleri tersler, kapıdan çevirirmiş. Bir gün, üstü başı yırtık, yüzü toz içinde yaşlı bir kadın köye gelmiş. Bir parça ekmek, bir yudum su istemiş. Kimse onu ciddiye almamış. Sadece küçük bir çocuk, annesinden gizlice ona bir tas çorba vermiş.

O gece, gökyüzü hiç olmadığı kadar kararmış. Ne yıldız görünmüş ne ay. Bir uğultu başlamış, toprak hafif hafif titremiş. İnsanlar korkuyla evlerinden çıkmış ama nereye kaçacaklarını bilememişler. Sabah olduğunda köy yerinde yokmuş. Onun yerine, ortasında derin ve sessiz bir göl uzanıyormuş. Suyun yüzeyi cam gibi, ama içine bakınca insanın içini ürperten bir karanlık varmış. Yaşlı kadın da, çocuk da ortada yokmuş. O günden sonra köylüler, buranın bir lanetle doğduğuna inanmış.

Yıllar geçmiş, bu hikâye dilden dile aktarılmış. Gençler gölün kenarına gelip birbirlerine meydan okurmuş: “Gece burada kalabilir misin?” diye. Ama ne hikmetse, kimse sabaha kadar dayanamazmış. Kimileri suda fısıltılar duyduğunu, kimileri yüzeyin altında ışıklar belirdiğini anlatırmış. Bir çoban, koyunlarını sulatırken suda eski evlerin yansımalarını gördüğünü söylemiş. Bir başkası, gece yarısı gölden yükselen hafif bir türkü sesi duyduğunu iddia etmiş. Her anlatı, gölü biraz daha gizemli, biraz daha “lanetli” yapmış.

Ama işin ilginç yanı şu: Göl, her zaman korkutucu değildir. Bazen sabah güneşi vurduğunda su pırıl pırıl parlar. Çevresinde otlayan hayvanlar huzur içinde dolaşır. Yani göl, hem ürkütücü hem de tuhaf bir şekilde çekicidir. Belki de insanları asıl etkileyen şey, lanetten çok bu ikiliktir. Bir yandan korkarsınız, bir yandan da yanına gitmek istersiniz. Çünkü Anadolu efsanelerinde her lanetin içinde küçük bir ders, her korkunun ardında da bir anlam gizlidir.

Sessiz Göl’ün hikâyesi de böyle anlatılır: Yardım etmeyi unutanların, kalbini kapatanların başına gelen bir hatırlatma gibi. Göl hâlâ oradadır, sessizce durur. Kimine göre bir lanetin izidir, kimine göre geçmişin yankısı. Ama herkesin hemfikir olduğu bir şey vardır: Bu göl, sıradan bir su birikintisi değildir. Yanına gittiğinizde, sanki size bakar… ve sizi de biraz düşünmeye zorlar.

İlgili Haberler

Selçuklu’da İhanetle Kaybedilen Kaleler

okuryazarkitaplar

Orda Bir Köy Var Uzakta

Comcini

Osmanlı’da Sarayda Yaşamak Zor muydu?

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...