Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Kara Kar

Yazar Gönül Aktaş

Kar ilk kez yağdığında Erdem bunun bir doğa olayı olmadığını anlamıştı. Çünkü kar sessiz değildi. Her tanesi yere düştüğünde içindeki bir anıya çarpıyor, onu uyandırıyordu. Beyaz olması gereken şey, gökyüzünden siyah bir küf gibi süzülüyordu; bastırılmış, üstü örtülmüş, adını koymaya cesaret edemediği her şeyin rengiyle.
Erdem, çocukluğundan beri karı sevmezdi.

Kar, evin içini daha da daraltırdı. Pencereler kapanır, sesler boğulur, babasının öfkesi daha net duyulurdu. Annesi o günlerde daha az konuşur, daha çok susardı. Suskunluk, evdeki en kalın battaniyeydi hem ısıtır hem nefessiz bırakırdı.

Şimdi yine kar yağıyordu. Ama bu kez dışarıda.
Erdem aynaya baktı. Yüzünde bir yabancı vardı. Yıllardır kaçtığı o an, gözlerinin içine bakıyordu. O gece. Kapının kilitlenişi. Odadaki karanlık. Zamanın bir anda durması. Bağırmak istemişti ama sesi çıkmamıştı. Çıksa da duyulmayacağını o yaşta öğrenmişti.

Kara kar, sokağın üzerine çöktükçe Erdem’in içi daralıyordu. Adımlarını hızlandırdı ama nereye gittiğini bilmiyordu. Travma böyleydi; kaçtıkça büyür, dönüp bakmadıkça çoğalırdı. Her tanede bir suçluluk vardı. “Neden sustun?” diyen bir fısıltı. “Neden kimseye söylemedin?”
Bir vitrinin camında çocukluğunu gördü. Küçük, kamburlaşmış, omuzları düşük bir çocuk. Gözleriyle yardım istiyor ama dili kilitli. Erdem elini cama uzattı, ama cam soğuktu. Camlar hep soğuktu. Kimse içeri almamıştı onu.

Bir banka oturdu. Kara kar omuzlarında birikiyordu. O ağırlık tanıdıktı. Yıllardır taşıdığı ama adını koyamadığı bir yüktü. Travma, bağırmazdı; beklerdi. Uykusuz gecelerde, anlamsız öfke patlamalarında, sebepsiz ağlama isteğinde kendini hatırlatırdı.

Bir çocuk sesi duydu. Gülüyordu. Erdem irkildi. Çocuk, siyah bir kartopu yapmıştı. Kartopu yere düştüğünde dağıldı; içinden kırmızıya çalan bir beyazlık çıktı. Erdem’in boğazı düğümlendi. Çünkü bazı anılar dağıldığında sadece gerçeği değil, kanayan yerleri de gösterirdi.

Ayağa kalkmak zor geldi. Çünkü travma insanı yere bağlardı; düşmemek için değil, kalkmamak için. Ama Erdem ilk kez şunu düşündü: Suç onun değildi. Kara kar onun seçimi değildi. O sadece altında kalmıştı.

Kar yağmaya devam ediyordu. Ama Erdem artık biliyordu: Bu kar erimeyecek. Travmalar erimez. Ama tanınır, taşınır ve bir gün, belki çok yavaş, insanın omuzlarında daha az yer kaplamayı öğrenir.
Erdem yürümeye devam etti. Kara karın altında, ilk kez kendini terk etmeden.

Edit: Orhan Özer

İlgili Haberler

“Din”le Neyden

okuryazarkitaplar

Acısıyla Tatlısıyla

KÜBRA ÇAKAR

Halit Ziya Uşaklıgil — Bireysel Trajedi

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...