Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Limon Rengi

Sencan ÇITAK

Şehrin en kalabalık saatlerinde insanlar metronun geçiş koridorundan aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardı. Tabanda yankılanan ayak sesleri birbirine karışırken kimse başını kaldırıp tavana bakmıyordu. Oysa tavan, sessizce bir hikâye anlatıyordu.

Limon kabuğunu andıran sıcak sarı renkteki uzun kirişlerin oluşturduğu ritim; ince ince kesilmiş limon kabuğu ve iç dilimlerinin dizaynını onaylar şekilde ufukta birleşiyordu. İnsanları görünmeyen bir yerlere çağırıyordu. Bense her gün bu metronun koridorundan geçerken ilk kez bunu fark ettim.

O gün işimi kaybetmiştim. Elimde rulo şeklinde tutuşturulan dosyayı, bana yapılan haksızlığın üzüntüsüyle buruştururken cebimde son param, içimde ise tarif edemediğim bir boşluk vardı. Kalabalığın arasında yürürken ağlamamak için tavana bakarak yürüyordum. Tavandaki çizgiler bir noktaya doğru ilerliyor, sonra gözden kayboluyordu.

Bir banka oturdum ve dakikalarca yukarıya baktım. Sarı kirişler yan yana dizilmiş limon dilimlerini andırıyordu. Çocukken köyde anneannemin limon ağacını hatırlattı. Anneannem torunlarına hikâyelerini bu ağacın altında anlatırdı.

Bir gün sert bir rüzgâr çıkmıştı. Ağacın dalları sağa sola savruluyordu ama kırılmıyordu. Anneanneme, “Bu ağaç korkmuyor mu?” diye sordum. Anneannem çayını yudumlarken gülümsedi:

— A benim zeytin gözlü kızım, ağacın dalları rüzgârla savaşmaz; ona uyum sağlar, onunla dans eder, dedi ve ekledi: Bazen uyum sağlamak en büyük güçtür kuzum.

Pastırma yazı dedikleri bir akşamüzeri, güneş batarken ağacın gövdesine anneannem yaslanmış oturuyordu. Yamacına, yere düşen limon yapraklarını topluyordu. Ben ve kuzenlerim düşen yaprakları havada yakalamaya çalışıyorduk. Güya yakaladığımız her yapraktan dilek tutacaktık.

Kuzenim Ali henüz üç yaşındaydı. Ortalıkta dolaşırken hiçbir şey anlamıyor zannediyorduk. Anneanneme neden ağaçların yapraklarını döktüğünü sordu. Biz gülüşürken ninem, “Kışa hazırlanıyor.” diye cevap verdi. Bize dönerek de:

— Bakın çocuklar, limon ağacı her yıl yaprak döküyor ama yeniden yeşeriyor. İnsan da hayatta üzülür, yorulur, kırılır ama umudunu kaybetmezse yeniden filiz verir, dedi.

O zamanlar ne dediğini tam anlayamamıştım. Yıllar geçtikçe her sözünün aslında bir ders olduğunu fark ettim. Hele bugün üzüldüğüm, kırıldığım yerden onun hatıraları bana güç vermişti. Limon sarısı kirişlere bakarken içimden, “Nur içinde yat anneannem.” dedim.

Derin bir hisle baktığımda tavandaki kirişler de bana aynı şeyleri söylüyordu: “Yüksel, ayağa kalk! Bak, benim çizgilerim de kusursuz değil; gölgelerim bazen kırılıyor, ışıklar bazen eksiliyor. Ama hepsi yine aynı yöne doğru ilerliyor.”

Ayağa kalktım, etrafıma baktım; kalabalık hâlâ aynıydı. İçimdeki umutsuzluğun yerini yeni umutlar almıştı. Kaybettiğim işim artık bir son gibi görünmüyordu, yalnızca hayat koridorunda bana bir gölge olmuştu.

Çıkış kapısına doğru yürürken son kez arkama dönüp baktım. Limon rengi tavan, akşam ışığının altında altın sarısına dönüşmüştü. Gülümseyerek ileriye doğru baktım, güneş de bana gülüyordu.

İlgili Haberler

BURSA’DA ZAMAN – Ahmet Hamdi TANPINAR

okuryazarkitaplar

Sabahattin Ali Toplumcu Gerçekçi Yazar

KÜBRA ÇAKAR

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...