Okuryazarkitaplar
Image default
EdebiyatÖykü

Şüphe


Selin, gazetedeki arkadaşlarıyla gittikleri kafede, son zamanlarda birbirine benzeyen seri cinayetler üzerine münakaşa ediyorlardı. Sokakta yalnız yürümenin ürkütücülüğü, özellikle bayanları tedirgin ediyordu. Varsayımlar, iddialar, fikirler art arda sıralandı masada. Herkes elindeki verileri karşılaştırdı. Analizler birbiri ardına sıralandı.
Selin, Mert’in gelmesini beklerken arkadaşları ile kafeye oturmuşlar konuşuyorlardı. Gazeteci olarak onlar cinayetleri tartışırken oturdukları kafeye çok yakın olan başka bir mekânın tuvaletinde, yine aynı stille bir cinayet daha işlendi.
Dedektif Serdar ise birbirine benzeyen bu cinayetleri çözebilmek için uzun zamandır delil toplamakta, araştırma yapmaktaydı. İlginç bir şekilde cinayetlerdeki stil aynıydı ve bu oldukça dikkat çekiciydi. Dedektif Serdar, tüm cinayetlerin psikolojik sorunları olan aynı kişi tarafından yapıldığını düşünüyordu.


İncelemelerini yapıp delilleri toplandıktan sonra, bir kahve molası için kafeye geldi. Gözleriyle şöyle boş, sakin bir masa aradı. Selin’lerin arkasında iki kişilik boş bir masa vardı. Dedektifte boş olan arkalarındaki masaya oturup kahve söyledi. Kahvesini beklerken telefonundan bazı görüşmeler yapmak istedi. Aramaları cevapsız olunca canı sıkıldı. Tam o sırada Doktor Mert; Selin ve arkadaşlarının yanına gelmiş, onların konusuna çoktan iştirak etmişti.
Bir yandan kahvesini beklerken diğer yandan da telefondaki mesajlarını okumaya başladı. Yan masadaki hararetli konuşmaların dozu artınca gayri ihtiyari kulak verdi. Konu araştırdığı, gündemdeki cinayetler olunca daha da dikkat kesildi. Konuşmalardan gazeteci olduklarını anladı. Sonra Selin’in, “Aşkım, sen ne dersin? Sence de cinayetleri işleyen tek kişi olabilir mi? Sonuçta psikiyatri doktorusun, senin analizini merak ediyorum doğrusu” dedi. Mert, “Olaylara çok vakıf değilim ama anlattıklarınızdan yola çıkarsak, bana da bir kişi gibi geliyor. Nasıl bir katilse iz bırakmadan işini hallediyor. Profesyonel olmalı. Boşver hadi kalkalım yorgunum.” dedi. Kalktılar. Vedalaşıp çıktılar.
Konuşmalara şahit olan Serdar, asistanından psikiyatrist Mert’den randevu almasını istedi. Katilin psikolojisi ile ilgili bilgi de edilirse işi kolaylaşabilirdi.


Ertesi günü randevu saatinde Doktor Mert’in muayenehanesi önüne gelen Serdar, “Katil, nasıl bir hasta ki böyle seri cinayetleri profesyonelce yapabiliyor,” diye düşünüyordu. Mert Bey belki bu konuda ona yardımcı olabilirdi. Kapıyı tıklattı. Kapıda sekreter tarafından karşılanan dedektif Serdar, salona davet edilip beklemesi söylendi. Sekreter, Doktor Mert’in kapısını çalıp, “Doktor Bey, Serdar Bey geldi müsaitseniz alayım mı?” diye sordu.
“Tabii tabii al içeriye.” dedi Mert.

Sekreter Serdar Bey’i içeriye davet etti.
“Merhaba Mert Bey, ben dedektif Serdar.” dedi.
Dr. Mert:
“Buyurun hoş geldiniz, oturun. Nasıl yardımcı olabilirim”
Dedektif Serdar:
“Mert Bey, az çok siz de son günlerdeki cinayetleri biliyorsunuz. Siz işinde uzman biri olarak bize yardımcı olabileceğinizi düşünüyorum. Yaptığım araştırmalara göre katil ruh hastası gibi görünüyor. Bütün cinayetleri işleyenin, aynı kişi olabileceğini düşünüyorum. Bence normal biri olamaz. Cinayet teknikleri, tüm maktullerle aynı. Hobi gibi mi desem yoksa farklı bir psikolojimi bilemedim. Nasıl bir hastalık olabilir. Hastalarınızda örnekler var mı? Bu konularda yardımınızı isteyecektim.”
Dr. Mert:
“Sizi anlıyorum Serdar Bey. Ancak hastalarımı zan altında bırakacak bir açıklama yapamam, etik değil. Hasta mahremiyeti diye bir şey var. Cinayetin seyrini belirleyecekse hastalıklarla alakalı bilgi verebilirim.” dedi.
Serdar:
“Bakın Mert Bey. Sizin de sevdikleriniz, kız arkadaşınız, kız kardeşiniz, anneniz vardır. Bu çok ciddi bir durum. Dün kafede karşılaşmamız tesadüf olamaz. Ben cinayet mahallinden gelmiştim. Bir kahve içip gidecektim. Sizin orada olmanız, oradaki gazeteci arkadaşların analizleri, hatta Selin Hanım’ın yorumları benimle aynı fikirdelerdi. Ne olur, bunu kişisel algılamayın. Bize kanun adına yardımcı olmak zorundasınız,” gibi bir sürü sözden sonra ikna etmeyi başardı ve böyle cinayetlere meyilli üç hastasının adresini ve isimlerini aldı.
Mert ikilemde olsa da kanuni bir vazife yapmış olmanın huzuru içindeydi. Dedektif Serdarsa bu üç hastayla görüşme ayarladı. Hepsinin ifadelerini aldı. Hastalardan bir tanesi olan Murat, oldukça şüpheli tavırlar içindeydi. Durduk yere saldırganlaştı. Garip davranışlar sergiliyordu.

Aynı anda Selin de bu olayı araştırdığı için Serdar, Selin’in elindeki verileri, delil sayılabilecek belgeleri de isteyip incelemeye başladı. Selin, merakı yüzünden bu olayla ilgili oldukça veriye sahipti. Araştırmaları, yaptığı haberleri, dedektif Serdar’ın delil ve tespitleri didik didik edildi.
Serdar bunca iz içinde, Murat’ta gördüğü bazı belirtileri, kafasında oturduğu katille eşleştirince takibe aldı. Aslında monoton bir hayatı olan Murat, yer yer sergilediği tutarsız davranışları yüzünden, dikkatleri üzerine çekmişti. Serdar bu konu ile ilgili elde ettiği tüm verileri, delilleri ve Murat’ın davranışlarını, takip sırasında elde ettiği bilgilerle Selin’in bilgilerini karşılaştırdı. Tabiri caizse didik didik etti.


Selin, dedektif Serdar’ın devreye girmesi, elindeki deliller, kendi verilerini ve Mert’in davranışlarını karşılaştırınca sevgilisi Mert’ten şüphelenmeye başladı. Edindiği bilgiler, yaptığı araştırmalar, Mert’teki açıklanamaz haller, Selin’i tedirgin etmeye başladı. Fakat bu şüpheciliğini, gazeteci olmasına bağladı. Sevdiğine konduramadı. Araştırmaları, bulduğu kanıtları Mert’le konuşmak istedi. Mert arabayla Selin’i almaya geldi ve buluştular… Selin, öne Mert’in yanına bindi. Eve gitmek için yola çıktılar.

Selin lafa nasıl gireceğini bilmiyordu. Önce boğazını temizledi. Sonra kafeye geldiği günkü telaşını ve neden geciktiğini sordu. Ortadan garip bir şekilde kayboluşlarını irdeledi. Mert bu garip sorular karşısında şaşırdı. “Ne saçmalalıyorsun sen” diye sinirlendi. Selin sakin olmaya çalışarak, bulduğu kanıtların, şüphelerinin, ipuçlarının hepsinin sonunun Mert’e çıktığını, bu konularla ilgisi olup olmadığını sordu.
Israrla:
“Mert söyle! Senin parmağın var mı bu cinayetlerde,” diye bağırdı. Mert, ani bir öfke patlaması yaşadı ve “Sus diyorum sana,” dedi ve ani bir fren yaparak yol kenarında durdu. Bağırmaya, Selin’i azarlayarak konuşmaya başladı. Selin artık emindi. Büyük bir korkuyla arabadan indi ve ormana doğru koşmaya başladı. Bir yandan kendisinden uzak durmasını söylerken, diğer yandan da koşuyordu. Korku, dehşet ve acı içindeydi. Selin önde, Mert arkada koşturdu ve Selin’i yakaladı. Suçsuz olduğunu, yanlış düşündüğünü anlatmaya çalışsa da Selin emindi artık. Can havliyle kurtuldu elinden ve tekrar koşmaya başladı. Tam o sırada ayağı takıldı ve düştü. Başı taşa çarpan Selin, kanlar içerisinde öldü.
Sevdiğini o halde gören Mert, büyük öfke ve pişmanlık içerisinde ağlamaya başladı. Sonra ayağa kalktı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi arabasına bindi ve gitti. Ne bir ölen ne de geride kalan vardı.


Dedektif Serdar ise bütün kanıtları, belgeleri birleştirmiş; katili tam anlamıyla bulma noktasına gelmişti. Hatta tahmininde emindi. Bütün olanları kafasında canlandırdı. Deliller ve Selin’in elindeki belgelerle sonunda gerçeği buldu. Bu gerçek karşısında kanı dondu.
Çoklu kişilik bozukluğu olan Mert, kendinden habersizdi. Gece başka biri gündüz başka biri oluyordu. Dr. Mert katil Mert’i tanımıyordu bile. Tam düğüm çözüldüğü anda Serdar’ın kapısı çaldı. Elindeki evrakları bırakıp kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında, karşısında Dr. Mert ona doğru gülümseyerek bakmaktaydı.


Ertesi gün gazetelerde başarılı gazeteci Selin’in ve dedektif Serdar’ın ölüm haberi manşetten verilmişti.

İlgili Haberler

Böyledir Bu dünya

okuryazarkitaplar

Fasl-ı Hazân

okuryazarkitaplar

Ece Ayhan: Sivil Şiirin Asi Sesi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...