Semra Çavuşoğlu
Hastalandığı yerde iyileşebilir miydi insan? Çaresizliklerine çare ararken isyan etmeden çıkabilir miydi düştüğü dipsiz kuyulardan? Uzattığı elini en sevdikleri tutmadığında yine güçlü kalabilir miydi? İçi avaz avaz susarken gözlerindeki hüzün fark edilir miydi en yakındakiler tarafından? Sessiz çığlıklarına duyarsız kalındığında tutunabilir miydi tek başına hayata? İçi kan ağlarken beyaz bir ışık saçabilir miydi etrafına? Yaslandığı ağacın çürük olduğunu fark ettiğinde yine de huzurla dayayabilir miydi sırtını? Acımasızca hesap soran yıllarına bir cevap verebilir miydi?
Asya tüm bu soruların cevabını arıyordu benliğinde. Çocuk Esirgeme Kurumunda geçen çocukluğu ve ergenliği kolay olmamıştı. Annesinin bir karakol yakınına bırakıp terk ettiği Asya, artık genç bir kız olmuştu. Psikolojileri bozuk onlarca yurt arkadaşı ve çocuk ruhundan anlamayan idare çalışanlarının arasında yaşıyor olması, onun karakterine zarar vermemişti belki ama hassas bir yapıya sahip olmasından dolayı birçok yaralar almıştı. Hiç yakın arkadaşı yoktu. Kimseye kendini yakın hissetmiyor, onların vurdumduymaz, çıkarcı ve tutarsız tavırlarından tiksiniyordu. Bir tek mutfak çalışanlarından Ayşe Hanım farkındaydı. Asya’ya: “Sen burada gizli bir hazine gibisin.” derdi. Ayşe Hanım’ın da işi başından aşkın olduğu için bir araya gelme fırsatları pek olmuyordu.
Asya’nın tek hayali üniversite sınavını kazanmak ve ilk evi olan kurumun soğuk duvarlarının dışında bir hayat kurmaktı. Okul dışında zamanının çoğunu ders çalışmakla geçiriyordu. Çocukluğunda da oyuncak bebek yerine kitapları severdi. Kitaplarda anne sesi, baba gölgesi aradıysa da hep olgunlaştıkça vazgeçmişti tanımadığı köklerini hayal etmekten. “Belki kimsem yok ama hayallerim var.” diyordu kendi kendine. Kurumun en gözde ve şımarık kızı Pelin, Asya’nın güzelliğini ve okuldaki başarısını kıskandığı için zaman zaman ona tuzaklar kurarak iftiralar atıyor, herkesi de inandırıyordu. Savunmasına müsaade bile edilmiyor, üstelik sürekli azarlanıyordu. Zaten o da artık anlamayanlara anlatmayı çoktan bırakmıştı. Beyaz duvarlar, demir ranzalar, herkese işlemeyen kurallar, cezalar ve o soğuk yalnızlık ona sürekli insanlığı sorgulatırken, hayallerine yaklaşmanın da heyecanını yaşıyordu.
Sınav günü gelip çatmıştı. Sınava gireceği okula bir saat önceden gitti ne olur ne olmaz diye. Okulun bahçesinde ağacın altındaki banka oturdu ve dakikalarca dua etti. Diğer öğrencilerin anneleri, babaları dışarıda beklerken onun için bekleyen kimse yoktu ama o mutluydu. O gün rüzgâr bile susmuş gibiydi. Sanki yapraklar daha yeşil, çiçekler daha renkliydi. Sınava heyecanla girdi ve çıkarken de derin bir oh çekti. Sınavı tahmin ettiğinden daha iyi geçmişti. Şimdi de sonuçların açıklanacağı günü iple çekiyordu. Pelin’in ise agresif hâllerinden sınavının kötü geçtiği belliydi. Asya’ya sataşarak hazmedemediği başarısızlığını bastırmak için uğraşıyordu. Asya günlerce ondan uzak durmaya çalışmasına rağmen, sürekli aynı negatif saldırılardan yorulmuştu.
Sınavların açıklanmasına bir gün kala sahile gitti. İnsanlardan uzak bir yerde deniz kenarında kayalıklara oturdu. Yarın hayatı tamamen değişebilirdi. Bunun heyecanıyla denizleri seyrederken sanki dalgalarla sohbet ediyordu. Düşünüyordu… Saksıdaki çiçeği sevip kaldırımdaki çiçeği ezen de insan, yağmuru sevdiğini söyleyip sanki ıslanırsa eriyecekmiş gibi yana yakıla yağmurdan kaçan da insan, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına yapan da insan. Ve biliyordu ki insanlarla baş edebilmek için insanın saygınlığını, öz değerini ve gücünü elde etmesi gerekir. Kurumdaki çocukların hiç birinin ailesi yoktu.
Sevgisiz ve saygısız bir ortamda büyümüşlerdi hep birlikte. Asya onları anlamaya zorluyordu kendini. Ama o da orada büyümüştü. İnsanlara, doğaya ve hayata bakışı hep tertemizdi. Kendine ve herkese saygı duyuyor, kendisine kötülük yapanlara karşı bile iyilik yapıyordu. Derin bir nefes aldı, gökyüzüne baktı ve denizlere doğru seslendi: “Bekle beni ey hayat! Seni seviyorum ve biliyorum ki sende benim için bekletilen çok güzellikler var. Belki köksüzüm ama sana söz! Ben hayata çok güzel kökler ekeceğim.”
Ertesi gün sınav sonuçları açıklandı ve Asya yurtta çok yüksek puan alan tek kızdı. Pelin hariç herkes onu tebrik etti. Asya hayalindeki hâkimlik mesleği için tercihlerini yaptı ve devlet üniversitesini bursla kazandı. Gönül bağı kurduğu Ayşe Hanım ile dışarıda görüşmek için sözleştikten sonra, yurttan ayrıldı ve Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna yerleşti. Okul dışındaki zamanlarda bir hukuk bürosunda yarı zamanlı işe girdi. O artık geleceğin vicdanlı ve saygın bir hâkimi olarak hayata köklerini ekti.
Editör: Fatma Karataş
