Okuryazarkitaplar
AnıEdebiyatManşetOkurYazarKadınlar

Yağmur Hiç Böyle Yağmamıştı

Yağmur Hiç Böyle Yağmamıştı

Yazar Arzu Öztürk

Yağmur yalnızca gökten inmiyor, içimde bir yerden yükseliyordu. Damlalar camı dövdükçe, içimde uzun zamandır kapalı tuttuğum bir kapı da aynı ritimle aralanıyordu. Ses, önce dışarıdaydı; sonra yavaşça zihnime taşındı. İnsan bazı sesleri yıllarca susturur, ama doğa onları tek bir günde geri çağırabilir.

Pencerenin önünde durduğumu hatırlıyorum. Durmak… Hayatımın çoğunu bekleyerek geçirdiğimi fark ettiğim andı belki de. Hep bir şeyin geçmesini, bir şeyin dinmesini beklemiştim: bir cümlenin, bir kırgınlığın, bir insanın… Oysa yağmur beklemiyordu. Ne taşkınlığını saklıyor ne de kendini ölçüyordu. Olduğu gibi yağıyordu. Benim yapamadığım buydu.

Çocukluğumdan kalma bir korku belirdi içimde. Yağmurdan değil; yağmurdan sonra gelen sessizlikten. Çünkü sessizlikte insan, kendisiyle baş başa kalır. Annemin sesini duyar gibi oldum: “Bak, yağmur insanı düşünmeye iter.” O zamanlar bunun ne demek olduğunu bilmezdim. Şimdi biliyordum ve bu bilgi ağırdı. Fazla ağır.

Yağmur, belleğin en inatçı misafiridir. Bir anda, yıllar önce terk ettiğim bir evin kapısı açıldı zihnimde. O evde yarım bırakılmış bir hayat vardı. Söylenmemiş cümleler, ertelenmiş yüzleşmeler, “sonra konuşuruz” diyerek kapatılan defterler… Meğer “sonra” hiç gelmezmiş. Yağmur gelirmiş.

İçimde iki ses tartışmaya başladı. Biri her zamanki gibi güçlüydü: “Geçti artık, kurcalama.” Diğeri daha sessiz ama daha ısrarcıydı: “Geçmedi, sadece üstünü örttün.” Yağmur, o örtüyü çekip aldı. Islanan her anı, daha görünür kıldı. İnsan en çok, unuttuğunu sandığı şeyler yüzünden yorulur.

Sokakta yürümeye karar verdim. Yağmurun altına çıkmak, içimdeki karmaşaya bir düzen verecekmiş gibi geldi. Adımlarım düzensizdi; tıpkı düşüncelerim gibi. Her damla omuzlarıma düştükçe, geçmişten bir yük daha iniyordu sanki. Ama hafiflemiyordum. Aksine, daha çok hissediyordum. Belki de hissetmek, hafiflemenin ilk aşamasıydı.

Bir vitrinin camında kendime rastladım. Yüzüm tanıdıktı ama yabancıydı. Gözlerimde, yıllardır taşınan bir yorgunluk vardı. İnsan kendine en çok, böyle anlarda yabancı olur. Ne tamamen geçmişte ne de bugünde. Arada, ıslak bir boşlukta.

Bir an durup düşündüm: Beni bu kadar yoran neydi? Kaybettiklerim mi, vazgeçtiklerim mi, yoksa hiç cesaret edemediklerim mi? Yağmur cevap vermedi. Sadece yağmaya devam etti. Belki de bazı soruların cevabı yoktur; sadece taşınır.

Akşam olduğunda, yağmur hâlâ dinmemişti. Eve döndüm ama içimdeki ıslaklık benimle geldi. Paltomu çıkardım, aynaya baktım. Kendime ilk kez dürüstçe şunu söyledim: “Yorgunsun.” Bunu kabullenmek, yıllar süren bir direnişten sonra gelen küçük bir teslimiyetti.

O gece uyuyamadım. Yağmurun sesi, zihnimde bir monoloğa dönüştü. Geçmişle bugün arasında gidip gelen cümleler… Pişmanlık değil, daha çok fark edişti bu. İnsan bazı yaraları kapatmaz; onlarla yaşamayı öğrenir.
Sabaha karşı yağmur dindi. Ama ben de dinmedi. Perdeleri açtım. Dünya yıkanmıştı. Ben de biraz öyleydim.

Tam temizlenmemiş, ama artık neyin kir olduğunu bilen biri gibi.
O gün, yağmur içimle tanıştırmış ve insan, kendisiyle tanıştıktan sonra aynı kalamaz.

Editör: Fatma Karataş

İlgili Haberler

Uluslararası Şiir ve Edebiyat Festivali Başladı

KÜBRA ÇAKAR

Kanlı Tülbent III

Comcini

“Çözmek” Kelimesinin Etimolojisi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...