Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü / RomanYaşam

Annemden Gelen Yaşam

 Yazar Nuray Balcı

Sevgi hastane koridorlarının sessizliğine çoktan alışmıştı. On altı yıldır kontroller, muayeneler, oradan oraya savrulsa da son dört aydır artık yatılı olarak kalıyordu hastanede. Bir umut içerisinde annesinin ona can olacağı günü bekliyordu.

Bunun için yatırılmıştı hastaneye. Diyaliz süreci çok zorlu geçmişti. Bedeni delik deşik olsa da kolları hematom izleriyle kaplıydı. Ama onun yüreği bedeninden daha yorgundu ve acıyordu. “Neden ben, neden bu hastalık? ‘’diye sorgulamaları bitmiyordu.

Dört yaşından beri çekiyordu bu hastalığı ve artık böbrekleri bitmişti. Annesinden böbrek alacağı için bir yanı mutlu olsa da hem mahcubiyet hissediyordu hem de mecburiyet bu yüzden sıkışıp kalmıştı ama başka çaresi de yoktu.

Vasfiye için annelik; Sevgi doğduğunda başlamıştı ama gerçek ağırlığını şimdi hissediyordu.  Yatarken hemen uyuyabilmek için gündüzleri olağanüstü çaba sarf ediyor, korktuğumuz başımıza gelirse, diye endişelenip duruyordu.

Böyle olumsuz düşünmemek için tüm gün ev işleriyle kendini yoruyordu. Bedeninden bir parça eksilecek olması umurunda değildi.  Yıllardır emanet olarak taşıdığı, ona hayat olan organını hiç bu kadar önemli bulmamıştı bugüne kadar.

Artık kızına can olacak bu güzel emaneti sevgiyle uğurlamayı seçti bedeninden. “Kızıma şifa ol, can ol” diye telkinler veriyordu emanetine. Sevgi hariç üç evladı daha vardı geride. Hiç geride kalanları düşünmeden sadece Sevgi’ye odaklıydı. Kızım kurtulsun, can bulsun yeter diyordu. En küçük oğlunun konuşamaması, ilkokula giden oğlunun okumaya geçememesi dert gibi gelmiyordu ona yeter ki kızı hayata tutunsundu,  iyileşsindi.

Gerisi bir şekilde hallolur diyordu. Verici olarak işlemlerinin hızlıca yapılması büyük bir şanstı onlar için ve böylece zaman kaybı da olmadı. Ayrıca böbreğin; alıcının vücudunda tutunması için de yakınlık derecesi önemliydi. Vasfiye hangi çocuğu olsa aynı davranışı sergileyecekti şüphesiz. Çünkü anne yüreği bunu gerektirirdi.

Sevgi, gencecik yaşının verdiği toylukla bunu anlayabilecek gibi değildi. Sevgi’ye süreç boyunca bakacak olan bir kız kardeşi Hilal vardı ki gözyaşlarını içine akıtıyordu sessiz sessiz. Sakin duruşunun ardında pervane gibi etrafında olan Sevgi’nin ağzından çıkan her şeye yetebilen ikinci annesi gibiydi. O hem ablasına bakacaktı hem de geri de kalan iki kardeşini, tabi ki babasını da düşünüyordu. Kimseye belli etmeden dimdik durmaya çalışıyordu.

Zorlu süreç için gün gelmişti. Geceden tüm hazırlıklara başlanmıştı. Banyolarını yapan anne kız güzelce ameliyat olacak bölgelerini batikonlamışlardı. Sevginin saçlarını tarayıp ören Hilal,  güçlü durmak için çok çabalıyordu. Yeme içme faslı bitmişti. Uykuları yoktu. Heyecanlı ve endişeliydiler ama ağlamamak için herkes uyudu erkenden.

Sabah ezan vakti ile birlikte odaya gelen hemşire, damar yollarını açıp ameliyat önlüklerini bıraktı odaya. Anne kız önlükleri de giyip birbirlerine sarılarak vedalaştılar. Odalarından ameliyathaneye giderken anne kız saatler sürecek ameliyatın yeni yaşamlarına umut olmasını dileyerek son kez poz verdiler yataklarında el ele tutuşarak hemşire hanıma. Kapı ardında bekleyiş başlamıştı sevenleri için…

Vasfiye’nin iki abisi bir ablası ve bir de kız kardeşi bekliyordu. Tabi ki kızı Hilal ve eşi. Ameliyat olanların yakınlarının bekledikleri salon da koca bir ekran vardı. Oradan ameliyat başladı bilgisi görülmüştü. Derin bir sessizlik vardı ama içten içe hiç susmayan kalpleri vardı.

Oturmaya yer yoktu. Hep birlikte bir aşağıya bir yukarıya çıkıp zaman geçirmeye çalışıyorlardı. Kimi camdan dışarıyı izliyor kimi çay içelim diyor kimi de yalnız kalmak istiyordu. Endişeleri, duaları, umutları yüzlerinden okunuyordu. Onca insan tek dilekte birleşmişti ‘’NE OLUR ALLAH’IM SAĞSALİM GERİ VER…’’

Saatler geçmiyor, zorlu bekleyiş bitmiyordu. Evet ekranda yazacaktı; ameliyat bitti diyecekti ama o vakit gelmiyordu. Hâlâ bitmedi mi? Ne zaman bitecek ki? Doktorlar şu kadar sürer demişti, dedikleri vakti çoktan geçti diye diye bekleyiş devam etti ve ekranda Vasfiye Şişmanoğlu ameliyat bitmiştir yazısı görüldü.

Herkes derin bir oh çekip sevinirken hemen odaya alınacak koridora yöneldi. O an Sevgi’nin babası hayırlısıyla kızımda bir çıksaydı diye dua ederken yeniden bekleyişin hüznü sardı. Bir an ikisinin de ameliyatı bitmiş gibi sevinen yakınları yeniden dualara sarıldı.

Odasına alınan Vasfiye’nin ilk sözü “Kızım iyi mi?” oldu. Narkozun etkisi hala devam ederken yatağına yerleştirildi. Yatağına yerleştirilirken sırtının kürek kemiğinden beline kadar bantlı olması batikonlu olması Hilal’i çok sarstı. Hiç beklemiyorlardı teyzesi ile bu durumu. Sonradan öğrendiklerinde epidural katateri takma sebepleri güçlü ağrı kesicileri verebilmek içinmiş. Teyzesine sarılıp ağlamaklı olan hilal o an bile güçlü olmaya çalıştı dışarı, çıktı.

Sevgi nihayet ameliyattan çıkmıştı. Gözlerini açtığında sanki artık o her nefesinde annesi gibi hissediyordu. Ondan aldığı sadece bir organ değildi. Candı, hayattı, ömürdü… Annesinin korkuları, duaları, umutları, telkinleriydi. İlk sorusu “Annem iyi mi?” oldu. Artık hiç susmayan vicdanı huzur dolmuştu.

Yaşama hakkı ikisine de yeniden verilmişti ama artık Sevgi’nin sorumluluğu daha büyüktü. Çünkü bundan sonra her yanlış kararında her vazgeçişte her bıkkınlıkta annesine ihanet etmiş gibi olacaktı. Artık yaşama daha farklı bakıyordu.

Sabırsız olamazdı, umutsuz olamazdı çünkü annesi onu en umutsuz yerinden tutup hayata çekmişti. Şükür dolu gelecek güzel günler için gülümseyerek hastaneden yeni yaşamlarına adım attılar…

GERÇEK HAYATTAN…

Editör: Fatma Karataş

İlgili Haberler

Cendere Köprüsü

okuryazarkitaplar

Ne Eksik Ne Fazla   

okuryazarkitaplar

Spekülatif Tasarım

okuryazarkitaplar

1 Yorum

belirsiz 29 Ocak 2026 at 13:44

harika bir anlatım duygular içerisinde okudum

Cevap Ver

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...