Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Bir Kız Arkadaş Nasıl Kaybedilir

                   

nilüfer sedef
Yazar Nilüfer SEDEF

– Leyla, yerimde duramıyorum. Artık şu hikâyeyi yazmaya başla.
– Sıkıştırma beni. Bizim de kendimize göre bir tarzımız var. Taslağı çıkardım, birazdan başlayacağım.
– Sendeki bu sakinlik bende yok vallahi. Bir an önce yaz da nerede yayımlayacaksak yayımlayalım, herkes bilsin olanları.
– Sen bize kahve yapsana. Zihnim sakinleşsin biraz. Benim de senin kadar kafam karışık ve hayretteyim, inan.
– Yapıyorum. Sen başla bir yandan, hadi.
– Tamam.

İnsan mutluluğu anlarla ve o anların fazlalığıyla yakalıyor. Bu söze çok inanırım ve mutluluğu çoğaltmak için hayatıma daha çok keyifli an katarım. Aslında önemli olan anların çokluğu da değil, kalitesi ve onları kiminle ya da kimlerle yaşadığın.

– Yahu girsene konuya, uzattıkça uzattın. Mevzuya girmeden etrafında tur atmışsın. Daha ne kadar turlamayı düşünüyorsun? İki… üç… dört? Çatladım vallahi burada. Hadi.
– Nesrin, bak bu böyle olmayacak. Demedim mi sana, benim bir tarzım var diye? Giriş yazmadan olur mu? Böyle yazıyorum ben. Çok biliyorsan gel sen yaz o zaman.
– Ay tamam, tamam. Ben şimdi yazarsam ağzımdan bir küfür çıkacak. Hiçbir yerde yayımlayamayız. Sustum, sen devam et.
– Nerede kalmıştım? Hah! Hatırladım. Anlarda kalmıştım.

Bu yüzden keyifli anları çoğaltmak için, birbirini seven ve iyi anlaşan insanların bir araya gelmek için fırsatlar yaratması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple özel günleri bahane ederek sevdiğimiz dört kız arkadaşla sık sık buluşuruz: Ben, Nesrin, Handan ve Serpil. Bu buluşmaların en şahanesi, en güzeli de yılbaşı gecesi olanıdır. Daha doğrusu, olanıydı!

– Ah, benim de hafiften elim ayağım titremeye başladı Nesrin. Hikâyenin sonuna kadar nasıl yazacağım bilmiyorum.
– Canım arkadaşım, dayan biraz daha. Bak, başlamak bitirmenin yarısı derler. Başladın ya, önemli olan o. Bitirirsin, ben sana güveniyorum.
– Desteğin için sağ ol. İyi ki varsın ve iyi ki buradasın. Devam ediyorum yazmaya. Bu yılbaşı da yine planlarımızı yaptık. Her zaman gittiğimiz Perihan’ın Yeri Meyhanesi’nden yerlerimizi ayırttık. Aslında o gün her zamankinden farklı bir his vardı içimde. Nasıl tarif etsem… Sanki bir şeyler aksayacak, bir şeyler ters gidecek gibiydi. “Acaba” dedim, “Rezervasyonda bir sorun mu oldu?” Hemen aradım, sorun yok; her zamanki masamızı bize ayırmışlar. O masa, mekânın en dikkat çeken, en görünen yerinde. Her yıl orayı ayırtırız. Yani belli mi olur, belki damsız yakışıklı birileri olur da masalar kaynaşır, biz de yıllardır süren kısmet­sizliğimizi yeneriz.

– Offf kızım, ne gerek var bu kadar ayrıntıya?
– Valla ben yazarken filtresiz yazarım. Neyse o. Bak, kalkıyorum.
– Aman be, öyle olsun, devam et.

Rezervasyon da tamamdı. Belki de bu gece için aldığım o çivit mavisi elbisemin içine zorla girmemden kaynaklıydı bu iç sıkıntısı. Basenlerimde yer yer ortaya çıkan potluklar, karnımda bir dağ gibi yükselen tepenin varlığı… Bu doğada bir tepe olsa, iki tarafındaki insanlar birbirlerini katiyen göremezdi. O kadar yani.

– Al Leyla, kahvenden bir yudum al. Kafan uçtu yine senin.
– Ohhh, kahve iyi geldi. Evet evet, fazla ayrıntılı oldu. Bu kısmı sileceğim.

Neyse, üzerimdeki elbiseyi çıkarıp kötü gün için sakladığım belden büzgülü ve aşağı doğru çan inen siyah elbisemi giydim. Bir rahatlama geldi bana. İç sıkıntımın bundan olduğuna karar verip konuyu kapattım ama heyhat, meğer içime doğmuş olacaklar!

– Hisli arkadaşım benim.

Aynada son bir kez makyajımı, saçlarımı, elbisemi kontrol edip yola çıktım; arabama bindim keyifle. Ne güzeldi hayat. Yıllardır birbirinden kopmayan lise arkadaşları yine toplanacaktık. Birbirimizin her sırrını bilen, her rezilliğine şahit olmuş dört bekâr kız arkadaştık. En önemlisi de birbirimizden hiçbir şey saklamamış, birbirimize hiç yalan söylememiştik.

– Nergis, olayı düşündükçe ben fena oluyorum. Sen bir kahve daha yapıver. Bu sefer şekersiz ve duble olsun.
– Hemen yapıyorum. Kalk biraz dolaş, açılırsın. Şu pencereyi de aç, hava gelsin. Ah Serpil ah, bizi düşürdüğün durumlara bak! Ya Leyla’ya bir şey olsa şimdi. Mürüvvetini göremeden kara toprağa mı vereceğiz? Gelinliğini de tabutunun üstüne atarız artık.
– Yahu ben kötüyüm diyorum, sakinleştireceğine söylediğin şeye bak. Tabutuma gelinliği attın, toprağı da at, tam olsun. Toparlayalım kendimizi de bitirelim şu hikâyeyi.

Nerede kalmıştım… Hah! Evet, yola çıkmıştım. Mekâna vardığımda içimden keyif ve mutluluk daha da yükseldi. Birazdan arkadaşlarımı görecektim çünkü. En önemlisi de hepsi benim gibi bekârdı. Yeni yıla hepimiz damsız girecektik. Damsız olacaktık ama yalnız olmayacaktık. Vestiyere paltomu teslim edip saçlarımı son bir kez kabarttım. Ayakkabılarımın ince topuklarını dikkatle yere basarak daha önce eski bir mankenden öğrendiğim çekici yürüyüşümle bizim masaya doğru yöneldim.

– Yine ayrıntıya girdin. Çıkabilecek misin bakalım? Sadede gel artık yaa.
– Tamam tamam.

Bizim masaya yöneldiğimde kızları gördüm. Her zaman cam kenarında oturmayı seven Nesrin, onun karşısında Handan. Ben de Nesrin’in yanında otururum hep; dedikodusu, havadisi bitmez onun.

– Leylaaa!
– Tamam be, dur. Yaşadığımız felaketi anlatmaya başlıyorum şimdi.
– Hele şükür.

Nesrin’in yanına ilerlerken gözlerim karşı koltuğa ilişti. Boştu. Serpil yoktu. Herhâlde tuvalete gitmiştir diye düşündüm. Ahhh, ne büyük yanılgıymış. Yerime oturup kızları süzdüm bir süre. Hepsi o gece tüm kartlarını oynamıştı belli. Saçlar o biçim, makyajlar desen harika ama bir gariplik vardı yüzlerinde. Tedirgin ve şaşkınlıkla karışık bir ifade yerleşmişti simalarına. “Çok güzel olmuşum, belli, ağızları açık kaldı.” diye düşündüm ne yalan söyleyeyim. Yani sebep bu da olabilirdi, neden olmasın? Hemen ellerimi saçlarımın arasına sokup dağıttım biraz, nazara gelmeyeyim diye. Neyse. “Serpil de tuvaletten dönsün de siparişleri verelim, kurt gibi açıktım.” dedim. Handan kısık sesle bir şeyler söyledi, tam anlamadım. “Efendim, ne söylüyorsun kızım, biraz bağırsana.” dememle “Serpil yok, gelmeyecek!” diye bağırdı en bet sesiyle. “Ne demek gelmeyecek? Tuvalet deliğine mi düştü bu kız?” deyip kahkahayı basmıştım ki Handan hafızama kazınan sözü etti: “Sevgilisiyle başka yerde olacakmış.” dedi ve sustu. Masaya bir sessizlik çöktü. Öyle böyle değil. Meyhanedeki tüm çatal sesleri sustu sanki. Rakı bile dondu. İşte o an anladım yüzlerindeki ifadenin sebebini. Serpil bize ihanet etmişti, sinsi sinsi arkadan iş çevirerek sevgili bulmuş, bize söylememişti. Bizim bekârlar kulübü fire vermişti.

Kendimi hemen toparlayıp kadehimi kaldırdım:
“Arkadaşlar!” dedim, “Biz bu yaşa kadar bekâr geldik. Birimiz kaçıp kurtulmuş olabilir, hem de hiçbir şey belli etmeden. Ama olsun. Bugün burada resmen şu kararı alıyoruz.”

Kızlar nefesini tuttu.
“Sevgilisi olan arkadaş bize engel değildir ama bundan sonra WhatsApp grubumuzda engellidir.”

Kadehimi masaya bıraktım. Bir an durduk. Sonra Handan bana döndü.
“Bunu yazacak mısın?” diye sordu merakla.
“Yazacağım, hem de filtresiz.” diye cevap verdim.
Nesrin, “Yazar, hem de tüm çıplaklığıyla.” deyip yüzünü ekşitti.
“Yayımlayacak mıyız?” diye sordu Handan bu sefer.
“Tabii.” dedim. “Bu kadar emek boşa gitmez.”
“Serpil görür mü? Bozulur mu?” diye sordu.
“Görür. Bozulur kesin.” diye cevap verdim.
İşte tam da bu yüzden yazıyorduk zaten.

– Hadi hikâyenin sonunu yaz da bitsin, yayımlayalım.
– Tamam Nesrin, bitiriyorum.

Bu hikâye; bizi sessizce satan, bekâr kız masamızı bir gecede eksilten, yıllarca “biz” deyip sonra “ben”e kaçan Serpil’i rezil etmek için yazıldı. Ama merak etmeyin. İsimler değiştirildi. Mekânlar uyduruldu. Yalnızca yaşananlar birebir.

– Başlığı ne yapıyoruz?
– Bir düşüneyim… Dur, Serpil’e göndermeli olsun: Bir Kız Arkadaş Nasıl Kaybedilir.
Altına da küçük bir not düşeyim: Gerçek kişi ve olaylarla benzerlik tesadüf değildir. Bilakis, tüm bekâr kız gruplarında yaşanabilecek bir durumdur.

İki ay sonra editleme:
Serpil bugün evlendi. Hiçbirimizi düğününe çağırmadı. Şimdi yeni bir gruba dâhil olmuş. “Evliler Grubu” ymuş adı. Sosyal medyada kocasıyla fotoğraf paylaşmış. Altına da “Evlendim. Kıskananlar çatlasın.” yazmış. Ben de birini buldum. Beni de grupta engellediler. İnşallah bir gün “Evliler Grubu” na dâhil olurum.

İlgili Haberler

Klasik Edebiyatın Yeniden Keşfi

okuryazarkitaplar

Yoktan Dünya

okuryazarkitaplar

Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı: Direnişin ve Umudun Sesi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...