Yazan Murat Yılmaz
Sevgili Gelecek,
Bu satırları sana, bugünün karmaşası içinden, kalbimin en sakin köşesinden yazıyorum. Zamanın akışı bazen elimizde bir su gibi kayıyor; tutmaya çalıştıkça hızlanıyor, bıraktıkça serinliğini avuçlarımıza bırakıyor. İşte ben de o serinlikten cesaret alarak sesleniyorum sana.
Bugün, her şey aynı anda hem çok hızlı hem çok yavaş. İnsanlar bir yere yetişmek için koşuyor ama nereye vardıklarını bilmiyorlar. Çocuklar gülmeyi hâlâ biliyor ama büyüklerin yüzlerinde yorgun gölgeler dolaşıyor. Kuşlar gökyüzünde daireler çizerken biz de kendi içimizde dönüp duruyoruz. Yine de içimizde kırılmayan bir şey var: Sana duyduğumuz umut.
Merak ediyorum: Bizden sonra dünya nasıl görünüyor? Gökyüzü hâlâ sabahları pembe mi? Ağaçlar hâlâ rüzgârla konuşuyor mu? İnsanlar birbirinin sesini dinliyor mu, yoksa hâlâ aynı sorularda takılıp kalıyorlar mı? Belki teknoloji ilerlemiş, şehirler yükselmiş, yollar daha hızlı, bilgiler daha ulaşılabilir olmuştur… Ama ben en çok şunu merak ediyorum: İnsan kalbi, senin zamanında biraz daha yumuşamış mıdır?
Bugün, elimizden geldiğince iyi olmaya çalışıyoruz. Hatalarımız var. Bazen kırıyoruz bazen kırılıyoruz. Kimi sabahlarda umutla uyanıyor, kimi akşamlarda en küçük ışığı bile göremiyoruz. Fakat yine de içimizde bir yerlerde, küçük ama sarsılmaz bir inanç taşıyoruz: “Yarın daha iyi olabilir.” İşte bu yüzden sana mektup yazmak, aslında kendimize bir söz vermek gibi.
Belki bu mektubu okuyan kişi benden yıllar, belki yüzyıllar sonra yaşayan bir insan olacak. Belki de kimse okumayacak; yine de yazmak istiyorum. Çünkü umut, bazen bir kâğıda dökülmüş en sade cümlenin içinde saklanır. Eğer bir gün bu satırlara rastlarsan, bil ki seni hiç tanımayan biri bile geleceğin için bir dua taşıdı.
Senden isteğim çok değil:
Unutma bizi… Hatalarımızı değil, çabalarımızı hatırla. Pencerenin önünde çiçek büyüten bir çocuğun sevincini, bir barış sabahında insanların sessizce gülümsediği o anı, bir annenin çocuğunu kucaklarken içinden geçen şükrü… Bunlar, sana ulaşması için bugünden gönderdiğimiz küçük armağanlar.
Dilerim ki senin zamanında insanlar birbirine daha fazla sarılır; yargılamadan önce anlamayı, konuşmadan önce dinlemeyi öğrenir. Dilerim ki senin gökyüzünde savaş uçakları değil, kuş sürüleri dolaşır. Dilerim ki senin şehirlerinde betonun değil, yeşilin sesi daha baskın olur. Çünkü dünya ancak böyle nefes alır.
Sana güveniyorum, çünkü gelecek dediğimiz şey aslında bugünün içinden filizleniyor. Biz bugün neye sevgiyle dokunursak, sen onu büyütüyorsun. Her küçük iyilik, senin bahçende bir çiçek oluyor. Her kırılan kalp, senin zamanında şefkatle onarılabilir.
Eğer bir gün bu mektubu okuyorsan, bil ki yazan kişi bütün kırgınlıklarına, bütün yorgunluklarına rağmen yaşamı seviyordu. Ve en çok da seni… Çünkü sen, henüz yazılmamış bir hikâye, henüz dokunulmamış bir ışık, henüz söylenmemiş bir “iyi ki” sin.
Sevgilerimle
Bu günün yolcusu
Editör: Çağlar Didman
