Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Sessiz Gelin

Nilgün BABACAN

Hani, yürek adını verdiğimiz yumruda sakladığımız özlemler ve arzularımız vardır ya bir gün kavuşmak istercesine deli gibi hasretini çektiğimiz… Yaşanmışlıklar yahut hayalini kurduğumuz bir nedendir bu özlemlerimiz.

Yüreğine sığdırabildiği kadar biriktirdiği hasretlerinden ne varsa kimselerle paylaşamamanın sessiz çığlığıyla; bağında, bahçesinde tarlasını sularken, ağaçlardan olgunlaşmış vişneleri toplarken mırıldandığı yanık nağmelerle anlatırdı efkarını. Uğultu gibi çıksa da sesler ağzından, o yine de arkadaş edinmişti içinden geldiği gibi ağıtlar söylemeyi doğaya ve dünyaya.

Henüz üç yaşında iken geçirdiği ateşli hastalık sonucu işitme kaybı yaşamış, sorun giderek daha ağır bir hâl alarak duyma yeteneğini tamamen kaybetmişti Şallı kız. Rahatsızlıkla birlikte konuşması da bozulmuş, kimselerle yarenlik edemez hâle gelmişti. Hayatın kimi zaman sert, kimi zaman hafif esen rüzgârlar gibi akıp geçmesi Şallı’yi olgunlaştırıyor, bedeninde de hissedilen bu olgunluk onu yaşamının çıkmaz sokaklarına doğru yol aldırıyordu.

Herkes ona lal kız diyordu. Diyorlardı ama onun içinde esen fırtınayı sezinleyemiyorlardı. Gün geldi, lal kıza dünürler gelmeye başladı. Ona fikrini soran olmuyordu. Soran olursa onlara verilen tek cevap:

— O konuşamaz, duyamaz, onun için hiçbir şey bilemez. Ama çok iyidir işleri. Elinden her şey gelir, çok marifetlidir, diyerek sanki pazarda satmak için bostandan topladıkları ürünleri götürmüşler de özelliklerini sayarak methediyorlardı.

O gün Şallı kıza yine uzak köylerden dünürler gelmişti. Hemen yüzük takılmış; Şallı kız, gelinlik bile giyemeden at üstünde akşama kadar sürecek bir yolculuğa çıkarılmıştı.

— Bana iş gerek, konuşma değil, diyerek gelin ettiği sefilin babasının eline sıkıştırmıştı beş on bin lirayı.

Kız babasının hoşuna gitmişti paralar, iyi alışveriş yapmıştı kendince. Oysaki Şallı gelin olmuştu olmasına ama içindeki yangınını söndüremiyor, benim bir sevdam var diyemiyordu. Sessiz gelin olmuştu.

Yeni evine doğru yolculuk, akşamüzeri şafak ufukta kızıl olmuşken bitmişti. Kaynanası eline tutuşturduğu süpürge ile:

— Hadi işler bizi bekliyor, hemen buraları topla, bahçeye yanıma varıver daha yapılacak çok işimiz var, geceye anca bitiririz, diyordu.

Şallı ise yolda gelirken çok düşünmüştü. Ona verilen işleri yapıyordu ama diğer bir taraftan gece olunca evden nasıl çıkabileceğinin hesabını yapıyordu. Zaten gün boyu at sırtında gelirken yollara iyice bakmış, çıkmaz yollarının çıkabileceği çözüm yollarını akıl defterine kaydetmişti. Vakit artık geç olmuş, saatler akşamı çoktan geçmiş, ev halkı ayak altından çekilerek yatmak için odalara gitmişlerdi.

— Zamanı geldi, diyerek yüreğini yakan onca yaşanmışlığı geride bırakıp gecenin koynunda, esaretine yuva olan evden sessizce bir gölge gibi süzülerek alabildiğine koşmaya başlamıştı. Gitti, gitti. Ay ışığı karanlığın ürkütücü hâlini bozmuş; peri masallarındaki prensesin yolunu aydınlatmak için yıldızlarla sözleşmiş, sessiz geline yardım ediyorlardı. Sabah olmasına daha çok vardı. Gidiyor gidiyor, yol bitmiyordu. Sessizliğinin ayak sesleri de sessizdi. Kimseler duymuyor; börtü böcek onun kaçışını adeta sır gibi saklıyorlardı.

— Nihayet yolun sonu göründü, dedi karşısına çıkan yüksekçe şelalenin tepe noktasına gelince. Elindeki yazmasını, içinin acısını geride kalanlara bir mektup olacakmış gibi usulca bıraktı. Yazma kıvrılarak yere düştü, bir yumak gibi oldu. İşte o an, sessiz gelin de sessizce kendini gecenin koynunda çağlayan şelaleden aşağı bırakmıştı.

Ertesi sabah köy halkı yeni gelini aramaya çıkmıştı. Şallı kızın sevdalısı Adil, olayı duyar duymaz koşmuş gelmişti. Öyle ya, kara haber tez duyuluyordu. Şelalenin etrafında aramaya katılanlar arasında olan Adil, kavuşamadan kaybettiği sessiz gelinin yazmasını yerde bulmuş; o da kendini, sevdasının yazmasını boynuna bağlayarak ona kavuşmak ümidiyle şelaleden aşağıya bırakmıştı.

Bir hikâye daha yaşanılmış ve ardında kalanlara ibretlik dersler vermişti…

İlgili Haberler

Karınca ve Biz

okuryazarkitaplar

Ahmet Altan ve 1915 Tartışmaları

Orhan Kemal: Sokağın ve Alın Terinin Yazarı

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...