Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetMasalOkurYazarÇocuklar

Kristal Saray

Kristal Saray

Yazar Sevda Menteş

Uzak bir coğrafyada, haritalarda adı silinmiş bir vadinin tam ortasında Kristal Saray yükselirdi. Gündüzleri güneşi bin parçaya bölerek gökyüzüne dağıtır, geceleri ay ışığını içine çekip kendi kendine parlar, sanki zamanla değil de ışıkla nefes alırdı. Saray camdan yapılmış sanılırdı ama ona dokunanlar bilirdi: Kristal, camdan farklıydı; hatıra tutar, ses saklar, bakışları geri yansıtırdı.

Bu sarayın kapıları herkese açıktı ama içeri giren herkes aynı kişi olarak çıkmazdı.
Vadinin kıyısında yaşayan Elara adında bir kız vardı. Sessizdi, konuşmaktan çok dinlerdi. İnsanların sözlerinden çok, sustuklarında sakladıklarını merak ederdi. Annesi derdi ki:
“Senin gözlerin aynaya benziyor, kızım. İnsanlar sana bakınca kendilerini görüyor.”

Bir gece Elara rüyasında sarayı gördü. Ama rüyadaki Kristal Saray, bildiklerinden farklıydı; ışığı soğuk değil, sanki kırgındı. Kapıları aralıktı ve içeriden kendi sesini duydu. Henüz söylemediği bir cümleydi bu.
Sabah olduğunda vadide bir fısıltı dolaşıyordu: Kristal Saray çatlamıştı.

Kimse buna inanmadı. Kristal kırılmazdı çünkü o, korkuyla değil gerçekle şekillenirdi. Ama Elara içten içe biliyordu: Bir şey kırılmıştı, hem de içeriden.

Sarayın yoluna düştü. Kapıya vardığında kristallerin yüzeyinde yüzler gördü: Tanıdık, yabancı, hatta henüz doğmamış gibi duran yüzler. Kapı kendiliğinden açıldı.

İçeride odalar vardı. Her oda başka bir hikâyeydi. Bir odada insanlar kendi çocukluklarına bakıyor, başka bir odada pişmanlıklar kristal duvarlara çarpıp yankılanıyordu. En derindeki salonda ise büyük bir çatlak uzanıyordu; tam ortasından geçen, sarayı ikiye ayıran ince ama kararlı bir çizgi.

Çatlağın içinde bir kelime titreşiyordu: “Gerçek.”
Saray, yüzyıllardır insanların görmek istemediklerini saklamıştı. Söylenmeyenler, ertelenenler, korkudan yutulan cümleler… Hepsi kristalin içinde birikmişti ve artık taşamıyordu, çatlıyordu.

Elara çatlağa yaklaştı. Kristal onun yansımasını gösterdi ama bu yansıma konuştu:
“Beni susturursan kırılırım.” dedi.
“Beni söylersen değişirim.”
Elara anladı: Saray ondan tamir istemiyordu, cesaret istiyordu.

Ellerini kristale koydu ve ilk kez yüksek sesle konuştu. Korkusunu söyledi. Yalnızlığını. İnsanları memnun etmek için kendini nasıl küçülttüğünü. Sözcükler havaya karıştıkça kristal yumuşamaya başladı. Çatlak genişlemedi; aksine, yeni bir şekil aldı. Kırık değil, desen oldu.

Saray değişti. Sert ışığı yerini sıcak bir parıltıya bıraktı. Odalar kapanmadı ama artık kimseye yük olmuyordu. İnsanlar buraya geldiğinde sadece kendilerini görmüyor, kendileriyle kalabiliyordu.

Elara saraydan çıktığında vadi eskisi gibiydi ama saray artık haritalarda görünüyordu.
Derler ki Kristal Saray hâlâ oradadır. Ve hâlâ parlar. Fakat yalnızca gerçeğini fısıldamaya cesaret edenler için.
Çünkü bazı saraylar onarılmaz.
Söylenerek dönüşür.

Editör: Çağlar Didman

İlgili Haberler

Çağdaş Roman Trendleri

okuryazarkitaplar

İşçi Hakkı Yenilmesin

KÜBRA ÇAKAR

İyilik Hamurumuzda

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...