
Merhaba Hayat (Tefrika Yazı – 1. Bölüm)
AYŞE:
Ben kızıma söyledim, “Bu çocuktan sana hayır gelmez. Gözünde meymenet yok, ne iş yaptığı bile tam belli değil.” dedim. Dinletemedim. Gençler her şeyi bildiklerini sanıyorlar ama fena halde yanılıyorlar. Bazı şeyleri bilebilmek için feleğin çemberinden geçmeye gerek yok; büyüklerinle, aklına güvendiklerinle konuşup fikir alışverişinde bulunursun. Kimse senin düşmanın değil, seni sevdiğinden ayırmak gibi bir düşüncemiz de yok. Yeter ki adam gibi bir adam sev. Nerdeee… Arkadaşıma gidiyorum diye çıkıp o zırtapozla buluşmaya gidiyor. Aklı bir karış havada, burnu da. Allah sonumuzu hayreylesin!
AHMET:
En sevdiğim çocuğum Semra’dır. Tekne kazıntısıdır o, yaşlılık zamanımızın çocuğu. Küçüklüğünden beri burnunun dikine giderdi, hiç değişmedi. Biraz fazla şımarttık galiba, şimdi de sözümüzün hiç kıymeti yok. Ben yaşlandım artık, evden kahveye gidecek kadar bile isteğim yok. Beni ellemesinler, akşama kadar şu divanın üstünde pinekleyeyim. Ne mümkün? Batıyorum gözlerine, temizlik ayağına kışkışlıyorlar beni evden.
Semra çocukken de çok hareketliydi, yerinde duramazdı. İsterdi ki onunla oyunlar oynayayım, parka ve sinemaya götüreyim. İşten güçten başımızı kaşıyacak zamanımızın olmadığı günler, sinema falan hak getire. “Annen götürsün.” derdim ama bizim hanım sevmez sinemayı. Zaman katili diye düşünüyor. “Yalan dolan seyredemem saatlerce.” diyor. Çocuk ne yapsın? İçi kaynıyor masumun. Sokak oyunları pek kesmiyor onu. Aynanın karşısına geçip kızıl saçlarını savura savura taklitlerini yapıyor film yıldızlarının. Çilli suratını şekilden şekle sokuyor. Artis mi olacak, ne?
SEMRA:
Tamer, sana kaç kere söyleyeceğim beni evin önünde bekleme, diye? Konu komşuya rezil oldum. Burası İstanbul değil, küçücük bir kasaba. Arkamızdan konuşmadıkları şey kalmadı. Hafif kız, gözüyle bakıyorlar bana. ‘Uzun saçlı bir oğlan bulmuş, fink atıyor sokaklarda’ diyorlar. Yalan da sayılmaz, sokaklardayız bütün gün. Ne zaman gelip isteteceksin beni babamdan? Bak sabrım taşıyor artık. Almayacaksan oyalama beni, adım çıkmasın iyice. İstanbul dünyanın öbür ucu değil, şuracıkta. Ailen hiç merak etmiyor mu beni, anlatmıyor musun ciddi ciddi evlenmeyi düşündüğümüzü? Yoksa niyetleri yok da sen benden olabildiğince istifade edip kaçmayı mı planlıyorsun? Bak, nereye gidersen git, bulurum seni bilmiş ol.
İstanbul’da yaşamak benim en büyük hayalim. Yeşilçam Sokağı’na yakın bir evimiz olsun. Her gün sinemaya gidelim seninle. İstiklal Caddesi’nde gezelim. Belki bir ünlüyle karşılaşırız orada. Ahhh! Ne müthiş bir karşılaşma olur. Tamer, duyuyor musun beni. Hey! Sana söylüyorum.
TAMER:
Dinliyorum seni bir tanem, dinlemez miyim hiç? Bizimkiler eli boş gelmek istemiyorlar buraya, biraz para tedarik etmeye çalışıyorlar. Mühendis oğullarına layık bir hediye hazırlamakla meşguller. Kolay değil bu devirde çocuk evlendirmek. Sabırlı olmalıyız. Yoksa ben yanımda olduğun halde seni gönlümce sevemediğim için ne acılar çekiyorum, bir bilsen! Merak etme, yakında bu hasret sona erecek, kavuşacağım sana. Aslında başka bir yolu daha var ama nasıl desem… Söyleyince kızarsın diye söyleyemiyorum korkumdan.
Adetlerin canı cehenneme! Ben seni seviyorum, sen de beni. Niye bekliyoruz? Kaçıp gitsek İstanbul’a, orada yıldırım nikâhıyla evlensek, kavuşsam sana. Kar beyazı tenine, çilli burnuna ölüyorum kız, anlasana!
SEMRA:
Hop! Çek ellerini koynumdan, manyak. İyice delirdin sen. Ben anlı şanlı düğünle evlenmek istiyorum canım, düğün yapmadan beni kandıramazsın. Hem bileğime şıngır şıngır bilezikleri, boynuma iki metre kordonu takmadan beni alamazsın. Benim de bir şanım şerefim var. Çağır ananı babanı, gelsinler buraya. Gelinlikçiye yeni bir model gelmiş, bittim görür görmez. Tamer, görsen sen de beğenirsin. Bana nasıl da yakışacak bir bilsen? Hadi gel sana da göstereyim canımın içi, sen de benim kadar bayılacak mısın bakalım?
ZÜLKÜF:
Kız tutturmuş evlenelim de evlenelim diye. Tamer diyor ki; “Bu işleri kolay sanıyor. Hem bakalım ben evlenmek istiyor muyum? Daha yaşım ne, başım ne. İstanbul’da tatlı hayat yaşamak varken niye seninle evleneyim? Benim hayalim başka, sen benim içimden geçenleri bilmiyorsun.” Aynen böyle söyledi ağabey. Kız tam bizim aradığımız türdenmiş. Hele alıp getirsin, onu bir iki denemeden sonra alıştırırız hapa. Onsuz yapamaz hale getiririz. Sonra da sermayemiz olur. Üstünden çok para kazanabilirmişiz, Tamer öyle diyor. Oğlanı paraya alıştırmakla iyi ettik. Şimdi dil döküp kızı kafeslemek onun işi. Bekleyelim biraz daha. Kuş kafese girecek, az kaldı.
ZİYA:
Çok bekledik Zülküf, canım sıkılıyor. Canım sıkılınca ne olacağını en iyi sen bilirsin. Anladın mı? Söyle o beceriksize, burada ona Türkan Şoray gelinliği bulduk, gelip baksın. Beğenirse alacağız. Bu bahaneyle gelir o kız, madem sinemaya âşık… Onu eve götürsün önce. İşi bitirsin. Geri dönme ihtimalini ortadan kaldırırsa bizim sözümüze daha çabuk gelir. Haftaya yeni bir parti mal gelecek, acilen dağıtım yapmalıyız. Torbacıları ayarla, her sokak başına bir erkete koy, gözlerinden uçan kuş bile kaçmasın. Hadi, göreyim seni. Tamer son vuruşu yapıp kızı getirsin buraya, göreyim onu.
URKUŞ:
Ne işi var bu kızın bu evde; 15 kişiyi doyurduğum yetmedi de bir boğaz daha mı ekledin başıma kör olasıca! Canım çıkıyor her gün yemek, bulaşık, çamaşır. Bu da pek çıtkırıldım, elinden iş güç gelmez bunun. Bana sormadan yapma böyle şeyler. Baban sabaha kadar içip akşama kadar baygın yatar. Abin olacak hayırsız üç kuruşumu aşırdı, at yarışında kaybetti. Hiçbirinizden hayır yok bana. Ekmek alırken düşünüyorum nasıl alacağım diye. Köyden gelen bulgur olmasa hepimiz açız. “Her akşam bulgur mu yiyeceğiz?” diyor küçük kardeşin. Ya ne yiyeceğiz? Onu bulduğuna şükret hayvan oğlu hayvan. Ne desem boş, para getiren yok bu eve, ancak karı kız getirin siz.
TAMER:
Merak etme anacığım, yakında paraya kavuşacağız. Bu çıtkırıldım dediğin kız var ya, heh, işte o bize çok para getirecek. Sen bu akşam hele güzel bir yatak ser bize. Kimse olmasın odada bizden başka. Göreyim seni. Yarından tezi yok, Ziya abim bizi bekler. O zaman her işimiz yoluna girecek Urkuş Sultan. Geceye kadar şu kuşu ürkütmeyelim, yeter. Ha, beni mühendis sanıyor, açık etmeyin sakın. Tembihle herkesi. Biliyorum içinden “Pabucumun mühendisi, sen ancak kaldırım mühendisi olursun!” diyorsun. Ne yapalım, Urfa’da Okusfort vardı da biz mi okumadık? Her gün bulgur yiyenin kafası bu kadar çalışır anam.
SEMRA:
Beni niye bu gecekonduya getirdin Tamer? Senin evine gideceğiz sanıyordum. Hem, bundan sonra yaşayacağımız yeri görmeyi öyle istiyordum ki hayal kırıklığına uğradım. Badana yaptıracak zaman mı yoktu. Neyse, yarın gidiyoruz gelinlikçiye değil mi? Demek Türkan Şoray giymiş o gelinliği, hangi filminde giydi acaba? Ben bütün filmlerini bilirim onun.
