Okuryazarkitaplar
Doğadaki Hayat
EdebiyatManşetÖykü

Doğadaki Hayat

Ertan Armağan


Medeniyetimiz yaklaşık yüz elli yıldır günümüz şehir hayatını barındırıyor. Her geçen yıl daha fazla insan şehirlere göçüyor ve topraktan kopuyor. Özellikle büyük şehirlerde herkes birbirine benzemeye başlıyor bir süre sonra. Araçların gürültüsü, havanın kirliliği ve betonların egemenliği altında var olmaya çalışan bir sürü hayat… İnsanı cezbeden çok fazla faktör var; iş olanakları, eğitim şartları, sağlık vb. hizmetler gibi. Bunların sonucunda büyük alışveriş merkezleri doluyor, trafikte saatler harcanıyor, tatil günleri kalabalıklar içerisinde eriyor. Hayat bunlardan mı ibaret peki? İnsana iyi gelen, onun ruhunu onaran şeyler nelerdir?


Bir dağ yolunu tırmanmaya başladığımda arkamda bırakırım bütün sıkıntılarımı ve sorularımı. Yeşilin farklı tonlarıyla karşılaşmaya başladıkça beynimin hafiflediğini fark ederim. Eğimli toprakta rüzgârın yardımıyla dans eden çayırlarla, ormanın kokusuyla, kuşların ve böceklerin korosuyla ayağa kalkarım. Gizli kalmış tebessümlerim ortaya çıkar, kendime daha bir başka gelirim doğanın bağrında. Hangi kafede bulabilirim bu huzuru? Hangi filmde seyredebilirim bu kusursuz güzellikleri? Gürültülü parklarda bulunmaz kırların misafirperverliği; yüksek sesle konuşanlar, telefonundan müzik yayını yapanlar kendimizi dinlemeye engel olur. Bunlardan kaçınmak için en yakın liman ise bir telefon… O da fayda eder mi beynimizi dinlendirmeye? Gecenin karanlığında, gündüzün karmaşasından kaçtığımızı sandığımız anda duyarız, rahatsız edici korna seslerini ve peşinden yine gürültülü müzik sesi gelir kulağımıza.
Hayat denilen kavramı şehirde değil, doğada kucaklayabilirim. Yeşil bir vadinin yolundan giderken duyduğum su sesleri hayatın belirtisidir. Çam kokularını hissederek yaklaşırım akıntıya, yokuşlardan dikkatlice inerim. Suyun sesi daha da artar, davet eder beni adeta süresiz konserine. Artık suyun yanına geldiğimde nemli toprağa dokunurum, elimi soğukluğunda yıkarım. Karşımda gürül gürül akan yeşil-turkuaz bir nehir, arkam beni serinleten ağaçlar, yukarıdaysa masmavi gökyüzü… Ruhum artık daha berrak, kalbim daha neşeli, umutlarım daha belirgin…
Ayaklarım toprakla temas ettiğinde kurtulurum olumsuz düşüncelerden, bir kaplumbağanın yavaş yolculuğunda anlarım sabırlı olmayı. Yüksek dağların doyumsuz manzaralarını izlemek gibisi yoktur. Sıcak bir günde dağın en yüksek kısmı beyaz örtüsünü korurken tüm şehri görürüm. Hem güneşin parıltısında hem de karların uzaktan görüntüsünde hayatın tezatlıklarını anlarım. Gökyüzünü yararcasına uçan şahinden de ibret alırım, saatlerce tek bir av için bekleyen yılandan da. Sessizce duran dağların bağrında anlarım hayatı. Oradan şehir küçücük görünüyor; dertler, stresler ve hedefler zararsız…


Beton veya asfaltın içerisindeki yarıktan bir ağaç filizlenir, kuşlar çatıya yuva yaparlar, yolun yanındaki az bir toprak parçasından karınca yuvaları belirir; bütün bunlar yaşamın döngüsünü anlatır bizlere. Ne yaparsak yapalım doğadan kopamayız, onu özümsediğimiz ölçüde hayatı anlamlı kılabiliriz.

İlgili Haberler

Büyük Umutlar

okuryazarkitaplar

İşçi Hakkı Yenilmesin

KÜBRA ÇAKAR

Dünyada 2025 Nasıl Geçti?

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...