Yazar – Ümmügülsüm Hasyıldırım
Elif, hedefe ulaşmanın verdiği hazla, eline aldığı romanına bakıp gözlerinde tutuklu kalan yağmur tanelerini azat etti. İçindeki boşluğun bir nebze de olsa dolması, ruhuna huzur veriyordu.
Elleri nasırlı, emekçi, sıvacı bir babanın ve temizlikçi bir annenin kızıydı. Sessiz, sakin, içine kapanık, ürkek bir yapıya sahipti. Okula giden arkadaşlarına gıpta ile bakar, o da gidebilmek için can atardı. Ancak anne ve babası okula gitmesini istemiyordu. Sırf okula kayıt olabilmek için günlerce ağlamıştı.
Annesi, kızının gözyaşlarına dayanamayınca arkadaşlarından üç ay sonra okula kaydettirdi. O, okula geç başlamasına rağmen çok çalışıp arkadaşlarıyla birlikte okumayı sökmüş ve onlara yetişmişti.
İlkokul sonrasında, maddi imkânsızlık bahanesiyle anne ve babası, daha fazla okutmama kararı alınca Elif’in ağlama nöbetleri yine başlamıştı. Okuldan mezun olduğu yaz, üç ay boyunca Murat Hâkim adındaki bir hukukçunun çocuklarına bakmış, okul masrafını çıkarırsam belki gönderirler, diye umut etmişti. Gittiği evin sadece çocuklarına bakmıyor, temizliğini de yapıyordu.
Biriktirdiği para ile komşu kızı Meral ablanın okul önlüğünü, diğer komşu kızı Ayla ablanın da bir dönem önceki kitaplarını ve kırtasiye malzemelerini almıştı. Babasını, onlara yük olmadan okuyacağını, her şeyi aldığını söylese de ikna edememişti. Yılmadı, vazgeçmedi. Israrlı gözyaşlarıyla ailesini yine ikna edip ortaokula kaydolmayı başardı. Çok sevdiği, mahalledeki Gizem ablasından sürekli kitaplar alır, okurdu. Sokakta gördüğü eski gazete kâğıtlarındaki bulmacaları çözer, her sayfasını da okurdu. Eski olması değil, okunacak bir yazı bulması önemliydi onun için. Kitap kurdu bir kızdı. Sessiz, sakin, çekingen, biraz da ürkek olduğu için arkadaşlarının arasına pek katılamıyordu. Tek arkadaşı, sırdaşı; kalemleri ve kâğıtlarıydı.
Bir gün kompozisyon sınavında, Türkçe öğretmeni fark etti yazısını. “Kızım, sakın yazmaktan vazgeçme. Bu kâğıdı da sınavdan sonra defterine not al” dedi. İçinde kelebekler uçuştu Elif’in. Öğretmenin bu sözü onu çok mutlu etti.
Daha sonrasında şiirler yazmaya başladı. O günlerde moda olan akrostiş şiir furyasına o da katıldı. Belki kabul görme duygusu belki de kendini gösterme yöntemi mi bilinmez; arkadaşlarının isimlerini kullanarak, akrostiş şiirler yazıyordu.
Derken lise birde, “orman” temalı şiir yarışması düzenlendi. Bu yarışmaya, dosya kâğıdı ve dolma kalem alamadığı için kurşun kalem ve defter yaprağı kullanarak katıldı. Bu detay, birinci seçilmesine rağmen ikinci olmasına sebep oldu. Edebiyat öğretmeni öyle köpürmüştü ki, ancak Elif, “aAacak param yoktu” diyemedi.
Bu sonuç onun için dönüm noktasıydı. Okumayı çok sevdiğinden, her simit parasını kitaplara yatırıyordu. Bu okuma hırsını gören öğretmenleri, ona ödünç kitaplar veriyordu ama Elif’e bu yetmiyordu. Tek hayali edebiyatçı olabilmekti. Ancak kader, onu lise son sınıfta okulu bile bitirmeden evlenmeye zorladı. Henüz on altı yaşında, dayak zoruyla evlilik yaptırıldı. Evlendikten sonra da saklı gizli yazmaya devam etti. İnek gütmeye gidiyor, tarlada çapa yapıyor ama yazmayı bırakmıyordu.
Bir gece şiir yazarken eşine yakalandı. “Vay efendim âşık mıymış, kim olduğunu unutuyormuş, şiir de neymiş,” gibi sözlerle eşi, şiir defterini alıp ocağa atıverdi. Dünyası başına yıkılmıştı. Şiir defterinin yakılması, Elif’i adeta yaz, diye kamçıladı. Daha fazla yazmaya daha fazla okumaya başladı.
Uzun bir zaman sonra memleketleri Yozgat Çekerek’ten, İstanbul’a göç etme karar aldılar. Ona yeni bir umut kapısı açıldığı için daha da heyecanlı yazıyordu.
İstanbul’a taşınmalarından yedi, sekiz sene sonraydı. Kızı ateşli bir rahatsızlık geçirince sağlık problemi sebebiyle bir aile danışmanıyla tanıştılar. Hayatlarının dönüm noktasıydı. Kızının tedavi sürecinde ailecek gidip gelirken eşinin de bakış açısı çok değişmiş, artık onu destekler olmuştu. Bir gün bir şiir yazdı Elif. Eşi çok sevdi bu şiiri ve aile danışanı Ebru Hanım’a gösterdi. Şiiri okuyan Ebru Hanım, hemen Kalemsel dergisini arayıp konuştu ve şiiri gönderdi. Aile danışmanı çok etkilenmiş, “gerisi olup olmadığını” sordu. Elif büyük bir heyecanla, “var!” dedi. Ebru Hanım, “İncelememe izin verir misiniz?”
Kitap yolculuğunun ilk başlangıcı olan bu adım, Elif’in hayali olan edebiyata kapı aralıyordu.
Ebru Hanım, hem eşini hem de Elif’i o kadar çok destekledi ki kitabın her aşamasında yanlarındaydı. “Yazarsın abla, roman daha iyi satar, şiir için halkımız çok bilinçli değil,” dedikçe, içindeki her zaman var olan, başaramama duygusu silindi.
Yazmaya başladığı romanının, ilk önce kendisini bu kadar etkileyeceğini bilmeyen Elif, romanın satırlarında kayboldu. Yaşanmış, gerçek bir hikâye olması, onu bu kadar derinden sarsmıştı. Uzun bir araştırma sonucu romanını tamamlayan Elif, bir yayınevi ile anlaşıp bastırmaya vermişti. Ancak hevesi kursağında kalacağından habersizdi. Tam bir buçuk yıl bekledi. İstanbul’da bir yayınevi ile anlaşmasına rağmen bir türlü alamıyordu kitabını. Büyük bir mücadele sonrasında bir gün biri aradı. “Ben Ankara’dan Serkan, Elif Hanım. Matbaacıyım. Kitaplarınızı bastım ama paramı alamadım. O yüzden emeğe saygı için size bir miktar göndereceğim. Yalnız bandroller adınıza değil. Kendim satışınıza zarar gelmesin diye fazla olan başka bir bandrol bastım. Aslında bu bir suç ama yayınevinin bu tavrına sessiz kalamazdım. Bilginiz olsun.” dedi.
Beyninden vurulmuşa dönen Elif, bir müddet sessiz kaldıktan sonra matbaacıya ödemeyi kendisi yapmayı teklif etti. Fakat adam kabul etmedi. “Siz yayınevine parayı ödemişsiniz. Ücretsiz olan bölümünü sizin emek hakkınız olarak göndereceğim. Benim muhatabım yayınevi. Kitabınız sizin için çok değerli bir eser. O yüzden emek hakkınızı ben gönderiyorum. Kabul edemem,” deyince o da adresini verdi. En azından matbaacı dürüstçe olayı anlatmıştı. Kitaplarının küçük bir bölümü de olsa eline ulaşmıştı, ellerindeydi. Ancak bandrol ona ait değildi.
Dakikalar içinde geçmişine yaptığı bu hızlı yolculuk, Elif’in kendine gelmesine neden oldu. En azından kitabı elindeydi. Sıra kendi ISBN numarasıyla yeniden bastırmaktı. Buraya kadar geldikten sonra vazgeçemezdi. Maraton yeniden başlıyordu.
Editör – Nuray Balcı
Yazarın Kitabı

