Okuryazarkitaplar
DenemeEdebiyatManşetPsikoloji/SosyolojiYaşam

İnsan ve Çağ

Yazar Ayşin Çoban

Her nesil değişimle, her çağ yenilikleriyle gelir. Ve her gelen gideni ne yazık ki aratır. Dünya ekseninde döndükçe zaman ilerler, çağ yenilenir, insanlar değişip evrimleşir.

Peki, insan bu evrimleşmeye ne kadar direnebilir? Elbette çağa ayak uydurmak toplumsal yükselişi teşkil eder. Peki bu getirinin biz insanlardan götürüleri neler olabilir?

Çağın getirileri biraz saf duygularımızı, biraz insanlığımızı eksiltir. Zamanla azalan duygular içsel bir huzursuzluğu çoğaltarak yalnızlığa sürükler. Yalnızlaştırılmış insanlarda toplum
kaygısı azalır, kendi içsel dünyası zarar görmediği müddetçe topluma faydalı bir eylemde bulunmaz. Çünkü o kendi dünyasında pastörize edilmiş, tehlikeden korunmuştur.

Nesiller arasındaki değişim sadece çağ farkı değil, değişen fikir, düşünce ve en önemlisi evrimleşen insandır. Çağın getirileriyle birlikte, toplumsal yaşam biçiminde önem taşıyan
insani hasletlerimiz törpülenebilir. Fıtrat her yontulduğunda, manevi duygularımız zede alır ve toplum kötü yönde etkilenebilir. Sahip çıkmamız gereken merhamet, vicdan, samimiyet ve sevgi insanın özüdür aslında. Her insan özünü koruyup yaşam biçimini çağa uygun olarak sürdürebilirse çağın getirileri toplumsal yaşamı olumlu yönde etkiler. Fakat tam tersi olursa toplu yıkım kaçınılmaz olur. Yukarıda sıraladığımız hasletlerin her biri insani duygularımızdır. Fıtrat gereği muhtaç olduğumuz maneviyat, insanın özü diğer canlılardan ayıran faktördür ve toplumsal düzeni de bu sağlar. Maneviyatın yerini materyalistlik alırsa yani merhametin yerini hırs, vicdanın yerini güç arzusu, sevginin yerini haset alacak olursa insanlığın kaosa sürüklenmesi kaçınılmaz bir sondur. Tarihte ve günümüzde çıkan tüm savaşların başlıca sebeplerindendir.

Maneviyata duyulan ihtiyaç, maddesel arzularla giderilemeyecek kadar insan için gereklilik göstermektedir. Mesela eskiden (biz) vardık, birbirimizin dostu, komşusu, yakını, akrabasıydık. Hâl hatır mutlaka sorulurdu, komşunun külüne muhtaçtık her birimiz.

Başı darda olana yardım edilir, komşusu açken uyunmazdı geceleri. Şimdilerde (ben) kavramına daldık. Çıkar ilişkileri çoğaldı, menfaate bağlandı. Sosyal hayatımızda öyle. Önceleri biz vardık, şimdi ben olarak kaldık. Manevi yüksek bir toplumdan, materyalist sisteme geçince değişti öz değerlerimiz. Kendi ellerimizle icat ettiğimiz araçların bize hizmet etmesi gerekirken, biz onlar için mücadele ettik. Sonra maneviyatımızın zayıflamasına hayıflandık.

İnsani değerlerimizin zayıflamasının topluma bıraktığı olumsuz etkilerini, hep yenilenen çağa gelişen dünyaya yükledik. Oysa dünyayı değiştirende, çağ atladıkça gelişen yine biz insanlardık. Dünya aynı dünyaydı, gün doğudan doğup batıdan battı her zamanki gibi, mevsimler vaktinde geldi, yağmur bahar aylarında, kar kış ayında yağdı, yaz sıcak bahar yine ılıktı mesela.

Dünya eksenini hiç bozmadı, ağaçlar vakti gelince yaprağını döküp vaktinde yeşerdi. Değişen; yükselen binalar, çoğalan araçlar dışında dünya hiç değişmedi. Yani çağın tek suçu zamana uymak, dünyanın ise yörüngesinde dönmekti. Buna suç denilirse tabi.

Hep kaybolan insanlıktan bahsederiz, samimi duygulardan, iyi niyetten ve bu kaybı yenilenen çağa değişen dünyaya bağlarız. Suçlu onlardır biz insanların nazarında. Fakat hiç düşünmedik; ya asıl suçlu onlar değilse. Yani dünya hayatında başrol bizdeydi. Dünya insanlara değil, insanoğluydu dünyaya hükmetmek isteyendi.

Dünya serüveninde başkahraman seçilen insansa, tüm değişim ve gelişimler onun etrafında döner. Farklı hayat hikâyeleriyle dünya üzerinden geçerken, fıtratımızın özü insani ölçülerde kalıp kalmamakla imtihan ediliriz. Kimimiz insani hasletleri koruyabilirken, kimimiz sınavdan kalırız. İnsan olarak yaratılmak seçilmişliktir; insan özünde kalabilmek ise kesinlikle tercihtir. Sınav yine kendi tercihlerimizle değerlendirilir.

İnsan özü sevgiden geçtiği gibi, maneviyat ve iyilikten de geçer. Fakat iç âlemimizde aydınlıklar olduğu kadar karanlıklarda mevcuttur. Ve biz hangisini beslersek baskın gelen o olur. Yani seçim elimizde. Hayat güzergâhında yolumuzu seçmekte yine tekelimizdedir, iç âlemimizdeki iki zıt unsura yön vermekte.

İnce bir çizgidir iyilik ve kötülüğü ayıran her şey bir adım ötesidir, tek adımda yol belirlenir kader çizilir ve en zor olanı da o ilk adımı atmaktır, gerisi zahmetsiz ve kolaylıktır. Sonra iyiliğinde yolları sonuna kadar açılır, kötülüğünde. Yani her şey değişirken sabit tutmamız gereken insanın bizzat kendi özüdür.

Fıtratının gerektirdiği hal üzere olunması, maneviyatına pak temiz duygularına sahip çıkması, aynı zamanda çağın dünyanın gelişimine değişimine engel teşkil etmediği gibi faydalanabilmelidir. Tek seçim hakkımız vardır ya içindeki aydınlık ya da karanlıktır.

Bu iki zıt faktörün bir arada ahengine şahitlik edilmedi, onlar sadece savaşmak ve zıtlaşmak için bir araya gelir. Bu ikisinden insanlığı koruyup kollayanı sabit tutmalıyız işte.

(Hayatı sevmeyi bilmeyenlerin kurallarıyla değil, sevmeyi iyi bilenlerin kanunları yönetmelidir.)

 

İlgili Haberler

Kalbin Işığı

okuryazarkitaplar

Buluşma

okuryazarkitaplar

Geleceğe Mektup

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...