
Yazar Yusuf KAYA
Yaşamak umurumdaydı bir zamanlar.
Bunu şimdi söyleyince bile biraz utanıyorum. Çünkü insan bazı cümleleri sadece gençken kurabiliyor; sonra o cümleler insanın elinde ağırlaşıyor.
O sabah erkenden kalkmıştım. Pencereyi açtım. Antalya’nın o tuhaf sabahlarından biriydi; hava ne serindi ne sıcak, sadece bekliyordu. Sokakta bir kedi çöp poşetini didikliyordu. Bir kadın balkonunu yıkıyordu. Dünya sanki küçük işlerle kendini ayakta tutuyordu.
Ben o günlerde her şeye yetişmek isterdim. Kitaplar alırdım, sanki hepsini okuyacak kadar uzun bir hayatım varmış gibi. Defterler alırdım, sanki içimde anlatılmayı bekleyen büyük bir hikâye varmış gibi. İnsanlarla tanışırdım, sanki içlerinden biri benim kaderimi değiştirecekmiş gibi.
Yaşamak umurumdaydı.
Bir gün bir kadına rastladım. Bir kitapçıda. O da kitapları koklayan insanlardandı. Böyle insanları hemen tanırsınız; kitabı önce kapağından değil, içindeki ihtimalden tutarlar. Kitapçı sessizdi. Rafların arasında dolaşan toz bile ağır hareket ediyordu. Elimde bir kitap vardı ama aslında kitabı değil, içindeki ihtimali tutuyordum. O sırada kadın yanıma geldi.
“Kitap seçmiyorsunuz,” dedi.
“Bekliyorsunuz.”
Gülümsedim.
“Belki de bir kitap beni seçer diye.”
Raflara baktı, sonra sakin bir sesle sordu:
“İnsan neden kitap okur sizce?”
Biraz düşündüm.
“Hayat yetmediği için.”
Kadın başını hafifçe salladı.
“Ben tersini düşünüyorum.” dedi.
“Hayat fazla geldiği için.”
Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Kitapçıların sevdiği o sessizlik.
Sonra ekledi:
“İnsan tek bir hayat yaşar ama kitaplar ona başka hayatların provasını yaptırır.”
Ben de raflardan bir kitabı çekip dedim ki:
“Belki de bu yüzden… bazı insanlar yaşamak yerine okumayı seçer.”
Kadın kitabın kapağına baktı.
“Yok,” dedi, “kimse yaşamaktan kaçamaz.”
Sonra hafifçe gülümsedi:
“En fazla… anlamaya çalışır.”
Bana dönüp şöyle demişti:
“Bazı insanlar kitap okumaz, sadece kitap satın alır.”
Gülmüştük. Çünkü ikimiz de o insanlardandık. Sonra hayat, insanın alışık olmadığı bir hızla akmaya başladı. İnsanlar hayatımdan çıktı, bazıları hiç veda etmeden. Bazı cümleler yarım kaldı. Bazı umutlar, bir bardakta unutulmuş çay gibi soğudu. Bir gün fark ettim. Ben artık kitapçıya gitmiyordum. Yeni defter almıyordum. Sabahları pencereyi açmıyordum. Yaşamak bir görev gibi olmuştu. Bir alışkanlık. Bir refleks.
O gün eski bir defter buldum. İçinde tek bir cümle yazıyordu:
“Yaşamak umurumdaydı.”
Altına uzun süre baktım. Sanki başka biri yazmıştı. Daha genç biri. Daha saf biri. Dünyanın insanı incitebileceğini henüz öğrenmemiş biri. Defteri kapattım. Sonra pencereyi açtım. Sokakta yine bir kedi vardı. Bir çocuk bisiklet sürüyordu. Bir adam ekmek alıp eve dönüyordu. Dünya hâlâ küçük şeylerle ayakta duruyordu.
Ve o an tuhaf bir şey düşündüm:
Belki de insanın hayatla kavgası büyük şeyler yüzünden değil, küçük şeylere yeniden inanamadığı için başlıyordu. Ben pencereyi biraz daha açtım.
Çünkü uzun zamandır ilk defa yaşamak yine biraz olsun umurumdaydı.
