Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Yolculuk 1.Bölüm

Necla KARAYILAN

Üç ayrı beden, üç ayrı düşünce, üç ayrı fikir. Her bedenin kafasında farklı bir fırtına esiyordu. Birbirlerini ikna etme yaşları geçmişti. Tartışmaları iknaya yönelik değil bir konuda uzlaşma yolu bulmak yönündeydi. Sabırları taşmazsa…

Ahmet Bey; Yüz personeli olan bir kurumun müdürüydü. İnce bıyıklı, yumuşak başlı bir görünümü vardı. Odasında, koltuğunda oturduğu zamanlar kibirli bir gururla gerilirdi. Babacan görünmeye çalışıyor ancak aldığı cemaat eğitimi, karşısındaki insanlar arasında ayrım yapmamasına engel oluyordu. Müdür, mesleği gereği takım elbiseli, kravatlı, temiz giyimliydi. Kaşlarının biri yukarı doğru kalkıktı. Dudağının kenarında hep bir gülümseme vardı. Ağzından “Allah” kelimesi hiç düşmediği hâlde personel arasında ayrım yapar, kendi görüşündeki personele daha iyi davranırdı. Kendi görüşünden olmayan personel ağzıyla kuş tutsa beğenmez, yıl sonu sicil raporu notlarını hep düşük verirdi.

Ali Bey; Aynı iş yerinde müdür yardımcısıydı. Orta boylu, kumral saçlı, Alevi, Kürt kökenli, devrimci bir kişiliğe sahipti. Öğrencilik yıllarında verdiği mücadeleden dolayı bedel ödemiş, zorluklarla bu kademeye gelebilmişti. Haksızlıkların karşısında susmaz, haklının yanında olurdu. İşlerini titizlikle yapar, tüm personele eşit muamele ederdi. İş yerinde sendikal çalışmalar yapar, sendika ile iş yeri arasında köprü görevi görür; personelin aydınlanması, haklarını aramaları için onları yüreklendirirdi. İş bırakma eylemlerinde başı çeker, personelin de iş bırakması için konuşmalar yapardı.

Yusuf Bey; Deli dolu, yağmur nereye sağarsa şemsiyesini oraya açan; iri yarı, göbekli, yürürken bir eli sürekli göğsünde, kalın dudakları, iri burnuyla kendinden emin görünmeye çalışan, konuştuğu sözün nereye gittiğini hesaplayamayan, kadınlara karşı aşırı zaafı olan biriydi. İş yerine gelen bazı kadınlar direkt onun odasına girer, sohbet ederler, iş çıkışı birlikte yemeğe giderlerdi. Kadınların onurunu düşünmeden bunu da etrafta böbürlene böbürlene anlatırdı. İş yerinde önüne gelen işleri yapar, kaba kuvvetle çözülmesi gereken konularda devreye girerdi.

Bir eğitim çalışması için Ankara Bakanlıktan çağrılmaları tamamen tesadüftü. Onlara kalsa asla birlikte gitmeyi istemezlerdi, o yolculuğun tatsız geçeceğini üçü de biliyordu. Seçme şansları yoktu, Bakanlıktan gelen emirde isimleri yazılıydı, değiştirilemezdi. Birlikte gitmeleri için resmi bir araba tahsis edilmişti. Beş saatlik yola çıkmışlardı.

Söze Ahmet Bey başladı:

— Selamünaleyküm arkadaşlar.

Ali Bey:

— Selam.

Yusuf Bey:

— Merhaba.

Ahmet Bey:

— Bismillahi rahmanirahim, hayırlı yolculuklar.

Ali Bey, Ahmet Bey’in bu tarz konuşmalarından hazzetmiyordu, cevap vermedi. Yusuf Bey için fark etmezdi, Ahmet Bey’e bakarak gülümsedi. Yolculuk başlamış, ortamda gergin bir sessizlik vardı.

Yusuf Bey neşeli neşeli gülerek:

— Arkadaşlar, yanımızda bir kadın olsaydı havamız değişirdi.

Ahmet Bey:

— “Tövbe tövbe” diyerek başını iki yana salladı.

Ali Bey şakayla karışık gülümseyerek arkadaşının omzuna dokundu:

— Arkadaşım, senin de aklın fikrin kadınlarda. Bir kadın aldın, ondan ayrıldın, ikinci kadını aldın daha uslanmadın mı? İlk eşinden iki çocuk, ikinci eşinin kendi çocuğu, en son ikinizin çocuğu dört çocuklu bir aile oldunuz. Hafiften bir kahkaha attı.

Yusuf Bey hiç kızmadan, alınmadan Ali Bey’e bakarak:

— Ben bu durumdan rahatsız değilim, bilakis çok mutluyum.

Ahmet Bey sadece dinliyordu, yorum yapmadı. Konuyu değiştirmek için:

— Seminerin konusu neydi arkadaşlar?

Ali Bey:

— Sosyal kültürel etkinlikler.

Ahmet Bey biraz düşündü:

— Sosyal kültürel etkinlikler olarak ben kermes yapılması taraftarıyım. Çocuklara etkinlik yaptıracağız diye derslerden geri kalıyorlar.

 

Ali Bey:

— Ben tiyatro, resim sergisi, koro, dergi çalışmaları yapılması taraftarıyım. Etkinliklere katılan çocuklar daha başarılı oluyorlar.

Yusuf Bey:

— Ben folklor, gezi olsun isterim, daha eğlenceli olur. Bu vesileyle hem gezeriz hem eğleniriz.

Ahmet Bey:

— Tiyatro, folklor, gezi olmaz efendim, kızlı erkekli olamaz.

Ahmet Bey sinirlenmiş, yüzünü cama doğru dönmüştü. İşaret parmağıyla dizine vuruyor, kendine hâkim olmaya çalışıyordu.

Ali Bey sinirli bir ses tonuyla:

— Neden olmazmış? Bunlar bizim kültürümüzde var, hem kızlı erkekli olunca ne olacakmış?

Ahmet Bey şimşek gibi bakışlarını Ali Bey’e çevirerek:

— Ne ne olacak, çocukların ahlakı bozuluyor efendim!

Ali Bey sakin bir tavırla:

— Yanılıyorsunuz, ahlakları bozulmaz; bilakis öz güvenleri artar, birbirlerine karşı saygı duymayı öğrenirler.

Ahmet Bey parmaklarını şakaklarına bastırdı, kaşlarını çattı:

— Siz çocukları kendinize benzetmek istiyorsunuz. Bizim İslam kültürümüze ters düşüyor. Tiyatro olsa bile manevi değerleri zedelemeyecek, örf adetlerimize ters düşmeyecek eserlerden olmalı.

İlgili Haberler

Hayatın Yorgunluğu

okuryazarkitaplar

Postmodernizm ve Türk Edebiyatındaki Etkileri

okuryazarkitaplar

Rüveyda

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...