Yazar Ümmügülsüm Hasyıldırım
Buharlaşan zamanın zerresinde tutsak kalmak gibi hayat. Gal-u Belada kabul ettiğimiz yol belki de. Külli iradeye, cüz-i irademizle tercihimiz.
Yüreğinin terazisi şaşmaya görsün. Bir varmış bir yokmuş hesabı yaşam. Bir bakışa mahkûm, bir gülüşe esir olursun. Sonra da bir damla suda boğulursun. Yananla yanmayı, kananla kanmayı bileceksin. Sevdiğini rıza dairesinde, O’nun için seveceksin. Helâl dairenin keyfe kâfi olduğunu idrak edeceksin.
Kâinata dünya, dünyaya insan derç edilmiş. Akletmeyi akledelim, diye. Hani her iyiliğin içerisinde bir damla kötülük, her kötülüğün içerisinde mutlak bir damla iyilik vardır ya. Aslında kıyası kıyas edebilmek için. İyiyi kötüyü ayırt edebilmek için. Güzeli çirkini fark edebilmek için. Zıtlıklar çıkarmaz mı güzellikleri ortaya. Denge zıtlıklarla kurulmaz mı?
İmtihan dünyası dediğimiz şu zemin yüzünün, iniş ve çıkışları bir yaşam değil mi? Nizam ve intizam üzere olan hayatın güneşinin doğması için, gece olması gerekmez mi? Baharın gelmesi için karın – kışın, yazın gelmesi için çiçeklerin açması, böceklerin ortaya çıkması gibi. Öyle ya, bir varmış bir yokmuş olan hayatımızda acıları görmeden huzurun tadını almak mümkün mü?
Hani:
“Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz”
diyor ya Nâbî; yaşamın, hayatın özeti gibi.
“Şu yeryüzünde hayatın hem acılarını, ölümünü, zorluklarını gördüm hem de doğumunu, huzurunu, mutluluğunu, neşesini gördüm.” diyor. Ve hakeza bizler, “Hayatın neşesini de kederini de rüzgâr gibi akıp giden zamanın hızını da gördük.” derken teslimiyetin neresindeydik ki. Rüzgârı kadere benzeterek hayatın değişkenliğini vurgulamak maharet işi. Üstadın da dediği gibi: “Dünya bir imtihan yeri; kazanmak da var kaybetmek de. İşte cüzi irade tam da burada devreye giriyor. Kaza ve kader takdirdir ancak kişinin kendi tercihidir.”
Anda tutuklu zaman. Doyumsuzluk, ebed hayranlığından. Zaten yaradılış gayemiz değil mi imtihan. Hakikat perdesi aralanınca hayaller susar, gerçekler konuşur. Hastalıklar, sağlığın kıymetini bilmek içinse eğer yaşadığımız zorlukların hikmetinin farkına vardık mı? İnsan sevgiye doymaz ya hani, doymak istemez. Fıtratımıza sevginin derç edilmesinden, hamurumuzun sevgiyle yoğrulmasından değil de nedir?
Haktan gelene rıza göstermek değil mi düsturumuz. Ondan gelene tevekkülle teslim olup yine onun şefkatine sığınmak olmalı muradımız.
Belki ben bir Eyüp aleyhisselam değilim, bir Hz. İbrahim, bir Hz. Yunus, bir Hz. Yakup değilim. Ancak onlar benim rehberim. Yol göstericim. Tutunmam gereken dalım. Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca misali. Ateşi söndüremesem de tarafım belli olur. Olmasın mı?
Ümmügülsüm Hasyıldırım
